AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2010-02-09

kategori2

Futbolda kale ağzı teknolojisinin ekonomisi!

Kulüpler Birliği Başkanı ve lig lideri FB'nin de Başkanı Aziz Yıldırım, oldukça fevri bir davranışla ve 'takımımım haklarını koruyamıyorum' tezi ile Kulüpler Birliği Başkanlığından, hakemlere ve Federasyon'a  veriştirerek, istifa etmişti. Ama bir hafta sonra Ankaragücü maçında son dakikadaki bariz golün Fenerbahçe takımı lehine bir kararla sayılmaması ve devrenin son haftasında da, Trabzon'da maç berabere giderken, Alanzinho'nun üç metre geride iken gol pozisyonunda ofsayt kararı ile durdurulması, tezin ne kadar anlamsız olduğunu ortaya koymuştu. Yıldırım'ın işler tersine dönüp, hakem kararı lehine gelince, sus pus olduğu da gözlemlendi, Yıldırım da yeniden Kulüpler Birliği Başkanlığı'nı kabul etti.
Ülkemizin futbol tarihi birçok kritik hata içeren, berbat hakem kararı ile dolu. Tabii hakem saniyenin onda biri zaman içinde karar vermek zorunda ve oyuna sadece bulunduğu noktanın izin verdiği tek bir açıdan karar veriyor ve elinde de durdur-oynat video olanağı yok. Bu nedenle bu sorunun kolay çözümü yok gibi düşünülmesi normal. Ama bu gözlemden, 'maçlar çalınıyor, hakkımız yeniyor' yorumuna zıplamak ise sağlam bir mantık çerçevesine sığdırılamaz. Hakem hataları lehte de, aleyhte de olabiliyor ve uzun vadede birbirlerini siler, geriye folklor ve boş tartışma kalır. Zaten uluslararası ve en üst düzey futbolun tarihi de, aynen ülke içinde olduğu gibi, bir sürü dramatik hakem hatası ile dolu.
 Örnek verelim. 1986 yılında Meksika'da Azteka Stadı'nda oynanan Dünya Kupası çeyrek finali Arjantin-İngiltere maçında, Arjantin İngiltere'yi 2-1 yenerken Maradona'nın elle attığı ikinci gol hakem kararı ile geçerli sayılmış ve İngiltere kaybeden taraf olmuş, Arjantin şampiyonluğu kapmıştı. Bu 'tanrının eli' teriminin icadına yol açan, ama futbol tarihine geçen en berbat hakem kararı idi. Ancak daha önceki, 1966 yılındaki Dünya Kupası finalinde İngiltere'nin  Almanya'yı 4-2 yendiği ve şampiyon olduğu maçta, uzatmada durum 2-2- iken Geoff Hurst tarafından yapılan, direğe çarpıp, çizgiye vurup, dışları çıkan şut da İngiltere lehine, gol olmadığı halde gol sayılmış ve üçüncü gol olarak tescil edilmiş, İngiltere de böylece, hakem hatası sonrasında Dünya Şampiyonu olmuştu. Dikkat edilirse İngiltere 1986 yılında 'mazlum', ama 1966 yılında 'zalim' statüsünde idi.
Bu konu 2010 Dünya Kupası grup elemelerinde bir kere daha gündeme geldi. Kasımda Thierry Henry'nin, Fransa - İrlanda maçında kale ağzında eli ile düzeltip attırdığı gol, İrlanda'yı kupadan dışarıya itip, Fransa'yı final turlarına çıkartırken, İrlanda ile Fransa arasında diplomatik sorun yaratmış, hakem hatalarına karşı teknolojik çözüm talebi tekrar gündeme gelmiş ve FIFA Başkanı Sepp Blatter kararasız olduğunu, ama konuyu mart ayındaki Uluslararası Board toplantısına taşıyacağını belirtmiş bulunuyor.
Futbol dünyası tutucudur, değişime direnir, ancak konu da gündeme oturtulmuş bulunuyor. 2010 Dünya Kupası'nda deney yapılmayacak, hakem sayısı bile artırılmayacak, ama tartışma yapılacak.
Jonathan Clegg tarafından yazılan bir medya haber ve yorumuna göre, Paul Hawkins adında bir kişi Hawk-Eye adını taşıyan bir sistem icat etmiş ve
Uluslararası Tenis Federasyonu ve Uluslararası Kriket Federasyonu da topu elektronik olarak takip eden ve çizgiden içeride mi dışarıda mı kararını veren bu sistemi kullanıyor. Bu teknoloji örneğin top çizgiyi geçti mi yoksa geçmedi mi tartışmalarına (yukarıda bahsedilen Hurst'ün golü veya Fenerbahçe lehine karar gibi çizgi tartışmalarına) derhal ve çabuk son verebilecek bir teknoloji. Ama Maradona dönemindeki  'tanrının eli' veya son dönemdeki 'Henry'nin eli' gibi gol ağzına yakın, ama çizgi ile alakalı olmayan, daha uzaktaki pozisyonlarda  işe yaramıyor tabii.  2007 yılında İngiltere liglerinde Hawk-Eye sisteminin, salt gol ağzına bakan altı kamera ile çizgi ve gol pozisyonlarını yakalamaya çalışan  teknolojisinin denemesi yalnızca Reading maçlarında yapılmış ve 12 ay sonra da oyunun akışını yavaşlattığı gerekçesi ile uygulama durdurulmuş. Sistem hakem kararından yarım saniye sonra gol olup olmadığını sinyalliyordu ve aslında çok başarılı olmuştu.
Tabii geçmişte teknoloji ortada yokken her kişi hakeme itimat ediyor ve durumu sorgulamıyordu. Ancak bugünkü canlı yayın ve ileri-geri alma sonrası hakemler sürekli sorgulanır hale geliyor ve kavga ortaya çıkıyor. Böylece hakemlerin de insan olduğu meselesi unutuluyor ve düzeysiz ithamlar başlıyor.
Kale çizgisi ve gol sorunlarına teknolojik olarak en çok karşı çıkan kişi de FIFA  Başkanı S.Blatter'den farklı düşünen, UEFA Başkanı M.Platini. Platini elektronik hakem kavramını hem parasal maliyet açısından hem de 'felsefi nedenlerle' reddetmekte. Bu tür tanrının eli golleri, penaltıları ve ofsayt ve çizgi pozisyonları tarftarlar arasında uzun süre tartışma, rekabet, hatıralar, şarkılar yaratmakta ve örneğin YouTube videoları kanalı ile futbola ilgiyi artırmakta.
Ancak Platini tarafında verilen rakama göre, bir tek maç için gol çizgisi teknolojisini kurup çalıştırmanın toplam maliyeti 82 bin dolara gelmekte imiş. Platini, '2010 Dünya Kupası'na katılan 204 ülkenin çoğu bu tür masrafın altından kalkamayacak ülkeler!' diyor. Teknolojinin mucidi Paul Hawkins ise bu parasal değerlendirmeye katılmıyor. Tenis maçlarında tek bir kortta, bir haftalık teknolojik çözüm uygulamasının 23 bin dolar maliyeti olduğunu, ve turnuva organizatörleri ve sponsorların 'isim ve logo kullanımı' yolu ile devreye sokulabileceği ve maliyetin böylece sıfırlanabileceğini söylüyor.
 Sistemin mucidi teknolojiye her dakika gereksinme olmadığını ve gol çizgisi olaylarının çok sık gerçekleşmediğini, ama bir kere gerçekleştiği zaman da futbolun sorumlusu olanların, bu sisteme çok çok müteşekkir kaldıklarını vurguluyor.