AKŞAM GAZETESİ | Esin Gedik | 2010-02-07
Rakamlar, Türkiye'de kadınların işgücüne katılım oranının arttığını gösteriyor. İşgücü derken, sigortalı olarak yani kayıtlı çalışan kadın sayısından söz ediyoruz. Oysa milyonlarca kadın, sigortasız olarak atölyelerde, tarlalarda üretmeye, çalışmaya devam ediyor. Hiçbir şey yapmıyorsa evde 'ucuz işgücü' olarak çalışıyor. Kadınların çalışma oranı yüksek olan ülkelere 'modern' diyoruz ama göz ardı ettiğimiz bir gerçek var ki, dünyanın her yerinde 'çalışan kadın' olmak iki kere ezilmek demek.
Bu iddiayı güçlendiren bir kitap yayımlandı kısa bir süre önce. Ekonomi Muhabirleri Derneği'nin çıkardığı 'Süper Kadın, Süper Zor' adlı kitap, çalışan kadının hem maddi hem de manevi olarak nasıl tacize maruz kaldığını gözler önüne seriyor. Filiz Bingölçe'nin yazdığı kitapta farklı kentlerde 55 kadınla yapılan görüşmelere yer veriliyor.
Kadınların ortak sorunu, kazandıkları parayı evliyse kocasına, bekarsa babasına vermek zorunda olmaları. Ankara'da bir kamu kuruluşunda çalışan kadın memur, 'Bizim kurumdaki tüm kadınların bankamatikleri kocaları ya da babalarında' diyor. Rakamlar da bunu doğruluyor, kadınlar dünyadaki özel mülkiyetin sadece yüzde birine sahip, yani onlar kazanıyor erkekler harcıyor.
İşte kitaptan bir örnek:
41 yaşında üniversite mezunu, iki çocuklu Ankara'da bir kamu kurumunda memur olan Gülşen, habersiz bankadan para çektiği için kocasının iş yerine gelerek kendisini dövdüğünü anlatıyor. 'Kendi zevkime göre giyinemedim, istediklerimi alamadım. Kadın evliyse kendisinin değil, kocasının hayatını yaşıyor. Arabamız vardı ben almıştım onun üzerineydi.
'Ev ve araba kocamın üzerine'
Maksude, 46 yaşında, Rize'nin bir ilçesinde ölü yıkayıcılığı yaparak hayatını kazanıyor. 'Benim sigortam yok, evim arabam yok. Evimiz, arabamız eşimin üzerine. Biz de kızlar miras da almaz' diyor.
Diyelim ki daha 'modern' düşünen bir baba ya da eşiniz var. Bu sorun bitti demek değil, çünkü bir de işyerleri var. Yine kamuda çalışan bir kadın anlatıyor: Bazı kamu kurumlarında geleneksel prensip kararı nedeniyle erkek üst mertebeye atanırken kadın atanmıyor.
Ülkedeki 25 müsteşarın hepsi erkek, 85 müsteşar yardımcısından sadece 3'ü, 139 genel müdüründen sekizi kadın. Türkiye'de öğretmenlerin yüzde 40'ı kadın olmasına rağmen, Milli Eğitim Bakanlığı'nın tepesindeki 27 bürokratın hepsi erkek. Aynı durum özel sektör için de geçerli. Örneğin medya... Gazete ve TV'lerde çalışan kadın sayısının yüksek olmasına karşın yönetici kadrolarında hep erkeklerin olduğunu görürsünüz. Uzay çağı, teknoloji falan diyoruz ama kafalar hala ortaçağda. Kadınlar olarak hem evde hem sokakta daha örgütlü olmalıyız.