AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2010-02-03

kategori2

Yoksulluğun beslediği kader kutsal mı?

Kapitalizmin bütün krizleri önce yoksulluğu ve işsizliği artırır. Son zamanlarda küresel krizden çıkış emareleri görülse bile en zor iyileşmenin istihdamda olduğu görülüyor. Az gelişmiş ülkelerde ise durum daha da vahimdir. Çünkü işsizlik ve yoksulluk sorunları; bu ülkelerde etkinliği olmayan sosyal güvenlik uygulamalarıyla, cehalet ve eğitimsizlik sorunlarıyla birleşerek nitelik değiştiriyor. Bugün, dünyanın sosyal ve siyasal olarak en istikrarsız bölgelerinin tümünde açlık, sefalet ve cehaletin had safhada olması tesadüf müdür? Afganistan'ı bir de bu gözle inceleyin yaşanan trajediyi göreceksiniz.
TÜİK, Türkiye'ye ilişkin işsizlik verilerini ilk kez iller bazında açıkladı. 2008 yılı baz alınarak yapılan bu çalışmanın özetini aktarmak istiyorum. İşsizlik oranının en yüksek olduğu il yüzde 22,1 ile Şırnak oldu. Onu, yüzde 20,5 ile Adana ve yüzde 18,3 ile Hakkari izliyor. Keza istihdam oranının en düşük kaldığı iller Siirt (yüzde 22,3), Diyarbakır (yüzde 22,7) ve Şırnak (yüzde 23,2) olarak sıralandı. Göç ve tarım istihdamı verileri dikkate alınmadan yapılan bu çalışmada yine de önemli ip uçları var. Diyarbakır'da beş bin ailenin gıda yardımına muhtaç olarak yaşadığı haberi bile tek başına Güneydoğu'daki yoksulluğun ulaştığı boyutu gösteriyor.
Madalyonun bir de çocuklarla ilgili bölümüne bakalım. TÜİK'in 2006 yılında yaptığı en son çocuk işgücü anketine göre; Türkiye'de 6-17 yaş arasında toplam 16 milyon 264 bin çocuk bulunuyor. Bunların 958 bini ekonomik bir işte çalışırken, 7 milyon 4 bini ev işlerinde çalışıyor. Ev işlerinde çalıştırılan çocukların 4 milyon 289 bini kız.
Çoğunuz her gün sokakta mendil satan, ayakkabı boyayan çocuklara rastlıyorsunuzdur. Bunların bazıları henüz beş-altı yaşında. Çoğu doğu ve güneydoğudan iş ve aş için kopup gelmiş. Sokakta mendil satanları görüyoruz da, peki ya görmediklerimiz... İzbe imalat atölyelerinde çalışanlar, Çukurova'nın kızgın güneşi altında kavrula kavrula pamuk toplayanlar... Okula gitmesi, parklarda bahçelerde neşeyle koşuşturması gereken çocukların hiç de azımsanmayacak bir kısmı maalesef ekmek parası peşinde koşuyor bu ülkede. Karnını doyuracak bir iş bulamayanlarsa; biraz daha büyüdüklerinde, onları da her gün gazetelerde asayiş haberleri içinde görürüsünüz. Ya bir yankesiciliğin ya da bir kapkaçın faili olarak...
Bağımsız Eğitimciler Sendikası tarafından yayınlanan 'Çocuklarımız ve Şiddet Raporu'na göre; eğitim oranı ve ekonomik durumu yüksek olan ailelerde çocuğun ruhsal ve fiziksel gelişimine özen gösterildiği, eğitim oranı ve ekonomik durumu düşük olan ailelerde ise çocuğun ruhsal durumuna aldırış edilmediği ve çocuk üzerindeki şiddet oranının arttığı belirtiliyor. Maalesef, yoksul aile çocukları geçim derdinin üstüne sokakta da şiddete ve tacize maruz kalabiliyorlar. Yoksul bir ailede dünyaya gelmiş çocukların engellen(e)meyen kaderi mi dersiniz, sosyal devletin çöküşü mü dersiniz, sebep ne olursa olsun durum trajik. Yoksulluk nedeniyle çalışmak zorunda kalan bu çocuklar bir süre sonra okuldan da ayrılmak durumunda kalıyor. İyi bir eğitim alamayan çocuk büyüdüğünde de iyi bir iş bulma fırsatını baştan kaçırmış oluyor. Netice, yoksulluk girdabı.
En az üç çocuk yapalım ama çocuklarını yetiştiremeyen bir ülkenin geleceği olabilir mi? Sefalet ve eğitimsizlik sosyal, hatta siyasal sorunların da en önemli sebebidir. Daha önemlisi ve tehlikeli olan ise sefaletin aynı zamanda bir sonuç olmasıdır. Bu kısır döngüyü az gelişmiş yoksul ülkelerde hatta aynı ülkenin gelişmemiş bölgelerinde de izliyoruz. Yoksulluğun beslediği bu kader kutsal mı ki onu bir türlü kıramıyoruz? İşte siyasetçi o ki, bu alanda başarılı olabilsin...