AKŞAM GAZETESİ | Tuğçe Tatari Evliyagil | 2010-01-31

kategori2

Ertuğrul Özkök'e uyarı

Bu yılın medyada yaşanan en 'beklenen' ama aynı zamanda da en 'şaşırtıcı' olayı, Ertuğrul Özkök'ün görevden ayrılması oldu. Aslında hepimiz uzun zamandır 'Özkök görevden alınacak' söylentilerini hem duyuyor hem de okuyorduk. Ertuğrul Özkök'ün, 'Her an görevden ayrılabilirim çünkü çok yoruldum' iması taşıyan yazıları da bu konunun hep gündemde kalmasına sebep oluyordu. Ve işte bir süredir planlanan 'görevden alma' hamlesi gerçekleşiverdi. 20 yıl. Dile kolay. İnternet sitelerine düşen ayrılık haberi, bir yandan 'medyada şok gelişme' hissiyatına uygun biçimde karşılandı, bir yandan da üzüntüyle...

KEŞKE DEVAM EDEBİLSEYDİ
Ben ne Ertuğrul Özkök'le çalıştım ne de kendisiyle arkadaşlık ettim. Tanırım elbet kendisini ama özel bir bağımız yoktur. Buna rağmen ayrılışı gözlerimin dolmasına, içimin kararmasına, 'Yahu ne olacak bizim mesleğin hali' endişesine düşmeme sebep oldu... Eminim aklı başında tüm medya çalışanları aşağı yukarı aynı duyguları yaşadılar. 'Mesleğe müdahale ediliyor' endişesini taşıdım. Ama benim esas derdim şuydu: Ertuğrul Özkök mesleğin en kalifiye, en kaliteli, en parlak adamlarından biri. Hayata bakışı, renkliliği, zekası, yaratıcılığı tartışılmaz. Çok iyi bir gazeteci...
Yani bulunması zor adamlardan... Onun bir gazetenin başında olması hepimiz için, meslek için bir çıtayı temsil ediyordu... Yanılıyor muyum? Kimler gördük, kimlerle çalışmak durumunda kaldık bu sektörde. Hal böyle olunca tanımasanız da, yerinde kalmaya devam etmesini istersiniz Ertuğrul Özkök'ün. 

İTİRAF EDİYORUM: SIKILDIM BEN
Tamam, üzüldüm. Tamam, meslek adına endişelendim. Tamam, bir haksızlık yapıldığını düşündüm... Tamam, gidişattan tedirgin oldum... Ama şimdi biraz sıkılmaya başladım. Her gün Ertuğrul Özkök'ü öven yazılardan, sekreteriyle yapılan röportajlardan, hayatında yer edinmiş insanların fikir beyanlarından, karşılaştırmalardan... Hepsinden ama hepsinden sıkıldım. Niye mi sıkıldım?  

'KOLTUK' DEĞİL KENDİSİ KIYMETLİYDİ
Sıkılmama sebep biraz da Özkök'tür. Elbette Ertuğrul Özkök gibi birinin pozisyonunu kaybetmesinin ardından bu tür yazılar yazılacak, anılar dökülecek, çok ses çıkacaktı. Tüm bunlar yaşanırken Ertuğrul Özkök'e yakışacak tek tavır sessiz kalmaktı... Ama görevi bırakma yazısıyla başlayan ve devam eden 'Evet artık görevde değilim ama...'lı cümleler, 'Görevden alınmayı hiç takmıyorum' derken aslında ne kadar da taktığını yansıtan imaj çizmeler olmayacaktı... Ertuğrul Özkök gibi bir adamı 'kıymetli' kılan, işgal ettiği koltuk değildi ki... O zaten kıymetliydi... Onun gidişiyle asıl kaybeden koltuktu... 

BİRAZ UZAKLAŞMANIN TAM SIRASIYDI
Madem aylar önce 'Çok yoruldum her an gidebilirim' mesajları vermeye başladı, o zaman yorulmuş gibi yapmalıydı. En azından bir süre yok olmalı, sessiz durmalıydı. Seyahatlere gitmeli, 'Bırakın şu yayın yönetmenliğini falan... Ben artık hayatımı yaşıyorum' demeliydi... Yeni bir maceranın samimi olarak keyfini çıkardığını yansıtmalıydı. Ama o ne yaptı? Hep 'Ben görevden ayrılmış olabilirim ama hala etkinliğim, gücüm yerinde' mesajlarını vermeye gayret etti büyük bir ustalıkla. 'Ben şu devrimi yaptım, ben medyaya şu kavramı soktum, ben şunları becerdim' demeye başladı daha şimdiden...

NE GEREK VAR BUNLARA?
Sosyal ortamlardaki muhabbetlerinde, yazdığı yazılarda, çıktığı televizyon programlarında alttan alta hep bunlarla meşgul oldu. Oysa hiç gerek yoktu bunlara... Bunlar deniliyordu zaten. Yazılıp  çiziliyordu. Ona düşen sessiz kalmaktı. 'Yayın yönetmenliği', Ertuğrul Özkök gibi biri için sadece bir pozisyondur. Özkök, kendisini bu pozisyonla tanımlayacak, var kılacak biri değil ki... Bu pozisyon bittiğinde Özkök yeni bir hikayeyle çıkar ortaya. O cool bir adamdır. Cool durmalıdır. Aksi takdirde işin kıymeti, yüksekliği düşer. Böyle bir tehlike baş gösterdi galiba... Bu tehlikeyi hatırlatma görevi de bana düştü.