AKŞAM GAZETESİ | İ.Hüseyin Yıldız | 2010-02-03
Yarın yılın son günü. Rejim kaygıları, Ergenekon, küresel ekonomik kriz ve son olarak açılımla geçen oldukça hareketli bir yıl oldu herkes için. Önemli bir olay daha tam olarak anlaşılamamış, enine boyuna konuşulamamışken yenisi meydana geldi. Yeryüzünde bu kadar hareketli gündemi olan başka bir ülke yoktur herhalde...
Geçen yıl konuştuğum Avrupalı bir iktisatçı Türkiye'yi çok sevdiğini söylemişti. 'Neden?' diye sordum. 'Burası kadar dinamik bir laboratuvar olamaz. İster iktisatçı ol, ister siyaset bilimci, ister sosyolog; bu kadar malzemeyi hiçbir yerde bulamazsın' dedi. Hatırlıyorum da, benzer bir ifadeyi Aziz Nesin de, Türkiye'deki mizah malzemesinin bolluğu için kullanmıştı. Hatta bizde tek bir malzemeden birden çok sonuç da devşirebilirsiniz.
Örneğin son günlerin en popüler olayı, Sayın Bülent Arınç'a subayların suikast hazırlığı yaptığı iddiasını nasıl değerlendireceğiz? Buradan derin siyasi komplolar, ciddi kurumsal ve sosyal gerilimler, heyecan verici polisiye diziler, hatta önemli hukuksal ve demokratik sonuçlar çıkarabiliriz. Ancak buradan Türkiye'ye özgü müthiş bir kara mizah çıkarsa da şaşırmayın.
Herhangi bir Avrupa ülkesinde bu kadar çok manşetlik olayı ve malzemeyi bir arada bulmak mümkün değildir. Bizim memlekette ise her gün bunların yüzlercesi olur. Yine de benim ülkemde her şey olur ama hiçbir şey olmaz. Bir süre sonra da artık heyecan duymamaya başlarsınız, her şey sıradanlaşır gözünüzde ve gündelik hayatınız devam eder.
Neyse, biz yeni yıla dönelim. İnsanoğlu ne tuhaf değil mi? Gelen yılın bitenden daha iyi olması için hiçbir rasyonel gerekçe olmadığını bile bile umutlara kapılırız. 1 Ocak neden 31 Aralık'tan daha iyi olsun ki? Tersi de geçerli ama yeni başlangıçlar yaratmak, güzel günler için hayal kurmak ve umut etmek insanca bir şey olsa gerek...
İnsanlar yeni yıla girerken biten yılın bir muhasebesini yaparlar. Özellikle ekonomik gidişat için rakamlar daha önemlidir. Uzun uzun muhasebe yapmaya gerek yok, yeni yıla nasıl bir vaziyetle girdiğimizi özetlemek yeterli olacaktır. Son verileri ve önemli birtakım göstergeleri değerlendirelim. Gerçi 2009' un gerçek vaziyetine dair göstergelerin açıklanması için daha bir süre beklememiz gerekecek ama olsun. Biz elde ne varsa ona bakalım.
Son açıklanan sanayi işgücü istatistiklerine göre sanayi istihdamı geçen yıla göre % 9,6 düşmüş durumda. Yine üç aylık ticaret-hizmet göstergelerine göre bu sektörlerde ciro geçen yıla göre % 3,6 azalmış. Tüketici güven endeksi 78,4'e düşmüş. İşsizlik oranı tarım dahil 13,4, tarım dışı 16,9. İhracat ekim ayı itibarıyla 83 milyar dolar civarında, iyimser tahminle sene sonunda 100 milyar doları bulacak. Kısacası durum hiç de parlak değil.
Tüketim istenilen seviyelere gelmiyor ve buna bağlı olarak da üretim ve istihdam artmıyor. İşsizlik sorunu azaltılabilmiş değil. Had safhaya çıkmış olan siyasi belirsizlik ise kanımca 2010 yılı için bizi bekleyen en önemli risk unsuru. Belirsizlik ortamında bankalar istedikleri kadar kredi faizlerini düşürsünler, ne tüketiciler kredi almak istiyor ne de iş dünyası yatırım yapma gayretinde. Tüm istihdam teşviklerine, düşük faiz oranlarına rağmen çarklar istenildiği ölçüde dönmüyor, dönmeyecektir de.
Sözüm ona krize çok hazırlıklı yakalandık, sağlam bir bankacılık sektörü, mali disiplin vesaire vesaire. Peki öyleyse, neden krizden en çok etkilenen ülkelerden biri olduk? Çünkü artık ne tüketiciler ne de iş dünyası geleceğe güvenle bakabiliyor. Sonuç olarak istikrarın ve güvenin olmadığı bir ortamda ne yaparsanız yapın uyguladığınız politikalar istediğiniz sonuçları vermeyecektir. Bu da yetmiyormuş gibi bir de her gün türlü türlü kara mizah üreterek, ekonomik kriz ortamına yeni siyasi ve sosyal istikrarsızlıklar eklemeye devam ediyoruz. Yeni yılda daha aklıselim muhasebeler yapma umuduyla, herkesin yeni yılı kutlarım...