AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2010-02-09

kategori2

Ömer Uluç, kalbinin etrafında dönüyordu

Yılbaşı gecesi, Türkiye'nin büyük ressamı Ömer Uluç ve zarif eşi gazeteci-yazar Vivet Kanetti'nin evinde tıpkı bir Fransız filmindeki gibi flash-back'e düşmüştüm... 17 yaşımdaydım (1988) ve neredeyse hayatın bütününün felsefe, sanat ve edebiyattan ibaret olduğuna iman etmek üzereydim. Bütün vaktimi okuyarak, sergiler dolaşarak ve 'büyük ustalar'la sohbet  ederek geçiriyordum.
İşte o büyük ustalardan biri, İkinci Yeni diye bilinen 'sivil şiir'in en güçlü temsilcisi Ece Ayhan; Ömer abi  ve Vivet ile tanıştırmıştı beni. O vakit adı Victoria olan bir meyhanede toplanılır ve Halveti dervişlerinin diliyle, 'kuru kuruya muhabbet' edilirdi.

***
Gerçekte, şimdi...
Uyanış ile Ömer abinin Setüstü'ndeki kaptan köşkündeydiz ve yılbaşı yemeğine biraz geciktiğimizden o tatlısını yememiz için bizi ikna etmeye çalışırken biz ona Hindistan'dan gelmiş ve üzerine Sanksritçe 'Om Mani Padme Hum' (Ey kutsal lotusun içindeki mücevher) sözü ve bir üçüncü göz kazınmış bir taşı hediye etmeye çalışıyoruz.
'Felsefe Taşı,' diyor biri. 'Felsefe Taşı' diye tekrar ediyor.  Tekerlekli sandalyesinde saat 12 olduğunda 'Akademisyen Deniz' ile dans ediyor... Birazdan uyuyacak...
Ve uykuya dalarken, 'Uçtan uca yaklaşık yüz bin ışık yılı uzunluğunda ve yavaş yavaş dönen bir yıldız kümesinin içinde yaşamaktayız; sarmal kollarındaki yıldızlar, kümenin (galaksinin) merkezi etrafında birkaç yüz milyon yılda ancak bir kez dönerler. Bizim güneşimiz sarmal kollardan bir tanesinin iç kenarına yakın, sıradan, orta büyüklükte, sarı renkte bir yıldızdır,' diye mırıldanacak.
Bizse duvarda duran ve aynı zamanda 'durarak dönen' hepsi aynı zamanda hem sabit hem de hareket halinde olan Ömer Uluç işlerini seyredecek, 'Beylerbeyi Cinleri'ni arayacak ve sakin bir duyguyla muhabbete devam edeceğiz.
Biraz sonra dostu, Sultan Abdülhamit'in torunu Beyzade Bülent Osman ile Musul'u konuşacağız... Vietnamlı eşi Janinne ile bir kez daha buluşmak üzere randevulaşacağız.
Huşper Akyürek ve 'akademisyen Deniz' dans edecek... Ömer abinin kızı Elfe'ye yeni bitirdiği uzun metraj filmini gösterime girmeden nasıl izleyebileceğimizi soracağız... Cumhuriyet'in eski sahibesi Emine Uşaklıgil ile medya ekonomisi konuşacağız... Ayşegül Sönmez güzel müzikler çalacak...
Barbaros Çağa ve eşi Sema Çağa'yı ilgiyle dinleyeceğiz ve Vivet ile kaybettiğimiz ortak dostlarımızı; Ufuk Güldemir ile Ercan Arıklı'yı anacağız... Ertuğrul Özkök'ün iki enisinin (Enis Batur ve Enis Berberoğlu) dedikodusunu yapacağız.
Çünkü biliyoruz ki, Ömer abi içeride memnun ve mesut uyuyor... Biliyoruz ki 'yavaş yavaş dönen bir yıldız kümesinin içinde' yaşıyoruz...  Biliyoruz ki 'sarmal kollardaki yıldızlar, galaksinin merkezi etrafında birkaç yüz milyon yılda ancak bir kez dönerler...'  Ve biliyoruz ki bizim zavallı dünyamız kendi  dönüşlerinden birini henüz tamamladı. Ve henüz bir şeyi bilmiyoruz... Cengiz Çandar, ertesi gün okuyacağımız 'Ömer...' başlıklı muhteşem yazısını tam da bu dönüş tamamlanırken yazıyordu...

***
Hakikatte,  şimdi...
Uyanış,  Sky'ın haber merkezinden telefon etti ve Ömer abinin hayatını kaybettiğini söyledi.
Gözümün önünde Ömer abinin 'Beylerbeyi Cinleri', Ufuk Güldemir partileri, Ercan Arıklı'nın 'yavrucuğum' sesi, Ece Ayhan 'karaşın' saçları, Nahit Kabakçı'nın gür kahkahası dönüp durmaya başladı. Cumartesi, öğle namazından sonra,
Mimar Kemalettin'in yaptığı, bana sorarsanız İstanbul'un en iddiasız ve en güzel Bebek Camii'nden Ömer abiyi yolcu edeceğiz. Sanırım ben o güzel Kiras şiirini okuyacağım içimden:
'Allahım kalbimin etrafında
dönüşü az ya da çok tamamladım sayılır
Allahım kalbimin etrafında
nereye dönüyorsam
yolculuğun sonunda
kendime geliyorum
geldiğim yerden döndüğüm yere
Allahım yine sana
iltica ediyorum'.
Elfe ve Vivet; bu küçük dünyada bir büyük hayata şahit oldular. Bıraktığı boşluk hiç dolmayacak olsa da, Ömer abinin dönmeye devam edeceğini biliyorlar.