AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2010-02-09

kategori2

Ahmet Altan CIA'den Mr. Mason'ı tanıyor mu?

Esmiş, kükremiş Ahmet Altan... Ama söylediği pek çok şey boş laf, sadece edebiyat parçalamaları. Öyle çok laf kalabalığı yapmış ki... Ama tek bir şeye açıklık getirememiş: Yasemin Çongar'ın kocası CIA'de çalıştı mı çalışmadı mı... 'Çalışmadı' diyemiyor tabii ki. Diyemez ki...
Sadece CIA'de çalıştığını söyleyenlere meydan okuyor... Oysa Çongar'ın eşinin CIA'de çalıştığı büyük bir sır değil ki.
Bu iddialar daha evvel Taraf'ı allayıp pullayan Batı basınında da gündeme gelmişti. Ancak ne garip ki Çongar kocasının CIA'yle ilişkisi olmadığını söylemişti. 'Akademik çalışmalar yapan birisi' diye bahsetmişti...
Gelin bu bilgileri biraz sorgulayalım... Hem de herkese açık belgeler üzerinden. Taraf'ın yaptığı gibi birinin talimat vermesine, bavulla belge getirmesine gerek yok.
Yasemin Çongar'ın kocasının adı Chris Mason... Yasemin Çongar AFSA'ya yazdığı bir makalenin altındaki kısa CV'sine kim olduğu kadar, kiminle evli olduğunu da yazmış. Tabii AFSA'nın periyodik yayın oganına yazınca bu bir anlamda zorunluluk gibi.
Nedir AFSA? American Foreign Service Association. Amerikan Dışişleri'nde ya da yurtdışı görevlerinde bulunmuş kişilerin haklarını koruyan, hatta devletle onlar adına pazarlık yapan profesyonel bir kuruluş.
Çongar'ın makalesini yayınladığı Foreign Service Journal da AFSA'nın yayın organı...
Çongar'ın eşi Chris Mason'ın bir de unvanı var: FSO...  Bu da 'Yabancı hizmet subayı' demek...
Asker kökenli, Dışişleri'nde görev yapmış biri Chris Mason...
Güney Amerika'daki Barış Gücü'nde gönüllü olarak yer almış. Ancak asıl önemli görevi Afganistan'da... Dışişleri Bakanlığı'na bağlı olarak dört sene boyunca Amerika'nın Afganistan'daki güvenlik politikası üzerinde çalışmış...
Naval Postgraduate School'da yer alan biyografisi onun başka görevleri hakkında da bilgi veriyor:
'Dışişleri Bakanlığı'ndayken istihbarat çevreleriyle yakın çalışma içinde oldu, Afganistan'daki aşiretlerin haritalarının çıkarılması gibi gizli projelerde yer aldı. Dışişleri Bakanlığı'nda Afganistan'ın tarihi, kültürü ve kavim-ırk bilgileri konusunda uzman kişi olarak bilir.'
İstihbaratçılarla yakın ilişki içinde olması yeteri kadar açıklayıcı. Ama ille de kanıt isteyene bir sonraki cümle yeteri kadar aydınlatıcı: 'Ayrıca CIA'in Paştun Kızıl Hücresi'nde görev aldı...' Kızıl Hücreler, Amerikan birliklerinin performansını ve etkisini ölçen takımlara verilen ad...
Yasemin Çongar'ın da Milliyet'in Washington temsilcisiyken Afganistan'a gidip oradan yazı dizileri yaptığı arşivlerde var. Bu örnek Çongar'ın meslek hayatında bir şekilde Mr. Mason'la sık sık dirsek temasında olduğunu gösteriyor.
Bitmedi...
Kendisini akademik olarak da geliştiren, çeşitli yerlerde konferanslar veren, makaleler yazan Mr. Mason'ın biyografisinde çarpıcı bir nokta daha var... Ders verdiği pek çok yerin arasında RAND Corporation'da var.
RAND'i Türkiye kamuoyu yakından tanıyor. CIA'e yakınlığıyla bilinen, genellikle CIA ajanlarının yer aldığı bir düşünce kuruluşu. Türkiye'nin adını çok iyi bildiği CIA ajanlarından 12 Eylül darbesi için 'Bizim çocuklar yaptı' diyen Paul Henze ve Graham Fuller da RAND bünyesinde...
RAND'i çok iyi tanımamızın sebebi ise Türkiye için 'Ilımlı İslam' modelini sunan kuruluş olmasıydı.
Bilindiği gibi Cemaat de 'Ilımlı İslam' modelinin payandalarından biri... Bu modelin en büyük karşıtı ise Türk Silahlı Kuvvetleri...
Ne tesadüf ki Türk Silahlı Kuvvetleri bugün Yasemin Çongar'ın hedefinde ve sürekli yıpratılmak için uğraşılıyor...
Şimdi CIA, Taraf, Cemaat, Ordu hep birlikte bir resm oluşturabilir.
Benim aktaracaklarım aşağı yukarı bu kadar.
Şimdi sıra Ahmet Altan'da ve Yasemin Çongar'da: 'Bizim çocuklarla' ne işiniz var?

DEMODE BİR SEYAHAT
Ben Hıncal Uluç'a güvenirim, inanırım. Gerçekten beğenmese, gerçekten hoşuna gitmese yazmayacağını, övmeyeceğini bilirim. Okuruna güven vermiştir bir kere. İnandırıcıdır bu yüzden. Ama zaman zaman beğenilerine karşı çıkarım. Karşı çıkarım ki Hıncal Abi'nin çıtası yükselsin, ortalamayı bu kadar fazla övmesin diye...
Geçenlerde Londra'ya gitti... Başka gazetecilerle beraber, ama bir tek o 'hakkında yazılacak ne kaldı ki' denilen Londra'yı öyle güzel anlattı ki... Bu da onun ustalığı...
Fakat yazılarını okurken maalesef müthiş bir demodeliğe kurban gittiğini düşündüm bu tatilin...
Götüren bir banka, bir bankanın en prestijli kredi kartını tanıtmak için düzenlenmiş seyahat. O karta sahip olanlara neler sunulacağını göstermek için...
Hıncal Abi'nin anlattıklarını görünce kendi kendime 'Bu kartın hedef kitlesi kesin bankanın vizyonunun çok ilerisinde' diye düşündüm...
Mesela Sanderson Otel'de kalınmış... Artık Sanderson mı kaldı; açılalı 10 sene oldu zaten, zamana da fena halde yenilmiş. Bizim Efe Önbilgin gibi 'yeni para' sahiplerinden başka kalan da yok pek. 'Hip' insanlar Sanderson'ı terk edeli çok oldu. Otelin tasarımcısı Philippe Starck tasarımdan sıkıldı, bizim Türkler ondan sıkılmadı!
Bu kart beni Sanderson'la tavlayacak?
Gordon Ramsay'nin Maze'inde yemek yenmiş... Gordon Ramsay televizyon yıldızlığına bulaştığından beri prestijinden çok şey kaybetti. Geçen sene onun için zor geçti bir kere. Meşhur restoranı Petrus'u kaybetti, borç batağına düştü, özel hayatı da çalkantılıydı. Bu sene de Claridge's'teki restoranının Michelin yıldızını aldılar... Tam anlamıyla çöküşte...
Eski havası da kalmadı açıkçası... Maze yine en popüler Ramsay restoranı ama gününde bile arayınca masa bulmak mümkün...
Keza Robuchon da öyle... Tıpkı Alain Ducasse gibi o da demode ama ismine hürmet var. L'atelier o kadar eski kaldı ki... 'Üç ay önceden sıraya girmeler' falan birer masal olarak kaldı.
Bütün buralardan 10 sene önce, hadi beş sene önce bahsedilse ağzımız açık okurduk, hayretler içinde...
Şimdi sadece 'nostalji'si var buraların...
Kısacası Hıncal Abi, iyi gezdirememişler seni Londra'da!