Tarihin tuhaf anları vardır. Ben şanslı bir gazeteci olarak o anlara birkaç kez tanık oldum... Bunlardan biri 1993 yılında yaşandı. 22 yaşımdaydım. Sevgili Cumhurbaşkanım Turgut Özal ile röportaj yapmak üzere Ankara uçağına bindiğimde heyecandan ellerim titriyordu. Ama koltuğa oturup elime gazeteleri aldığım zaman heyecanı saç diplerimde hissettim. PKK ilk defa 'geçici ateşkes' ilan etmiş ve 'Silahsız Çözüm Önerileri' gazete sütunlarında konuşulmaya başlanmıştı.
Ayrıcalıklıydım. Bir saat sonra Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile randevum vardı. İşte o röportajda gündemin ortasına düşen bu sıcak gelişmeyi konuşabilirdim.
Bir nevi 'açılım taslağı' gibi olan bu tarihi röportajda, Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın zihninde bir 'çözüm modeli,' bir 'açılım projesi' olduğunu fark ettim. Aksi takdirde, bu kadar sıcak bir konuda aşağıda okuyacağınız cevapları vermesi imkansızdı.
Eski model bir teyple bu konuşmaları kayda geçirdim. Zaman zaman yaverinin müdahaleleriyle zihnindeki çözüm modelinin ayrıntılarına girmekten uzaklaştıysak da, genel bir çerçeve çizebilmişti.
Bana ayrılan süreyi, özel kaleminden uyarıldıkça, 'bu genci çok methettiler' diye uzatabildiği kadar uzattı. Gençlere ilgisi çok yüksekti. Sanki o benim düşüncelerimi merak ediyor, sanki o röportajcı o gibiydi. Bu sevgili cumhurbaşkanımı benim son görüşüm, onun da verdiği son mülakat oldu. Çıktığı Orta Asya gezisinden sonra onu kaybettik.
Geçen zaman zarfında Türkiye atmosferi çok değişti. Ama bugün 'demokratik açılım'ı tartışırken, 17 yıl önce kaybettiğimiz sevgili Cumhurbaşkanımın perspektifinin ve öngörülerinin de katkıları olacağına, en azından bu kadar vaktin nasıl kaybettirildiğini sorgulatacağına inanıyorum. Bu yüzden, bu uzun mülakatın ilgili konu başlıklarını tartışma gündemine sunmak istiyorum.
'Çözüm; vatan, millet, Sakarya hikayeleriyle olmaz'
'Türkiye'nin bu meseleyi çözmesi lazım. Daima ayağınızın altında bir büyük taş; sizi götürmez bir tarafa... Birçok taraftan da şu veya bu biçimde gagalanırsınız. Çözülecektir, çözülmeye mahkumdur. Türkiye'nin büyümesini, ilerlemesini, gelişmesini düşünen herkes, çözüme yardımcı olmalıdır. Bu çözüm, artık vatan millet Sakarya hikayeleriyle olamaz. Burada mantıklı, geçerli, değişen dünya şartları içerisinde çözümümüzü oturtmamız lazım. Ama Türk milleti-Kürt milleti gibi bir ayrıma katiyen gidemeyiz. Biz netice itibarıyla hepsine Türkiye Cumhuriyet vatandaşı diyoruz.'
IRAK ÇÖZEMEZ, BİZ ÇÖZERİZ
'Bu mesele çözülür. Sabırlı olursak, zaten Türkiye o kadar güzel entegre oluyor ki... Bakınız Irak entegre olamıyor. Türkiye böyle değil. Türkiye'de çoğumuz ekseriyetle aynı mezhepteniz. İkincisi, hareket halinde Türkiye. Göç hareketi ile zaten yüzde 60-65'i Ankara'nın batısında oturuyor. Biz bu meseleyi çözeriz. Ben öyle görüyorum. Bu arada kanlı hadisleri önlemek lazım.'
VALİLER DE SEÇİLEBİLİR
'Türkiye'de genel olarak valiler seçimle gelirse, hangi bölgede hangi halk seçerse o seçilir. Biz o bölgeye Belediye Reisi'ni dışarıdan mı tayin ediyoruz? Yarın eğer valiler de seçimle gelirse, (bazıları bunun karşısındadır, ama bir oturup düşünmek lazım) o takdirde hangi bölgeden seçiliyorsa o insanlar seçilir. '
TÜRK KİMDİR?
'Türk dediğiniz kimdir? Orta Asya'dan geldik diyoruz değil mi? Peki bakıyorum orada Türk olarak bir grup yok. Orada Azeri var, Türkmen var, Özbek var, Kazak var, Kırgız var. Nerede Türk?
Göç edenler de isim itibarıyla Özbek ve Türkmen boyları ağırlık olarak. Biz bunlara Oğuz boyları diyoruz. Türk kelimesi hatta bir tarihçinin yazdığına göre o bölgede oturan insanların tümüne yabancı kavimlerin verdiği isim.
Bugün dikkat ederseniz, Avşar derler, Türkmen derler. Bunlar orijinal isimleri. Osmanlı'nın Kayı aşireti de öyle bir Oğuz boyudur. Biz bunun hepsine birden, Osmanlı içerisinde veya Türkiye Cumhuriyeti içerisinde yaşayan herkese Türk demişiz. Yoksa, aslında Türk dediğiniz zaman da onu spesifiye etmeniz lazım. Türkmen mi, Özbek mi, Avşar mı? '
BAŞKANLIK SİSTEMİ BİRLİĞİ SAĞLAR
'Parlamenter sistemden Başkanlık Sistemi'ne geçersek, bu Parlamento'nun kalkması değil, Parlamento'nun denetleme görevini, yani asli görevini yapması demektir. Hadisenin geliş tarzına bakarsanız, Parlamento'nun kuruluşu bir nevi Kralı konrol için oluyor. Halkın vergileri kontrol için kurulmuş. Ama bu sefer Parlamentolar kendileri Kral olmaya başlamış ve icra ile yasama birbirine karışmış. Halbuki normal sistem, hele bizim gibi ülkelerde, biraz da tabiatı icabı milli yapısı çok çeşitli yerlerden gelen bir ülkede parlamentoda birtakım tıkanıklıklar, zorluklar vardır. Gruplaşmaların çok olacağı bellidir. Hatta şehirlere, hatta bölgelere dayalı gruplaşmalar da olabilir. Şu mahzuru da gördüm, parlamenter sistemin esas itibarıyla icranın denetlenmesi vardır. İcrayı iyi yapabilmek lazım. Bugünkü parlamenter sistem bu denetlemeyi iyi yapamaz. Çünkü koalisyon olarak dahi olsa Parlamento'ya parti grupları hakim olur. Ancak azınlık hükümeti olursa olur. O da mümkün değil. Bu vaziyette hükümetin aleyhine bir denetleme o Parlamento'dan geçmez. Bizim zamanımızda da böyleydi. Bu sistemin önemli mahzurlarından biri budur. Yasama yapan Parlamento'nun icradan tamamıyla ayrılması lazım. Bu nasıl olacak? Başkanlık sistemi olmadığı zaman, hükümet parlamento içinden seçiliyor. Bakanın hep iki vasfı var, ya devlet adamı vasfı ya siyasetçi vasfı. Benim tecrübem şunu gösterdi, Parlamento'da siyasi vasıf hep ön plana çıkar. Halbuki başkanlık sisteminde devlet adamı vasfı ön plana çıkar, çünkü seçilme endişesi yoktur. O cumhurbaşkanı ile gelir, onunla gider. Bu olduğu zaman devlet adamı vasfı ön plana çıkar. Bir nevi 'check and balance'tır... Bu sistem Amerika'da 200 senedir çalışıyor. Fransa ise 5. Cumhuriyeti yaşıyor. Tam bir istikrara kavuşamamış, dönmüşler bir nevi yarı başkanlık sistemine. Türkiye'nin şartları bakımından bu noktaya gitmesi lazım. Halkın seçeceği başkan nihayetinde iki kişi arasından seçilecektir ve orada birlik meydana getirilebilir. '
Millet mefhumum, bize okulda öğretildiği gibi değil
'Benİm millet mefhumum bize okullarımızda öğretilen gibi değil, belki size de öğretilen gibi değil. Irkı, dini, dili bir olanlar milleti meydana getirirler diye öğretilmiştir. Ben o kanaatte değilim. Bunlar farklı olabilirler. Netice itibarıyla aynı gayeden heyecan duyan insanlar demektir millet. Bir spor müsabakasında, ya da bir bir Nobel mükafatı kazanılmasında aynı heyecanı duyabiliyor musunuz, o millete mensupsunuz. Bu vatandaşlıktır ve o toprağı sevmektir. İnsanları sevmektir. Bütün vatandaşları da kendisi gibi kabul etmektir. Böyle bir anlayışınız varsa, hoşgörü anlayışınız da varsa, biz bir millet oluruz. Daha modern bir millet oluruz.'
ARKAİK YAZARLAR VAR
'Basınımızda benim tabirimle arkaik devirde kalmış yazarlarımız var. Onlar bu gibi şeylerin serbestçe konuşulmasından hoşlanmıyorlar ama onlar artık okunmuyorlar. O devrin kapandığını ben artık görüyorum. Belki en önemli reformumuz budur. Türk toplumu ilk defa sorgulayabiliyor.
AÇILIMLAR
Buraya Giresun'lu bir grup geldi... Ben hayret ettim, Topal Osman Ağa'yı soruyorlar. Halbuki bu konuşulması yasak olan konulardan biri. O onların bir kahramanı. Bunun itibarını iade edebilir miyiz, gibi düşünceler var. Olur olmaz o ayrı, ama üzerinden 70 küsur sene geçtikten sonra bu konuları toplum sorgulayabiliyor. Bu büyük bir hadise.
Bugün benim belki şöyle söylemem lazım; bir fikir ve düşünce, düşünceyi ifade hürriyeti en önem verdiğim hürriyettir. Yaptığımız en önemli devrim altyapı hizmetleri değil; düşünce hürriyeti, zihniyet devrimidir.'