Bu ağır sahada, kötü hava koşullarında oynanan futbola şapka çıkarılır.
Helal olsun iki takıma da.
Denizli savunma yapmadı.
Fenerbahçe ise söke söke maçı kazandı.
Oyunun başından sonuna kadar kazanma hırsı on numaraydı.
Hele ikinci yarıda.
Topu rakip kaleye yığma, kazanma arzusu, rakibini hata yapmaya zorlayan anlayış mükemmeldi.
Emre süper futbol oynadı.
Başını öne eğdiği vakit sinirlenen, oyundan düşen Emre, tekmelere, hakemin yanlış kararlarına rağmen küsmedi, kızmadı, tam tersine hırslanarak futbolunu daha da büyüttü. Cristian, Vederson, Santos da canını dişine takan oyunculardı.
Ama en önemlisi; Özer ile Gökhan Ünal'ın oyuna girdikleri andan itibaren oynanan futboldu.
İkisi de takımın temposunu yükselttiler.
Özer'in attığı gol F.Bahçe'nin kader anı oldu.
Hedef olacak birçok kişiyi ipten aldı. Şampiyon olacağım diyen Fenerbahçe'nin bir engelini de aştı.
Ya Gökhan Ünal!
Ben bu takımda banko oynarım diye bağırıyor.
Sorun şu;
Alex'in olmadığı bir yerde Özer niye elli sekiz dakika kulübede oturtulur!
Sakatsa, niye on sekiz kişilik kadroya alınır.
Sağlamsa neden ilk on birde oynatılmaz.
Sahaya çıkarken moralsiz olduğu yürüyüşünden belli olan Güiza'ya forma verilirken, Antalya maçında olumlu sinyaller veren yeni transfer Gökhan neden oynatılmaz.
Önemli olan bu sorulara sağlıklı cevap vermek.
Bir de.
Lugano ile Bilica'ya dikkat.
Fizik gücü, hırsı en üst düzeyde olan iki futbolcu; böyle zor şartlarda oynanan maçlarda patlama yapmaları yerine çok hata yapıyorlar. İkisinin arasında yardımlaşma, kademe hiç yok.
Uyumsuz bir ikili gibi görünüyorlar.
Yılın transferi M.Topuz'da en ufak bir kıpırdanma yok. Takıma tempo da getiremiyor, heyecan da. Oysa böyle maçlarda ön plana çıkıp; takıma güç vermesi gerekir. Sıradan bir oyuncu gibi.
Ve en önemlisi Fenerbahçeli futbolcular çok ucuz kart görüyorlar.
Sonuç mu!
F.Bahçe hırsı ile kötü hava şartlarını, Denizli'yi, hakemi de yenerek çamurdan üç altın puan çıkardı.