AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2010-02-09
Birbiri ardına kurduğu komploları çöken Fehmi Koru bugünlerde yeni bir teoriyi ağzına sakız etti. Haklı, bu gibi komplolar olmasa dikkat çekemeyecek. Yeni komplosunu pek çok yerde dillendiriyor, en son t24.com.tr adlı haber sitesinde karşıma çıktı...
Meğerse onun hakkındaki 'kolonya kokulu' yazılarımı Ertuğrul Özkök yazdırıyormuş... Vay anasını!
Bu deli saçması iddia burada da bitmiyor. Fehmi Koru ne zamandır basında Özkök'ün başını çektiği bir örgütün kendisi hakkında sistematik bir kampanya yaptığını da iddia ediyor.
Tutunduğu son dal bu... Ama bugün bu putu da ben deviriyorum: Bu da diğer palavraları gibi içi boş bir iddia... Zannedersem kendi beyni nasıl çalışıyorsa, Cemaat içinde büyüyüp o tip ilişkilere aşina olduğu için başkalarının da kendisi gibi gazetecilik yaptığını düşünüyor. Bu bir gazetecilik kafası değil ne yazık ki, patolojik bir vaka...
Maalesef, kimsenin böyle bir örgüte girecek durumu yok... Dahası kastettiği isimler kişilikleri oturmuş, sağlam egoya sahip kalemler; bir gün bir araya gelsek, ertesi gün birimizin yazdığı yazıdan dolayı kendi içimizde anlaşamayız. Bırakın 'kolonya kokusu' üzerine sistemli çalışma yapmayı...
Bir de Fehmi Koru artık öyle önemsenecek, ciddiye alınacak bir gazeteci değil... Maskesi fena halde düştü...
Tabii zaten paniği de bu yüzden. Durmaksızın böyle yeni teoriler üretecek, bizler de ona yanıt vereceğiz ki varolsun.
Eskiden ilginç, çarpıcı yazıları olan bir gazeteciydi ama o günler de çok geride kaldı. Kendisi de farkında. Bilderberg ve Rodos meselelerinde fena duvara tosladı mesela, birbiri ardına kurduğu komplolar fos çıktı; dolayısıyla inandırıcılığı fena halde zedelendi...
Bir de köşesini babasının malı gibi kullanması çok zarar verdi itibarına: Ne gereği vardı yalı izni koparmak uğruna eski Beykoz Belediye Başkanı'na övgüler düzmeye; bu kadar küçülür mü bir gazeteci? Şimdi Meclis gündeminde bu yalı...
Tabii para hırsı, birkaç yere kapağı atıp 105 bin liralık aylık gelire ulaşmak da bu mesleği neyin aracı olarak kullandığı konusunda da yeterli fikri verdi...
Kaldı ki iktidar nezdinde de bir ağırlığı, kabulü yok anladığımız kadarıyla. Başbakan ondan hiç hoşlanmıyor, yanına pek yaklaştırmamaya özen gösteriyor. Koru yaklaşmak için her türlü numarayı çekiyor ama nafile... İktidar sahibi gazeteci olmanın tadını bugün başkaları çıkarıyor.
Böyle böyle bitti Fehmi Koru... Maalesef, kendi sonunu da kendisi hazırladı...
Benim açımdan çok çarpık bir düzenin yarattığı simgelerden biri. Gazetecilikte nasıl olunmaması gerektiğinin, kulis yazarlığının kendi çıkarları için kullanılmasının canlı bir örneği... Bu yüzden de yazılası bir tarafı vardı... Ama eskiden...
Ancak onu ciddiye almamaya başladıkça, yazılarımda bir tür 'sit-com' karakteri gibi bahsetmeyi tercih ettim: Kanat Atkaya'nın 'Topeto'su, Selahattin Duman'ın 'Kemal'i gibi 'Kolonya kokulu Fehmi' de benim 'köşe kahramanım'...
Hem kolonya mevzuu da bir sır değil; adamın babası kolonyacı sonuçta...
Dahası son yıllarda ben de olmasam gündeme hiç gelmeyecekti... Önüne parfüm koyup poz vermesinden tutun da bu son ürettiği Özkök komplosuna kadar benim üzerimden amma reklamını yaptı...
Sanırım bundan sonra onu gündeme getirirken daha dikkatli olmalıyım. Çünkü üzerimden prim yapmayı alışkanlık haline getirdi. Kendim 'sit-com'umla eğlenirken ona bu zevki tattırmak istemiyorum artık...
Fehmi Koru 'Bana komplo kuruyorlar, bana saldırıyorlar' gibi teorilerle kafa yoracağına, enerjisini fos çıkan iddiaları inşa etmeye kuracağına 'Neden bu kadar eleştiriliyorum' sorusunu kendisinde arasın.
Çünkü eleştirilecek işler yapıyor, çünkü vurulacak malzemeyi kendisi sağlıyor.
Başka bir iktidar, başka bir dönem olsaydı ve Fehmi Koru'nun yaptıklarını bir başka gazeteci yapsaydı, bir başka gazeteci Fehmi Koru gibi kaçak yalıda oturup ayda 105 bin lira gelir elde etseydi Taha Kıvanç 'Kulis'te bundan bahsetmez miydi? Çok daha fazlasını yapardı.
Mesele bu kadar basit işte kolonya kokulu ağabey.
Nazlı Hanım'ın inandırıcılık sorunu
Ben gazetecilikte eski defterlerin açılmasını, dönemin aktörlerinin geçmişleriyle yüzleşmesini olumlu bulanlardanım. Hepimizin öğrenmesi ve bu tarihle hesaplaşılması açısından. Bu yüzden de Melih Aşık'a buradan bir teşekkür yollamak istiyorum: Nazlı Ilıcak'ın 12 Eylül yazılarını gündeme getirdiği için... Nazlı Ilıcak da kendi yanıtını verdi, 12 Eylül'ün zor şartları altında nasıl 'denge' politikası gütmek zorunda kaldığını, askeri yönetime hoş görünüp kendi düşüncelerini de araya sıkıştıran bir 'melez' formül bulduğunu anlattı.
Bunlar son derece verimli tartışmalardır, Türkiye'ye ve basına faydası vardır... Herkes eteğindeki taşları dökecek ki objektif bir tarih bilinci oluşsun... Ve böyle ilerleyelim...
Buraya kadar bir mesele yok.
Ancak Nazlı Hanım verimli bir fikir tartışması olabilecek bu ortamı öyle bir yere çekti ki... Kusura bakmasın ama 'Melih Aşık kullanılıyor, yazılar servis ediliyor' diye bir şey ortaya attı; böylesi saçma bir iddiaya hangi aklı başında insan inanır?
Çamur at izi kalsın'cılık da Nazlı Hanım'ın itibarına yakışmaz.
İşin acısı 'kullanılıyor' komplosu da miyadı dolmuş bir argüman; yıllardır karşıt fikri küçültmek için kullanılan aynı kalıp baygınlık verdi.
Nazlı Hanım ortaya böylesi bir laf atarak kendi inandırıcılığına zarar veriyor; fikirlere karşılık fikirle yanıt verebiliyor oysa, fazladan 'Kullanılıyor' diye bir boş laf ortaya atmanın, buna da canla başla inanmanın ne gereği var?
Okan Bayülgen'den çalıntı dersi
James Cameron'ın 1970 yılında tasarladığı ve ilk tretmanını 1996'da yazdığı, yani bu kadar uzun geçmişi olan 'Avatar' filmine Okan Bayülgen 'çalıntı' demiş...
Güler misin ağlar mısın?
Bu film üzerine yazan ve sinema tarihine olduğu kadar edebiyata da hakim dünyanın önemli eleştirmenleri bunu fark etmedi de Okan Bayülgen mi anladı? Üstelik ilk yarısında uyuyup, ikinci yarısını da izlemeden... Helal olsun!
Ayrıntıyı bilmeyen böyle çuvallıyor maalesef... Alınmak, darılmak yok.
Ben Okan'ın yerinde olsam 'çalıntı' mevzuunu hiç kurcalamazdım...
Zira 'Sade Vatandaş' programının 'Citizen Kane'den bire bir uyarlanan afişinden, 'Herkes Bunu Konuşuyor' adından masalı format'a kadar onun nasıl esinlenmelere açık bir sanatçı olduğunu biliyoruz. Yine de çıtayı düşürmüyor, Türkiye ortalamasının üstünde işler yapıyor, bir kalite çizgisini koruyor diye kimse sesini çıkarmıyor; Okan'ı hep alkışlıyoruz.
Hatta belki de 'zaptiye' Hakkı Devrim bile yer yer intihale varan esinlemelere bu yüzden pek bir şey demiyor...
Okan Bayülgen kendisi etrafında örülen bu gönüllü koruma duvarının karşılığını keşke 'sözlüklere ve magazine malzeme vermek için ortaya polemik atmak' olarak vermese.