Bir buçuk sene önceydi... Georgetown'daki meşhur Nathan's Bar'da Amerikalı bir haber kaynağımla sohbet ederken konu Washington DC'deki düşünce kuruluşlarının senaryolarına geldi. 'Burada her gün o kadar çok senaryo konuşuluyor, üzerinde çalışılıyor ki Türkiye hepsini duysa her gün orada olay çıkar' dedi...
Türkiye bu senaryolardan birini duymuştu... Yasemin Çongar imzalı bir haber günlerce tartışılmış, Genelkurmay'ın onu kınamasına kadar varmıştı. Washington DC'deki Hudson Institute yakından takip ettiği Türkiye hakkında bir 'felaket senaryosu' hazırlamıştı. Çongar da bu senaryoya ulaşıp haberleştirdi.
Peki neden Amerika'nın başkenti için alelade olan bir senaryo Türkiye'de ortalığı birbirine kattı? Çünkü Çongar'ın haberini yazış, sunuş biçimi, içinden çıkardığı unsurların tek bir amacı vardı: Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak...
Burada bir parantez açmak şart. TSK'yı yıpratmak için işaret fişeğini çakan kişilerden birinin Çongar olması ilginç. Çongar'ın eşi CIA çalışanı. Bilindiği, bugüne kadar Türkiye'de darbeler hep CIA desteğiyle yapılırdı, Paul Henze 'Bizim çocuklar yaptı' diye gururlanırdı. Neden şimdi CIA'in 'gelini' askeri sistematik bir şekilde hedef alıyor? Tesadüf mü?
Dahası bugünlerde 'askeri darbe' tehdidinden çok 'sivil darbe' tehlikesi var Türkiye'de. Bu da ister istemez 'CIA artık Türkiye'de darbe yapmak için ittifak mı değiştirdi?' sorusunu da gündeme getiriyor.
Neyse...
Gelelim bugüne...
Taraf gazetesi 'Balyoz' adlı darbe planını açıkladığı ilk gün haberin altında üç imza vardı. Biri Yasemin Çongar'ındı... Hemen ertesi gün TSK'nın kendi içinde yaptığı bir seminerin kayıtları olduğu anlaşılan bir metni darbe planı gibi sunan, o gün bugündür de gündemi değiştiren kişi Yasemin Çongar oldu... Yine bir 'senaryo' yine bir Çongar haberi...
Dünyanın her yerinde bu gibi senaryolarda tek bir kural var: Uçuş serbest... En akla hayale gelmeyecek, en ütopik, uçuk senaryolar bile göz önünde bulundurulur.
Binlerce kuruluş çeşitli ülkelerde darbe olursa, Obama'ya suikast düzenlenirse, Putin öldürülürse ne olabileceğine dair senaryolara kafa yoruyor.
Dün, Milliyet'ten Fikret Bila'ya konuşan Çetin Doğan TSK'nın 'Tatbikat Semineri' sonucunda birliklerin yeterli olmadığı sonucuna vardıklarını ve planda değişiklik yaptıklarını söylemiş. Tatbikat Semineri'nin amacı, savaş çıktığında irticai tehdide karşı önlem almak...
Kimileri Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu gibi 'iç meselelerle' neden uğraştığını da tartışmaya açıyor. Bakın bu durumu da Sedat Ergin dünkü Hürriyet'te nasıl özetlemiş: 'Yasalar Türk Silahlı Kuvvetleri'ne iç tehditle mücadele etme yetkisini tanıdığı sürece TSK'nın Milli Güvenlik Siyaset Belgeleri'ndeki tehdit algısı çerçevesinde bu tür senaryolara ve bunlardan yola çıkarak planlama çalışmalarına girişmesi kaçınılmazdır.'
Benim anladığım kadarıyla mesele tam da TSK'nın bu görev tanımında kilitleniyor. Birileri istiyor ki TSK iç meselelerden, iç güvenlikten ve iç tehditlerle uğraşmaktan elini çeksin, gücü sınırlansın, görevi yeniden tanımlansın. Yakın geçmişe baktığımızda siyasi söylemde polise atfedilen aşırı önem de bundan bağımsız düşünülebilir mi acaba?
Elbette, TSK'nın görev tanımı tartışmaya açılabilir. Hatta 'iç tehdide' yönelik sorumluluklarına da kısıtlamalar getirilebilir, Türk ordusu güncellenebilir. Bütün bunları orduyu yıpratmadan, demokratik yollar ve kanallarla tartışmak mümkün.
Oysa yapılan haberler iyi niyetin ve fikir tartışmasının çok ötesinde bir amaç taşıyor. Adeta TSK'ya karşı topyekun bir savaş, TSK'nın tamamen ortadan kalkıp yeni bir ordu kurulması özlemi...
Ve bütün bunların da bir organizasyon şeması çerçevesinde ilerlediği anlaşılıyor... Haberler de birbirinin aynısı, haberlerin altında isimleri bulunan aktörler de... Maalesef bazı isimler, basının önemli kesimleri, yıllarca asker mağduru olmuş kimi gazeteleciler de kandırılıyor, kullanılıyor.
Bakalım 'bizim çocuklar' bu sefer neyi başaracak...
Milliyet'te bedava Gülen reklamı
Birkaç gündür Milliyet'in Cadde ekinde Brezilya'nın Sao Paulo kenti hakkında aydınlatıcı yazılar çıkıyor... Hava nasıl, nasıl gidiliyor, ne yenir ne içilir... Bu yazıların sponsorunun bir kozmetik firması olduğunu ise dün öğrendik... Sao Paulo'nun anlatıldığı yazıların bir yanına kozmetik firması, genç müdürü ve ürünlerle ilgili 'gözlemler' de sıkıştırılmıştı...
Ancak 'gizli reklam' sadece bu değil... Bir gün önce kozmetik firması tanıtılırken, dün de Milliyet Cadde'de yarım sayfa Fethullah Gülen reklamı vardı. Sao Paulo'daki Gülen okulu hakkında 'Evet önyargılıyız bu okula karşı ama dünyanın bir yerinde okul açmak ciddi bir organizasyon işi' diye o 'alıştığımız dilde' bir izlenim...
Gülen'in dünyanın herhangi bir yerinde okul açması haber mi artık? Zaten her bir kıtada varlar. Defalarca gazeteciler bu okulları ziyaret etti, haberler yapıldı. Hatta bu uğurda kitaplar bile yazıldı... Bayram değil seyran değil, durup dururken Sao Paulo'daki okulu tanıtmak niye?
Mesela Rusya'da yok Gülen okulları: Asıl haber neden Rusya'da olmadıkları. Neyse...
Zaten sanırım amaç haber falan yapmak değil... Bu reklamla birilerine, bir yerlere mesaj yollamak, fark edilmek. Malum, bugünlerde meslektaşlarımızın motivasyonlarını daha çok medya dedikoduları, yeni medya patronu adayları hakkında fısıltılar falan belirliyor. Gülen okulları hakkında yazmak da el kaldırıp 'Ben buradayım' demenin, pozisyon belirlemenin en zararsız yolu.
Hadi hayırlısı...