AKŞAM GAZETESİ | Gürkan Hacır | 2010-01-31
Atatürk gibi İsmet İnönü de hep 'diktatör' olmakla suçlandı... Bu suçlama en son Başbakan Erdoğan'dan üstü kapalı şekilde geldi. Komünist avı başlatıp, azınlıklara Varlık Vergisi getiren İnönü, Başbakan süren Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçti... İşte, İsmet Paşa'nın günahları ve sevapları
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın üstü kapalı 'Diktatör' diye suçladığı İsmet İnönü gerçekten demokrasi karşıtı mıydı? Milli mücadeleye nasıl ve hangi koşullarda katıldı? Hayatını gün be gün deftere yazmasına rağmen neden soyadını aldığı ünlü İnönü savaşlarının olduğu yıllar günlüklerinde yok? İlk siyasal kamplaşma onun devrinde mi yaşandı? Ölümünden önceki son yılında, Atatürk'ün yok saydığı bir isimken, 11 Kasım günü nasıl oldu da ekseriyetle Cumhurbaşkanı seçildi? İlk çok partili seçimlerimize hile nasıl bulaştı?
ERDOĞAN HAKLI MI?
Başbakan Erdoğan, 'Bize 'Türkiye tek parti diktatörlüğüne gidiyor' iftirasını atanlar önce aynaya bir baksınlar. Bu ülke tek parti diktatörlüğünü CHP'yle yaşadı ve o diktatörlük döneminde CHP'nin il başkanları aynı zamanlarda o ilin valisiydi, belediye başkanıydı. Ayıp oluyor ayıp, kendinize çeki düzen verin' dedi. Yani, Başbakan Erdoğan, 2.Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü'ye üstü kapalı da olsa 'Diktatör' suçlamasında bulundu. Son günlerin flaş milletvekili CHP'li Muharrem İnce de 'Başbakan aslında Atatürk'e diktatör diyecek de dili varmıyor' diyerek tartışmayı daha da genişletti. Peki, Erdoğan'ın söylediği doğru mu? Yani İsmet İnönü gerçekte bir diktatör müydü?
YA ANADOLU'YA GİT YA DA...
Milli Mücadele günlerinden başlayalım. Ne de olsa İsmet Paşa, Milli Mücadele kahramanımız olarak bilinir. Ama Milli Mücadele'nin ilk günlerinde İsmet Paşa o kadar da kararlı değildir. Özbekler Tekkesi ve Menzil hattından Anadolu'ya subay kaçıran ilk örgütlenme Karakol Cemiyeti'ydi. İstanbul'daki bütün subaylar bu irtibat noktasından karakol cemiyeti başta olmak üzere gizli örgütlenmelerin aracılığıyla Anadolu'ya geçiyorlardı. Ama İsmet Paşa, Anadolu konusunda kararsızdı. Karakol yöneticileri bir türlü İsmet Bey'in çekingenliğini kıramadı ve 7 gün göz hapsine aldılar. Daha da doğrusu alıkoydular; 'Ya Anadolu'ya gideceksin ya da ayağımıza dolanmayacaksın' dediler.
İsmet Paşa Anadolu'ya ne zaman geçti peki? 9 Nisan 1920'de. (1920'nin Ocak başında bir iki günlüğüne yaptığı Ankara ziyareti ile karıştırmayın) Yani, Milli Mücadele için bütün örgütlenmeler tamamlanmış Erzurum ve Sivas kongreleri bitmiş ama en önemlisi İstanbul'daki Meclis, 16 Mart'ta, İngilizler tarafından
basılıp dağıtılmış ve Ankara'daki Meclis'in hazırlıkları tam sürat
devam ettiği bir zamanda...
İKİNCİ ADAMDI
İsmet Paşa, Milli Mücadele'ye en son katılan olmasına karşın Cumhuriyet kadroları içinde hemen sivrildi. Atatürk'ün sağlığında, onun son yılına kadar, hep ikinci adam olmayı başardı. Şevket Süreyya Aydemir'e bakacak olursak İsmet Bey, o günlerde Kazım Karabekir Paşa'ya 'Bir çiftlik alalım ve çiftçilik yapalım' teklifini yapıyordu. Şevket Süreyya Aydemir, İsmet Paşa'ya kontrollü yaklaşır. Her ne kadar kişisel sohbetlerinde Paşa'yı soranlara yazdığı 'İkinci Adam' kitabının ilk harfini kapatarak muziplikle cevap verse de İsmet Paşa'ya saygısı vardır. Ama Çerkes Ethem ile Rıza Nur'un İsmet Paşa için yazdıkları yenilir yutulur gibi değildir. Tedbirli okumanızı tavsiye ederim. Devam edelim.
PAŞA'NIN DEFTERLERİ
İsmet Bey subaylık günlerinden kalma bir alışkanlıkla hep günlük tuttu. Bu günlükler Yapı Kredi yayınları tarafından 'Defterler' adıyla Aralık 2001'de yayınlandı. İnönü hemen her şeyi kısa şifreler halinde küçük takvim yapraklarına not etmişti. Örneğin bir gün içinde şu notları görmek mümkündü:
'İngiltere elçisiyle toplantıÖ Heyet-i vekile... Erdal'a matematik çalıştırılacak, Ömer'in diş ilacını unutma..!'
Bütün bir hayatını kısa kısa notlarla kayda geçiren İsmet Bey, en önemli yılları atlamıştı. Ona soyadını armağan eden 1. ve 2. İnönü Savaşları'nın olduğu yıllar günlüklerde yoktu. Defterler 1919'un 11 Aralık'ın da kesiliyor ve
16 Nisan 1922'de tekrar başlıyor, hayatının sonuna kadar gidiyor. Acaba İsmet Bey cephede kağıt kalem mi bulamamıştı? Neyse... Konumuzdan uzaklaşmayalım: Paşa diktatör müydü değil miydi?
AZINLIKLAR SÜRÜLDÜ
Bugünden bakınca İsmet İnönü elbette diktatördü. Hem de en sert diktatörlerden biri sayılabilirdi. Ama o günkü emsallerine bir bakınca
bu suçlama insafsızlık olur. İsmet Paşa tam anlamıyla tek adam olduğu 1938 - 1950 yılları arasında Almanya'da, Fransa'da, İtalya'da kimler iktidardaydı ona bakmak gerekir: Hitler, Mussolini, Franko... Onlarla kıyaslayınca elbette İsmet Paşa demokrasiye inanan bir devlet adamıydı. Aşkale'ye gönderilen azınlık mensubu vatandaşlarımıza, Varlık Vergisi'ne, Yirmi Kura Askerliğe hiç değinmiyorum. Onlar savaş yıllarının hemen her ülkede yapılan uygulamalarıydı. Özellikle Savaş Vergisi.
BAŞBAKAN'I SÜRDÜ
Ama İsmet Paşa'nın yönetiminde belki de Cumhuriyet tarihimiz
boyunca görülmeyen uygulamalarda yaşandı. 1944'teki ırkçılık-turancılık davası ile 1944'deki komünist avı onun döneminde yapıldı. Sağ-sol ideolojik kamplaşması ilk o yılda filiz verdi. 1 Aralık 1945'te, belki de basınımıza karşı girişilen en vandal saldırı olan Tan gazetesi baskını yine İsmet Paşa'nın döneminin ürünüydü. Tek muhalif organı susturma gayreti olarak tarihimize geçti. Tarihimizde ilk kez görevdeki bir Başbakan Cumhurbaşkanı tarafından sürgüne gönderildi. İlk defa bu sayfalarda okumuştunuz, ayrıntısıyla tekrar etmiyorum. Başbakan Şükrü Saracoğlu, ırkçılık-turancılık tutuklama furyası başlamadan önce İsmet Paşa tarafından Bursa'ya gönderildi. Hem de yanında Genelkurmay 2.Başkanı Salih Omurtak ile birlikte yani 'mevcutlu' bir haldeÖ Dönüşünde tekrar Başbakanlık görevine devam etti. (Aynı Saracoğlu futbol tutkusunu da İnönü'ye değişemiyordu. Klasik müzik konserlerini sevmemesine rağmen zorunlu olarak her hafta gidiyordu, Cumhurbaşkanı emriyle!)
PAŞA'NIN İKİLEMİ
Atatürk 'Ebedi Şef' olarak bilinmişti. İsmet Paşa kendine hemen bir unvan buldu: Milli Şef! Kurucu önder olarak paraların üzerinde yer alan Atatürk fotoğraflarının yerini kendi fotoğrafları aldı. Evet, Türkiye'nin modernleşmesi ve gelişmesi için yadsınamayacak hamleler yaptı ama dediğim dedik bir lider fotoğrafının da önüne geçemedi. Köy Enstitüleri sevap hanesinin en parlak sayfasıydı ama yeteri kadar savunamadı. Toprak reformu en ilerici çıkışıydı arkasında duramadı. Türkçe ibadet, halkevleri, tarikatlarla pazarlık İnönü'nün hep taviz verdiği konular oldu. Cumhuriyet ilkeleri ile Hakimiyet-i Milliye ikilemi arasında kıvranıp durdu.
SEÇİM KOMEDİSİ
Çok partili demokrasiye geçme sancılarımız da İsmet Paşa'nın hanesinde yazılıdır. Özellikle 1946 seçimleri. İlk çok partili seçimlerimiz tam bir komedidir. 1946 seçimleri açık oy, kapalı tasnif esasına göre yapılan bir seçimdi. Erdoğan'ın söylediği gibi zaten kaymakamlar CHP ilçe başkanı, valiler ise il başkanıydılar. Seçim gözlemcileri sandık heyetleri aynı zamanda CHP'nin yöneticileriydi. Bir de bu koşullarda açık oy verme ve kapalı tasnif yapıldığını düşünün. 1946 tiyatrosuna seçim demek çok güçtür. Dünyaya karşı yapılmış bir gösteriydi sadece. Mersin'in Aslanköy'ü ise bu seçimlerin sembol yerlerinden biri oldu. Seçim sonucunda 'Bütün oyları CHP aldı' açıklaması yapılınca köyün kadınları direnişe geçip sandıkları teslim etmediler ve bu yüzden tutuklandılar.
EĞLENCELİ DESPOT
İsmet Paşa'nın en eğlenceli 'despot'luğu spor alanında oldu. Atatürk'ün yaveri Cevad Abbas Bey ve Galatasaray'dan ayrılan Yusuf Ziya Öniş tarafından kurulan Ateş-Güneş Futbol Kulübü İsmet Paşa'nın hışmına uğradı. 4 Temmuz 1937 de 1-1 biten olaylı Galatasaray-Güneş maçından sonra İsmet Paşa her iki kulübü de kapatma tehdidinde bulundu. Ama Paşa'nın asıl derdi muhalefet odağı olarak gördüğü Güneş'i kapatmaktı. 1937 de iktidarı devrettiği Celal Bayar da ondan geri kalmadı. Akıllara durgunluk veren bir yöntemle Güneş'i milli kümede şampiyon yaptı. Atılan golün, yenilen gole bölünmesiyle hesaplanan dahiyane bir averaj sistemi icat etti ve Güneş şampiyon oldu. Oysa Güneş 34-8 averajı vardı. Beşiktaş'ın 44-12, Fenerbahçe'nin ise 40-10... Ama atılan gol yenilen gole bölününce Güneş şampiyon oldu. Atatürk'ün ölümünden sonra İsmet Paşa hemen Güneş'i kapattı.
ABD'YE HİÇ KARŞI GELMEDİ
Şu anki CHP kadrolarının hep gururlanarak anlattığı 'İsmet Paşa, 1950 gecesi sırtında paltosu elinde çantasıyla Köşk'ten inmesini bildi' sözleri yanıltmasın. Çünkü başka seçeneği yoktu. Artık sandıktan ne çıkarsa kabul etmek gerekiyordu. İktidarı devretmek zorundaydı. Çünkü Amerika, Türkiye'ye yeni bir rejim ihraç etmişti. Uzak müttefikin dediği olacaktı. İsmet Paşa hayatı boyunca - bilinenin aksine- Amerika'ya hiç karşı gelmemişti.!