AKŞAM GAZETESİ | Çiğdem Toker | 2010-02-10

kategori2

Bizde 'şişman kedi' yok ki

Amerika, 'şişman kedilerine' perhiz kararı aldı. ABD bankaları, toplam mevduatın yüzde 10'undan fazlasını taşıyamayacak.  Ama olan, henüz büyümeye çalışan bizim 'kedilere' olacak.
Devlet Bakanı Ali Babacan'ın basın toplantısı, Türk bankacılık sisteminde planlanan köklü  değişimin habercisiydi. ABD'nin getirdiği yeni kuralı hatırlatan Babacan, 'Türkiye için de benzer şeyler düşünülebilir. İlgili kurumlarla istişarelere başladık' dedi.
İyi de Türk bankacılık sisteminde 'şişman kedi' yok ki.
Obama'nın enfes teşbihiyle  'şişman kediler'; toksik kağıtları elinde patlayıp tüm dünya finansal sistemine hasar veren, bir kuzudan on post çıkarma demek olan kağıtları, bilanço ve  ülke dışı tuttukları için denetlenmeyen,  verdikleri büyük tahribata rağmen, CEO'larına hala milyon dolarlık jestiyon yazılabilen dev finans kuruluşları yani.
(O dev finans kuruluşları ki, vaktiyle birkaçı bize 'Sizin için doğrusu budur' raporları yazmıştı.)
Obama yönetiminin üstünde aylardır çalıştığı önlemlerin ilki, çıka çıka  'En fazla yüzde 10 mevduat toplayabilirsin' oldu. Oysa bütün dünyayı sarsan o büyük sistem kırılmasının sebebi, mevdudatı fazla toplamak değildi. On yıl önceki Enron skandalının dersiyle sıkılaşan denetimden kaçmak için; bir birim mevduatı, postmodern sihirbazlıkla, on ayrı finansal enstrümana dönüştürüp vergi cennetleri üzerinde satmaktı.
Türk bankacılık sisteminin böyle bir sorunu olmadığı gibi, tam aksine bankalar, küresel kriz koşullarında art arda kar açıklıyor.
Ama Babacan'ın sözleri Amerika kriterine uyan; yani  mevduatı, toplam mevduatın yüzde 10'unu geçen dört Türk bankasının, küçüleceği anlamına geliyor. Bir bankacının tabiriyle 'motor freni' yapılacağı...
Belki hemen değil... Bir-iki yıl içinde.
Ama şu soru sorulmalı: Neden Türk bankaları, sebebi de ortağı da olmadıkları bir sorunun çözümü adına küçülsün?
Görüştüğümüz bankacı ve ekonomi yönetimi aktörleri, yanıtta birleşiyor: Çünkü uluslararası camianın parçasıyız. Finansal İstikrar Kurulu'nun yaklaşımları Türkiye için de bağlayıcı. Kaldı ki, Bankacılık Kanunu'nun 88. maddesi de 'uluslararası düzenlemelere uyum' diyor.
Fakat bu gerçek,  Türkiye için de düşünülen olası tedbirin, doğru olduğu anlamına gelmiyor.
Türkiye'de şişman kedi yok! Şişman kedi bir yana, tüm bankacılık sistemini toplasanız Bnp Paribas'ın üçte birini zor geçiyor...
İşadamı 'açılım'a inanmıyor
Babacan'ın açıkladığı, yeni yatırımlar için alınan teşvik toplamında Doğu-Güneydoğu Anadolu bölgelerinin payını gördünüz mü? 22.5 milyar liradan 2.2 milyar lira...
Başbakan Yardımcısı bunu 'Güvenlik sebebiyle' diye açıklıyor; 'iki bölgedeki gerçek potansiyel, demokratik açılımın tamamlanmasını müteakip ortaya çıkacak' diyor.
Bu cümle, sadece konuşmak ile yapabilmek arasındaki o büyük farkı belgelemiyor.
İş dünyasının demokratik açılıma nasıl baktığını, inandırıcılığı, terörün, yatırım kararında nasıl hala, bir numaralı belirleyici olduğunu kanıtlıyor. 
Türk yatırımcısı, 'bölge' için ne zaman yüz güldürücü teşvik belgeleri alacakmış?
Daha ilk adımında tıkanan demokratik açılım tamamlanacak, terör örgütü silahı bırakacak, dağda kimse kalmayacak, artık tek şehit haberi gelmeyecek.
Sonra yatırımcı iş makinelerini alacak, 'tıkır tıkır' çalışan fabrikalar kuracak üretim yapacak, bölge kalkınacak. Nasrettin Hoca'nın çalılara takılan pamuk parçalarını biriktirip satarak borç ödeme hikayesini ne kadar da hatırlatıyor.
Tek farkla; komik değil; umut kırıcı...