AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2010-02-03

kategori2

Kriz kurtları

Kapitalizmin her krizi aslında kozların yeniden paylaşıldığı bir oyundur. Kriz sonrası tüm dengeler değişir. Hem ülkeler hem şirketler açısından kriz öncesi ve sonrası tablo farklıdır. Şirketler açısından bakıldığında; birçok sektörde iflaslar, birleşmeler, satın almalar görülür. Bazı oyuncular yeni döneme güçlenmiş olarak bazıları zayıflamış olarak girerler. Bazı oyuncular ise sahneden tamamen çekilir, yerine yenileri gelir. Ülkeler itibarıyla da durum farklı değildir. (Dubai, İzlanda gibi.) Oyuncu ister ülke olsun ister şirket, krizden sonra onu neyin beklediğini belirleyecek olan iki temel faktör vardır: Krize hangi durumdayken girdiği ve kriz sürecinde izlediği politika.
Kriz anlarında temkinli davrananlar, eğer sağlam sermaye yapıları varsa, fazla küçülmeden ama aynı zamanda fazla büyümeden süreci atlatırlar. Kriz anlarında rakiplerinin korkularından ve temkinliliğinden faydalanıp yırtıcı politikalar izleyenleri ise iki son beklemektedir. Aldıkları risk ya onları batırır, ya da kriz öncesine göre kat be kat güçlenmiş olarak yeni duruma merhaba derler. Fakat krizde belki Ali kazanır, belki Veli kaybeder ama totale baktığınızda net kayıp vardır ve genelde kaybedenler daha fazladır.
İşte bu kaybedenleri avlamak kriz kurtlarının işidir. Kireçle balık avlama metoduna benzetirim ben bunu, vahşiliğinden. Suya kireci atarsınız, kirecin haşladığı balıklar suyun yüzüne çıkar ve onları toplarsınız. Kriz dönemlerinde de sermayesi büyük olan şirketler, kireçte haşlanmış balıklar misali can çekişen şirketleri yok pahasına satın alır. Bu satın almalar ve birleşmeler sayesinde cüsselerine cüsse katan şirketler, kriz sonrasında piyasada daha az oyuncu kalmasını da fırsat bilir ve yollarına devam ederler. İlave olarak ölçek avantajı sayesinde maliyetleri daha da düşer. Piyasada az oyuncu olduğu için (Oligopol veya Monopson bir yapı içinde) işgücünün, ürünün veya hizmetin fiyatını da büyük oranda kendileri belirler.  Daha ne olsun. Anadolu'da işi iyi olanlar için kullanılan bir deyim vardır; 'Senin işin Almanya'dan iyiymiş' derler.
Kriz sürecinde ABD'de irili ufaklı 120 banka batmış bugüne kadar. Sırf bankacılık sektörünün kaybı 200 milyar dolar civarında. Bu bankalardan bazıları millete akıl veriyordu düne kadar. Herkes onların ağzının içine bakıyordu yatırım kararları alırken. Dağıttıkları aklın yarısını kendilerine saklasalar daha iyi olurmuş. Lehman Brothers, Merrill Lynch, AIG grubu (sigorta) gibi küresel devler battı bu krizde. Bazı Polyannalar da krizin bu yönünü öve öve bitiremezler. Kriz çürükleri ayıklar sağlamları bırakırmış, bu da herkes için hayırlı olurmuş.
İyi de büyük olan şirketler küçük olanlara göre daha düzgün iş yapar diye bir kaide mi var?
Tam tersine son küresel kriz gösterdi ki asıl haltı büyük şirketler yemiş. Hatta bunların muhasebe hileleri, spekülatif yatırımları ve dizginlenemeyen kar hırsları bizzat küresel krizi tetiklemiştir diyebilirim. Oysa herkes için hayırlı olan iş dünyasının şeffaf olması, genel kamu yararının korunarak, irrasyonel ve reel ekonomiden kopuk politikaların engellenmesidir. Dolayısıyla kamunun denetim ve gözetimine tabi tutulamayacak kadar aşırı büyük olandan daha hayırlıdır makul büyüklükte olan. Hayvanat bahçesinde maymunlar tepişirse sadece gürültü olur, ama filler tepişirse zarar ziyan büyük oluyor maalesef. 
Bir de az gelişmiş ülkelerde her hükümet sonrası kağıtlar yeniden dizilir. Ancak burada pek kural mural olmadığı için, iktisat teorisi içinde açıklanabilir yanları azdır. Orta oyunu gibi bir şeydir; figüranları vardır, talanı, yalanı ve rüşveti bolcadır, çerçeve dışı bu duruma yine de demokrasinin tecellisi denmektedir.