‘Bu ülkede...’ diye baÅŸlayan ve olumsuzluklar sıralanan cümleler kurmayı sevmiyorum...
Ama bazen mecbur kalıyorum.
***
Cumartesi akÅŸamı “SuAda”da düzenlenen Ajda Pekkan konserine gittim. Tam anlamıyla konser demek doÄŸru olmayacaktır belki.
Yarı oturmalı, yarı ayakta durmalı bar ortamı konseri...
İçerisi hınca hınç dolu...
Düzenleyenler de taa en başından böyle bir taleple karşılaÅŸacaklarını tahmin etmiÅŸlerdir muhakkak. Fakat ne yazık ki bu talebe uygun bir ortam hazırlanmamış.
En iyisi olup biteni en baÅŸtan anlatmak:
***
Kapıdan baÅŸlayan kuyruÄŸun sonuna geldiÄŸimizde iki genç görevli hanımın giriÅŸ yapacak olanlara davetiye sorduÄŸunu gördüm.
Oysa ana kapıda da aynı işlem yapılmıştı.
Davetiye sorarken kabalık, anlayışsızlık ve sabırsızlık meselesine hiç girmiyorum.
O an anladım ki yine son derece amatör, baÅŸarısız bir organizasyonla karşı karşıyayız. Aynen de tahmin ettiÄŸim gibi çıktı.
MüÅŸterilere zor dakikalar yaÅŸatan korumalar, “Merdiveni boÅŸaltın” diye böÄŸürdükten sonra kadınları bellerinden tutmak suretiyle aÅŸağıya itmeye çalışıyorlardı.
Aniden iki kolun yana doÄŸru açan ve “Buradan geçemezsiniz” diyen kaba görevliler. Tüm bunların arasında yemek servisi yapmaya çalışan garsonların müÅŸterilerle çarpışmaları... İzdiham ve kaos ortamında içki servisi yapılamaması...
Ve hepsinden ilginci kargaÅŸa ortamında mekânın patronlarından Ali Ünal’ın “Bilmem kim bey geldi, nereye yerleÅŸtirsek?” sorusuna verdiÄŸi “Vallaha bilmiyorum, ben bile kaçacağım birazdan” gibi bir yanıt verdiÄŸini duymam...
*-**
Bu korkunç ortamda üzüldüÄŸüm tek ÅŸey nedir biliyor musunuz? Bu ülkede maalesef “çok” büyümemek gerekiyor.
Neden mi?
“Star” var “starcık” var.
Ajda Pekkan bir ülkede gelinebilecek en tepe noktada. O gerçek bir star.
Peki bu tepe noktaya, “tepe hizmeti” verebilecek, “tepe organizasyon” yapabilecek, o tepenin dengi olabilecek mekân, iÅŸletmeci, düzen var mı?
Hayır yok.
Maalesef bu ülkede büyük adam olmak zor...
Her alanda zor... Sen büyüdükçe “daha iyi” olanla filan karşılaÅŸmıyorsun.
Sen büyüdükçe sana lâyık olmayan, küçük ve baÅŸarısızla yetinmek durumunda kalıyorsun.
Bana göre ülkenin temel sorunlarından biridir bu. Büyü istediÄŸin kadar büyü...
EÄŸer dünyaya açılmadıysan, bu ülke seni kesmez kardeÅŸim, hak ettiÄŸini de alamazsın!
İşte bu kadar!
BU BİR SUÇ DUYURUSUDUR
Başsavcılık kapı kapı dolaşıp bağış mı topluyor?
Cumartesi günü sıkı okurlarımdan birinden aldığım “e-mail”, hayli rahatsız ediciydi.
İşte adı bende saklı okurumun anlattıkları:
***
“Cumartesi günü Etiler’deki evimde oturuyorum. Kapı çalındı.
Karşımda siyah takım elbiseli, kravatlı 5 kişi.
‘Biz Cumhuriyet BaÅŸsavcılığı’ndan geliyoruz. Bakınız Cumhuriyet BaÅŸsavcılığı’nın yazısı burada. Aktif Görme Engelliler DerneÄŸi için bağış istiyoruz’.
Biri bunu söylerken, arkadan diÄŸerleri birkaç kez deÄŸiÅŸik tonlarda ‘Cumhuriyet BaÅŸsavcılığı’ndan geliyoruz’ cümlesini vurguluyor. Bilmeyen savcılıktan baskın var sanacak.
Ben ‘Kapıda bağış yapmam. DerneÄŸin adı ve iletiÅŸim bilgilerini verin, oraya bağış yaparım’ diyorum. Verilen bilgi ÅŸu:
‘Aktif Görme Engelliler DerneÄŸi İktisadi iÅŸletmesi. Telefonlar: 0 212 542 22 44 / 0 212 542 44 22 / Åženol Karakaya / Bakırköy’.
Bu telefonların birincisini arayıp ‘Aktif Görme Engelliler DerneÄŸi mi?’ diye soruyorum.
Karşımdaki ısrarla, ‘Siz nereden aldınız bu numarayı, konu neydi?’ diye soruyor. ‘Orası dernek deÄŸil mi?’ diyorum. Bunun üzerine ‘Hayır dernek deÄŸil, danışmanlık ÅŸirketi’ diyor.
Ben de durumu açıklıyorum: ‘Evimize Aktif Görme Engelliler DerneÄŸi’nden bağış istemeye gelmiÅŸler. EÄŸer iletiÅŸim bilgileri doÄŸru ise muhasebecimi yönlendireceÄŸim’.
Bunun üzerine karşımdaki bir anda ‘dernek yöneticisi’ oluyor ve ÅŸöyle diyor: ‘Ha, tamam, ÅŸimdi oldu. Buyurun...’.
Ben de ‘Muhasebecim sizi arayacak’ diye kapatıyorum”.
***
Okurumun anlattıkları bunlar.
Åžimdi soruyorum:
“Cumhuriyet BaÅŸsavcılığı’ndan geliyoruz...” diye para toplayan bu insanlardan, mesela İstanbul Cumhuriyet BaÅŸsavcılığı’nın haberi var mı?
Ahu Aysal’a ÅŸapka çıkartıyorum
İşte budur... Yıllardır beklediÄŸim, hayalini kurduÄŸum “eleÅŸtirilen kiÅŸi” tepkisi...
Olay ÅŸu:
Geçen hafta güzellik ve beslenme uzmanı Ender Saraç hakkında bir yazı yazmıştım ve Ender Saraç’a ÅŸunu sormuÅŸtum:
“İçki-sigara içmeyin, güneÅŸlenmeyin, estetik operasyon yaptırmayın, doÄŸal olun diye önerilerde bulunup duruyorsunuz. Ancak en yakın arkadaşınız ve her daim beraber gezdiÄŸiniz Ahu Aysal bunların tam tersi. Bu nasıl iÅŸ?”
***
Sorumun yanıtı Ender Saraç’tan deÄŸil ama Ahu Aysal’dan geldi.
Öyle bir cevap ki inanamazsınız.
O ne özgüvendir öyle.
Åžöyle diyor Ahu Hanım:
“Evet, içki-sigara kullanıyorum. Evet, güneÅŸlenmeye bayılıyorum. Evet, estetik yaptırıyorum. Ama ben böyle mutlu oluyorum. YaÅŸadığım hayatın son damlasına kadar keyfini çıkartmaya bakıyorum”.
Ardından da ekliyor:
“İnan, eÄŸlenceli, kafa bir kadınım ben. Hiç takılmam böyle ÅŸeylere. Kendimle sorunum yoktur”.
***
İşte benim önünde ÅŸapka çıkartacağım kadın! TeÅŸekkürler Ahu Hanım...
Söz, yakında çıkacağım karşınıza...