AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2010-02-03
Hiçbir öngörüsü tutmayan 2009 yılı bütçesinden sonra, doğrusu 2010 bütçesinin daha gerçekçi olmasını beklerdim. En azından beklentileri, piyasa güvenini kazanma yönünde oluşturmak için bütçenin gerçekçi olması gerekirdi. 286.9 milyar liralık bütçe gideri, 236.7 milyarlık bütçe geliri ve 50.1 milyarlık bütçe açığı öngörülmüş. Ne yazık ki; 2010 yılı bütçesinin bu temel büyüklülerini inandırıcı bulmadığımı söylemek zorundayım. Eğer başka bir hesap yoksa yüzde 3,5 büyüme öngörülerek vergi gelirleri yüzde 18,2 oranında artırılamaz. Çünkü vergi gelirleri ile artan milli gelir arasında doğrusal ve güçlü bir ilişki vardır. Yok, eğer 2010 yılında vergi oranlarının artırılması ya da 2008 ve 2009 yılları için bir vergi affı düşünülüyorsa onu da bilemem.
Ancak kurumsal büyük yatırımcılar ve vergisini ödeyen dürüst mükellefler için en büyük sorun, işte bu bilinemezlik ve kayıt dışılık ortamında faaliyette bulunmaktır. Vergileme adaleti şaşmış, bütçe tahminleri tutmuyor, vergi oranları artabilir ya da bir vergi affı çıkabilir. Peki, böyle bir toz duman içinde; tasarruf sahipleri ve yatırımcılar nasıl karar vereceklerdir?
Daha trajik komik olan, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suçla Mücadele Dairesi Başkanı Antonio Maria Costa'dan gelen açıklama oldu. Costa, küresel mali kriz sırasında dolaşan tek yatırım anaparasının uyuşturucu ticaretinden elde edilen para olduğunu ve geçen yıl onlarca bankanın kara para aklayarak kendilerini batmaktan kurtardığını söyledi. Aslında bu açıdan bakıldığında, bizim Maliye eski Bakanı Sayın UNAKITAN'ın da ne kadar uyanık olduğunu görmüş oluyoruz. Gerçi hükümette harcandı ama bıraktığı yasa hala ekonomik yarar sağlamaya devam ediyor. Varlık Barışı diye bir yasa çıkardı. Bu yasanın elbette kara parayla direkt bir ilgisi yok. Ancak Varlık Barışı Yasası kapsamında ciddi miktarda bir servetin Türkiye'ye gireceğini ya da beyan edileceğini düşünüyorum. Bunun ne kadarı ak ne kadarı kara orası ilgililerin işi. Fakat yasanın hedefi, kayıtdışı servetlerin milli ekonomiye kazandırılması olarak tanımlanmış bulunuyor. Bu arada hatırlatalım: Varlık Barışı Yasası'nın ana maddelerinden yararlanma süresi 31.12.2009' da sona eriyor.
Türkiye ekonomisinin geleceğine ilişkin yol haritası; bütçe dışında daha önce açıklanmış olan Orta Vadeli Plan, Merkez Bankası' nın ve Hazine'nin yaptığı tahminlerde de sancılı görünüyor. 2010 yılında Merkezi Hükümet'in toplam 200,3 milyar TL borç geri ödemesinde bulunacağı açıklandı. Bu rakam bir önceki yıla göre yüzde 35 civarında bir artışa tekabül ediyor. Özellikle iç borç anapara geri ödemelerinde ciddi bir artış var. 2009'da 88 milyar lira olan iç borç anapara geri ödemesinin, 2010 yılında 138 milyar liraya ulaşacağı tahmin ediliyor. Bu durumda faiz oranlarının halihazırdaki düşük seviyelerde seyir etmesi mümkün olmayabilir. Bu da finansman yükünün daha da artacağı anlamına gelir.
Gerek bütçe giderlerindeki artışın yüzde 7,6 ile sınırlandırılmış olması, gerekse kamu finansmanında artan oranda zorlanacak olmamız, 2010 yılında ekonomide bir genişleme ve canlandırma hedefinin olmadığını göstermektedir. Bu durumun yoksul kesimler, ücretliler, esnaf ve istihdam üzerinde ağır olumsuz sonuçları olacaktır. Sadece kayıtdışılıkla oynamak ise, ekonomiye uzun vadede istikrar değil, istikrarsızlıktan başka bir şey getirmez. Bugün IMF' ye ihtiyacımız yok diye fiyaka satıyor olmamız bir şeydir ama yarın daha kötü koşullarla IMF'ye muhtaç olmamak şartıyla...