AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2010-02-09
Geçen hafta İstanbul'a geldiğinde dostça bir akşam yemeğinde Deniz Baykal'la buluşma fırsatım oldu. Selamlaşmadan, hal hatır sorma faslından sonra bana ilk olarak 'Anlat bakalım, nedir bu iPad' dedi... Deniz Baykal beni her zaman şaşırtıyor. 'Nasıl anlatılır' diye düşünürken konuya Amazon'un 'Kindle' adlı elektronik kitap okuma aletinden girmeye karar verdim; tam amazonKindle'ı anlatacaktım ki torunu Mehmet Erkılıç'a döndü 'Bu Kindle bizdeki değil mi' dedi... Yeni almışlar, pek yakında kullanmaya başlayacaklarmış... Bir şaşkınlık daha...
Daha evvel Kindle'ı Bülent Eczacıbaşı'nda görmüştüm, incelemiştim. Onun önerisiyle Güler Sabancı da almış bir tane. Ama etrafımda onca 'teknofil' olmasına rağmen başka kimsede görmedim.
Belli ki Baykal'ın torunu teknolojiyi yakından takip ediyor, Baykal'ı da bilgilendiriyor.
O gün Deniz Baykal'la Mehmet Erkılıç İstanbul'a özel bir iş için geldi. Hatta CHP il merkezindeki toplantıya da beraber gittiler. Pazartesi günü AKŞAM'ın birinci sayfasında da çok güzel bir haber vardı bu konuyla ilgili.
Belki Deniz Baykal da Mehmet Erkılıç da kızacak ama İstanbul'a geliş sebeplerini açıklamak istiyorum. Çünkü benim açımdan çok önemli bir siyasetçi portresinin temel direklerinden birini oluşturuyor bu gizlilik...
Mehmet Erkılıç yakında üniversiteye başlayacak. Mühendislik okumak istiyor. Deniz Baykal'ın da bir dönem bulunduğu New York'taki Columbia Üniversitesi'nde gönlü...
Amerika'da üniversiteye girmek için SAT sınavını almak zorunlu. Mehmet Erkılıç SAT'de matematikten 800 puan almış. Yani sınavda boş yok... Türkiye'yi bırakın, bırakın dünyada kaç kişi 800'de 800 yapabilir ki!
SAT'ye hazırlanan arkadaşlarımdan biliyorum bunun ne kadar zorlu bir süreç olduğunu; en iyileri 650 aldıklarında bayram ediyorlar.
Mehmet Erkılıç'ınki çok ciddi bir başarı.
Cuma günü de Columbia alumni'larından biriyle görüşme yapmış. Bir buçuk saat kadar, İngilizce gerçekleştirilen görüşmede bir anlamda Erkılıç sözlü sınava tabi tutulmuş.
İşte Deniz Baykal'ın 'özel işim' dediği, gizlediği 'sır' bu...
Bu çok önemli bir fark...
Torunu dünyanın en iyi üniversitelerinin birine girecek ve Baykal bunun reklamını yapmıyor, bununla övünmüyor, hatta hiç kimseye bahsetmiyor bile. Ne kızının, ne damadının, ne torununu siyasette kendisine katma değer sağlayacak bir şekilde sunmuyor bize...
Onların iş başarıları, okullarıya değil, kendi politikasıyla yer almak istiyor insanların hayatında.
Belki de hata yapıyor... Eşini, kızını, damadını, torununu reklam malzemesi yapsa daha çok prim yapacak...
Ama bana kalırsa böylesi en güzeli.
Dediğim gibi, eminim şimdi Baykal bana bunu anlattığım için kızacak. Söylemeden edemedim.
Oscar bahisleri başlasın
- Benim için en büyük sürpriz 'Up' adlı animasyona gösterilen bu büyük ilgi oldu. Hem 'En iyi film' hem de 'En iyi animasyon' dallarında aday gösterildi.
- Bu sene Akademi film izleme oranlarını artırmak adına saçma bir şekilde 'En iyi film' kategorisini 10'a çıkardı. Ancak Roger Ebert'ın da dediği gibi asıl 'En iyi film' adayları 'En iyi yönetmen' adaylarının yönettiği beş film...
- İşte bu 'En iyi beş' zaten herkesin malumuydu: 'Avatar', 'Up in the Air', 'Precious', 'Inglorious Basterds' ve 'The Hurt Locker.'
- Kapışmanın 'Avatar'la 'The Hurt Locker' arasında geçeceğine kesin olarak bakılıyor. Görsel efektlerini bir yana bırakın, 'Avatar'dan sinema adına pek bir şey kalmadığını iddia edenler çok. 3D gözlük ve büyük ekran gidince filmin bir cazibesi kalmıyor.
- 'Hurt Locker'ın en büyük özelliği kuşkusuz Amerika'da yükselen 'anti-savaş' dalgasına önemli bir katkı yapması. Yönetmeni Kathryn Bigelow bir kadın olarak askerliği yeteri kadar bilmemekle eleştirilse de film eleştirmenlerin en iyiler sıralamasında ısrarla yer aldı.
- İlginç bir Oscar magazini. 'En iyi yönetmen' kategorisinde yarışan James Cameron ve Kathryn Bigelow bir zamanlar evliydi.
- Akademi'nin 'En iyi film' kategorisinde adayları 10'a çıkarmasının en büyük yansıması 'District 9' gibi genel izleyicinin çok rağbet ettiği bir filmin listeye girmesi...
- George Clooney'nin nihayet bu sene 'En iyi oyuncu' ödülünü alması gerekiyor. Ama karşısında da Jeff Bridges gibi çok güçlü bir rakip var. Bridges'a erkekte, Sandra Bullock'a da 'En iyi kadın oyuncu' kategorisinde kesin gözüyle bakılıyor.
- 'En iyi uyarlama senaryo' dalında benim tahminim 'Up in the Air' zira Jason Reitman, Walter Kirn'ün romanının sadece aromasını koruyarak bambaşka bir iş çıkarmış filmde.
- 'En iyi yardımcı erkek oyuncu' kategorisinde sonuç daha adaylar açıklanmadan belliydi: Hani 'Inglorious Basterds'ta kimsenin adını bilmediği Nazi subayı Hans Landa'yı oynayan adam var ya... Christoph Waltz, işte o...
Kongre'nin tek mesajı
Beşiktaş yeni başkanına kavuştu... Daha doğrusu Yıldırım Demirören, onca eleştiriye, onca saldırıya, onca düşmanına rağmen yeniden Beşiktaş başkanı oldu.
Oysa medya daha ilk günden beri Murat Aksu'yu gazlıyordu. Birinci sayfalarından tutun da spora kadar her gün Aksu'nun reklamına ayrılmıştı adeta gazeteler.
Ancak Aksu'nun üzerindeki AKP gölgesi bir türlü dağılmadı...
Beşiktaş bu gölgeye karşılık mecburen de olsa Demirören'i seçti. Medya böyle olacağını bilmiyor muydu; elbette biliyorlardı. Beşiktaş'ın 'kurumsal yapısının' AKP döneminde adı duyulmuş bir adayı seçmeyeceğini de tahmin ediyor olmalılardı. En azından bunun istihbaratı sağlamdı...
Peki neden durmaksızın
Murat Aksu'yu pompaladılar. İşte orası bilinmez...
Ama sonuca bakarak kongreden çıkarılacak tek bir mesaj olduğu anlaşılıyor: Medya ne derse aksi oluyor..