Oray EÄŸin oray.egin@aksam.com.tr

kategori2

Genelkurmay Başkanı görevi mi bırakıyor?

Ben sade bir vatandaÅŸ olarak Genelkurmay BaÅŸkanı İlker BaÅŸbuÄŸ’a güveniyorum. Göreve geldiÄŸi günden beri bana iyi niyetli, entelektüel, ılımlı bir komutan izlenimi veriyor. Darbeci, katı, statükocu eski tip general imajını yıktığını düÅŸünüyorum. Medyayı topladığı Harp Okulu açılış konuÅŸmasındaki vurguları, referansları hoÅŸuma gitti. Oturup uzun uzun sohbet edilecek, beraber fikir tartışmalarına dalınacak bir askermiÅŸ gibi görünüyor bana.
Ancak BaÅŸbuÄŸ’un bu iyi niyetine raÄŸmen Genelkurmay’ın günümüzde askere karşı oynanan psikolojik harbin kodlarını ne kadar çözdüÄŸüne de ikna olamadım bir türlü. Çok dışarıdan bakınca asker “asimetrik savaÅŸ” konusunda biraz geç uyanmışa benziyor. Hâlâ konvansiyonel yöntemlerle mücadele etmeye çalışıyor. Hâlâ bir ÅŸeyleri detaylı anlatmaya, birilerini ikna etmeye çabalıyor.
Medyanın önüne çok fazla çıkıyor bir kere. Bu sene düzenli basın toplantıları iptal edildi, bana kalırsa iyi de bir geliÅŸme oldu, ama ÅŸimdi de basına röportaj turları baÅŸladı.
Önce Hürriyet’ten Enis BerberoÄŸlu, sonra da Habertürk’ten Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı...
Enis BerberoÄŸlu iyi bir gazetecilik yaparak BaÅŸbuÄŸ’un aÄŸzından “Emasya kalkabilir” cümlesini aldı, ertesi gün tartışmalı protokol kalktı. Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı’nın yaptığı söyleÅŸi ise BaÅŸbuÄŸ’un çizdiÄŸi “entelektüel asker” portresine son derece uygundu.
İki ayrı gazetedeki söyleÅŸileri de büyük bir merakla okudum. Kusursuz gazetecilik örnekleriydi...
Ancak özellikle Habertürk’te bir durum dikkatimi çekti. Altaylı ve Bardakçı, Genelkurmay’da tam beÅŸ saat geçirmiÅŸler. Sabah saat 10:30’da girmiÅŸler, bir mesai günü ve tam beÅŸ saat sonra çıkmışlar.
Ekranlardan da gördüÄŸümüz kadarıyla Murat Bardakçı konuÅŸkan bir insan... KuÅŸkusuz entelektüel sohbeti seven BaÅŸbuÄŸ’la okuduklarımızın dışında da ilginç konularda sohbet etmiÅŸlerdir. Ama yine de Genelkurmay BaÅŸkanı’nın bir çalışma gününde tam beÅŸ saat gazetecilere ayırmasını yadırgadım.
Burada gazetecilerin eleÅŸtirilecek hiçbir tarafı yok. Gazetecinin verilen süreyi uzatmak istemesinden, mümkün olduÄŸu kadar daha fazla haber çıkartmak için uÄŸraÅŸmasından daha doÄŸal bir durum olamaz. Hepimiz böyle yaparız... Karşı taraf konuÅŸmayı sonlandırmadığı sürece hiçbir gazeteci gitmez.
Peki sıradan bir gazete okuruna, sade bir vatandaÅŸa Türkiye’nin böyle kritik bir döneminde Genelkurmay BaÅŸkanı’nın tam beÅŸ saat konuÅŸması ne anlam ifade eder?
Bana kalırsa BaÅŸbuÄŸ bu konuÅŸmanın “algısını” hesaplayamadı.
Askerin üzerinde böylesine oyunlar oynandığı, ordunun yıpratılmaya çalışıldığı, psikolojik savaÅŸta her gün yeni bir “sitcom” tezgâhlandığı bir dönemde görevdeki Genelkurmay BaÅŸkanı beÅŸ saat konuÅŸuyorsa buradan bir “Acaba BaÅŸbuÄŸ kendisini ‘de facto’ emekliye mi ayırdı?” sorusu çıkar...
Tıpkı resim çizmek gibi, kabul edilebilir saatlerin ötesinde sohbetler de bol vakti olan ve Ege’ye yerleÅŸen emekli paÅŸalara özgü deÄŸil midir?
BeÅŸ saatlik sohbet mevcut Genelkurmay BaÅŸkanı’nın zayıfladığına, artık gücünün kalmadığına ve orduya hâkim olamadığına dair pek çok tevatür üretenleri mutlu eder ve psikolojik harpte askerin kendi kalesine attığı bir gol olarak algılanırsa bu imajı temizlemek de o kadar kolay olmaz kuÅŸkusuz.
***
Not: Önceki gün Fatih Altaylı harika bir yazı yazdı... Habertürk’teki bu röportajın talimatla yaptırıldığını yazan birtakım zavallılara hak ettikleri dilden yanıt verdi. Maalesef birkaç tane kendini bilmez dönemin getirisiyle adam yerine konunca kendilerine basında da yer etmeye baÅŸladı... Bunlar gazeteciliÄŸi sadece talimatları yerine getirmek olarak algılıyor, baÅŸkaları da kendi çirkin alışkanlıklarına sahip zannediyorlar. Bu basında savaşılası bir iÄŸrençliktir. Fatih Altaylı’ya sonuna kadar katılıyorum.

Başucu kitaplarım

- Just Kids: Bir süredir eski albümleri yeniden dinleme turumda Patti Smith’in “Horses” albümüne takılmış durumdayım. “Horses” içindeki ÅŸarkılar kadar kapağındaki müthiÅŸ bir Robert Mapplethorpe fotoÄŸrafıyla da bilinir. Mapplethorpe ve Patti Smith “ruh ikiziydi.” İkisi de sanatçı olmak için New York’taydı ve Mapplethorpe’un kendi eÅŸcinselliÄŸini keÅŸfetmesinden önce sevgililerdi. İkisi de devrim yaptı; Patti Smith müzikte, Mapplethorpe fotoÄŸrafta... Ama bütün bunlardan önce ikisi de sadece birer çocuktu... Patti Smith yeni otobiyografisi “Just Kids”te bu iliÅŸkiyi anlatıyor. EÅŸcinsel erkekleri çektiÄŸi ve fetiÅŸ nesneleriyle kendisinin öznesi olduÄŸu yarı pornografik fotoÄŸraflarıyla bilinen Mapplethorpe 80’lerin sonunda AIDS’ten öldü. Patti Smith ise hâlâ yaÅŸayan en büyük Rock ozanlarından biri.

- An Education: Nick Hornby’nin yazdığı senaryo sayesinde Lynn Barber’ın “An Education” adlı makalesi geçen senenin en çok tartışılan filmlerinden biri oldu. Barber’ın birkaç sene önce bir dergiye yazdığı bu makale 16 yaşında, kendisinden çok daha yaÅŸlı bir adam tarafından “kandırılıp” bir iliÅŸkiye sürüklenmesi üzerine. Hornby’nin yazar ajanı olan eÅŸi hemen Barber’a bu hikâyeyi film yapmak istediÄŸini söylemiÅŸ birkaç sene önce. Senaryoyu yazacak kiÅŸi de aklındaymış: Kocası! Lynn Barber’ın bir makaleyle baÅŸlayan ilginç hikâyesi böylece hem bir filme hem de içinde Londra’nın Babıbali’nin Fleet Street’in, Barber’ın gazeteciliÄŸe baÅŸladığı Penthouse dergisinin ve annesinin İngiliz diline olan hassasiyetiyle Barber’ın “sakatlanan” aksanının içinde olduÄŸu bir biyografi çıkmış ortaya... “EÄŸitimim bana hasar verdi” diye yazıyor Lynn Barber hikâyesinde...

Twitter’daki ayak izlerimiz

Dünya modasında devrim yapan varoÅŸ çocuÄŸu Alexander McQueen öldü... Günlerdir dünya basınında bu ölüm tartışılıyor. Bütün Batı gazetelerinde birinci sayfada bu haber var... Peki haberin içinde ölüm sebebi tartışılırken baÅŸvurulan kaynak?
McQueen’in twitter sayfasına yazdığı satırlar. Åžimdi kaldırılan bu satırlarda moda efsanesinin mutsuzluÄŸu, yalnızlığı, içine kapanıklığını görmek mümkün...
Twitter bir anlamda bizlerin bu dünyaya bıraktığı sanal ayak izleri... Takip edince ÅŸahsi haritalarımızı kabaca çıkartmak mümkün.
Önceki gün bir arkadaşımdan McQ’yla ilgili bir mail aldım... Annesiyle konuÅŸmaları ve okurken kalbim sıkıştı...
Joyce McQueen: En büyük korkun ne?
Alexander McQueen: Senden önce ölmek.
Joyce McQueen: Sağol, oğlum. Seni ne gururlandırıyor?
Alexander McQueen: Sen.



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3