AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2010-02-09

kategori2

Aaa, kafasında kukuleta olmayan bir yazar gördüm

Yaşadığımız hararetli süreç, hissedilen ama bir türlü adı konulamayan  gerçeğin ortaya çıkmasına sebep oldu:
Adına ‘köşe yazarı’ dediğimiz, kendilerinde bilgi, belge ve muhakeme yeteneği olduğunu; bir ölçü entelektüel birikim, bir tutam da gazetecilik terbiyesi bulunduğunu vehmettiğimiz türün genelinin hakikatte bir amigodan başka bir şey olmadığını anladık.
Herkes meşrebine göre bir tribün seçmiş ve oradan bağırmaya başlamıştı.
Elbette bu tutum, sahada çarpışan tarafların starları olduğu gibi tribünlerden de starlar çıkartmış ve ‘sit-com’ teorisini doğrular gibi ortalığı artist-yazar’lar sarmıştı.
Ülkenin kavgacı atmosferine kendisini kaptırmış okurun da bu sirkten, bu cümbüşten, bu rabarbadan bir ölçüde ve şimdilik hâlâ memnun olduğunu söylemek zorundayız.
Sabah gazeteyi eline aldığı zaman, ‘memleketin en saygı duyulan’ duayen yazarlarının, kendisinin akşam kahvede yaptığı muhabbeti aynen onaylaması ve okurun sırtını sıvazlaması gibi bir duygu gibisi de yoktur muhakkak.
Bir nevi hayatın gerçek tadı, olmalı.
Bereket matbuatımızda, kendi kamuoyuna gaz verip, karşı kamuoyuna çemkiren yazarlar dışında da, başka türden birkaç yazar bulunabiliyor.
Evet zaman zaman okurun canını sıkıyorlar. Kolaycı zihniyet yapılarını kırıp onları soğuk duşa maruz bırakabiliyorlar... Evet zaman zaman her iki mahallede de ‘istenmeyen kişi’ ilan ediliyorlar...
Ve fakat, kimse kusura bakmasın, bu kavga dönemleri geçip, sel gidip kum kaldığı zaman, mesleğin amel defteri açılır.
Kim kurumları karşı karşıya gelmesini provoke etmiş, kim bir kesimin amigoluğuna soyunup çatışma atmosferi ülkeye zarar verirken aradan nemalanmış; kim gerçeğin peşinde koşmuş, kim mesleği bırakıp bir siyasetin uzantısı haline gelmiş ve karartma uygulamış ortaya saçılır.
Meslek içi iftiralar da, adi komplolar da dökülür.
Gazeteciler bilir ki, gerçeklerin sonsuza kadar gizli kalmamak gibi bir huyu vardır.
İşte o zaman aptallığın, dangalaklığın, uyanıklığın, cingözlüğün, Babıali kuşluğunun, görgüsüzlüğün bir yazarlık özelliği değil; bir utanç vesilesi olduğu daha iyi anlaşılır.
Kolektif akıl ülkedeki anomaliyi nihayetlendirmek istediği  zaman, amigo çığırışlarını değil, aklın sesini ararız.
İşte o vakit, AKŞAM yazarı Cemalettin Taşçı’nın sakin sesini, dönüp bir daha dinleyebiliriz:
‘Birilerine göre, AKP’nin defteri dürülmedikçe herhangi bir konuda yek parmak yol alınamayacağı kesin. Aciliyeti olan yegâne meseleleri, AKP’yi bir adım olsun, geriletmek. Diyelim TSK’ya da zarar verecek ama AKP’nin hayatını çok zorlaştıracak bir operasyon akıl etmişseniz, TSK’nın göreceği zararı pek de umursamayabilirler. Eh, mevcut savaşta Cumhuriyet, İslam filan fütursuzca kurban edildiğine göre, TSK’nın hesabını tutacak değiller.’
Kendisi meslekten gazeteci değil; bir siyasi analisttir.
Gelin görün ki, gazetecilerin kafalarına amigo kukuletası takıp siyasal ve medyatik sahnelerde rol kapmaya soyunduğu bu vasatta...
Gazeteci yazarlardan beklenen kapsamlı analiz denemeleri, meslekten gazeteci olmayan Cemalettin Taşçı’dan çıkıyor.
Kafasında kukuletası olmasa da, söylediklerinin tümüne katılmasak da, dikkatle okumaya devam edelim.