Siyasal aktörlerin “gönüllerinden geçenler” vardır, bir de “hayatın gerçeklerinin onlara dayattığı mecburi güzergâhlar ve zorunlu tercihler...”
Sistem veya “kurulu yapı”, her ne zaman ve ne kadar gücü azalsa da daima “bir oyun kurucu” olmuÅŸtur.
Ve Türkiye her zaman en büyük, gizli veya açık mücadelesini CumhurbaÅŸkanlığı seçimlerinde yaÅŸamıştır. Bütün darbelerin ana karakterinde veya en azından “alt metninde” KöÅŸk hesapları yatmıştır.
Åžimdi yeni bir yıla girmiÅŸ bulunuyoruz, seçimden önceki son yıla...
Parlamento yenilenecek, ardından CumhurbaÅŸkanlığı için sandığa gideceÄŸiz.
Siyasal tansiyonu yükselten bir numaralı etken iÅŸte bu takvimin iÅŸlemesi...
Son tartışmamız Gül’ün görev süresine iliÅŸkin.
CumhurbaÅŸkanı 5 yıl için mi seçildi, 7 yıl için mi?
Hesaplar karışık, yorumlar farklı. Tablo net deÄŸil, hiç kimse kesin bir hükümde bulunamıyor. BelirsizliÄŸi gidermenin yolu net bir düzenleme yapmaktan geçiyor. Meclis’e iÅŸ düÅŸüyor o da kavga çıkaracak. En iyisi “ortada” bırakmak. Bu da riskli. Sözün YSK’ya nakledilmesi, topu taca atmaya benziyor.
Sonda söyleyeceÄŸimizi baÅŸtan diyelim:
“Ayıp deÄŸil-günah deÄŸil, ikisi de halkın seçtiÄŸi ilk cumhurbaÅŸkanı olmayı” ister.
Aksini düÅŸünmek, “siyasetin doÄŸasına aykıdır.”
Gül, bir dönem daha KöÅŸk’te kalmayı bekler.
ErdoÄŸan ise Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 1 numaralı ismi, en önemli kurucusu olarak sandıktan CumhurbaÅŸkanı çıkmayı hedefler.
Buraya kadar iÅŸin “gönülle” ilgili kısmı...
Bir de realiteler var.
İstekleri ayrıdır amma...
SİSTEMİN YANLIÅž KÖÅžK HESABI...
Onlar, “bazı safdillerin beklediÄŸi gibi kavga etmez”, birbirlerine girmezler. Perde arkasında çetin tartışmalar yaÅŸanır, nabız yoklamaları yapılır, aracılar gider-gelir, hesap kitap dökülür, en sonunda “ortak” bir karara varırlar.
Nihai hüküm için “siyasetin o günkü haritasına” bakarlar. “Kim aday olursa daha kolay seçilir”in yanıtını ararlar.
Madem bugünlerde denklemler karıştı, biraz geçmiÅŸin bilançosuna bakalım.
AKP iktidarından hoÅŸlanmayan ve onu rejim için tehdit unsuru olarak gören kurulu yapının kimi unsurları bugüne kadar iki büyük hata yaptılar.
“Türbana geçit vermeyelim” derken, siyasal gerekçelerle de CumhurbaÅŸkanlığı seçiminde ErdoÄŸan’ın yolunu kapattılar. Öbür taraftan Gül’ü unuttular. Gül’ün CumhurbaÅŸkanlığı performansına iliÅŸkin hiçbir sorgulama yapmadan söylüyorum, Türk siyasal geleneÄŸinin pusulası “KöÅŸk’e ErdoÄŸan’ın çıkması yönünü” gösteriyordu.
O günlerde de yazdım, ÅŸahsen AKP içinden uzlaÅŸmayla bir baÅŸka ismin CumhurbaÅŸkanı olmasının uygun olacağını düÅŸünenlerdendim, orası ayrı.
Ama Gül çetin bir mücadele verdi, KöÅŸk’e çıktı, onun performansını kamuoyu takdir edecektir.
Ama “alternatif tarih yazıcıları” üç yıl önce ErdoÄŸan’ın CumhurbaÅŸkanı olması, Gül’ün AKP’nin başına geçmesi senaryosunu düÅŸünmeli. Böyle bir iklimde 2007 seçimleri,
22 Temmuz yerine ekim-kasımda gerçekleÅŸecekti, acaba nasıl sonuçlanırdı?
AYNI HATAYI “TEZKEREDE” YAPTILAR
Kurulu yapı, benzer bir hatayı 1 Mart tezkeresinde yaptı.
Burada açıkça askerlerin tavrını kastediyorum.
Milli Güvenlik Kurulu’nda ve diÄŸer yasal-anayasal mecralarda, kamuoyuna açık mesajlarda asker tezkere konusunda tavır koymadı.
KuÅŸkusuz ulusal güvenlik kaygıları da etkendi.
Ama reel siyaset açısından inisiyatifi AKP’ye bırakıp, sandıkta onun hesap vermesinin peÅŸine düÅŸtüler. Hilmi Özkök’ün tarihi hatası budur.
Tezkerenin reddi veya kabulü konusunda farklı düÅŸünceler var.
Kanaatim, o tezkerenin geçmesi yönündeydi.
Ortaya çıkan tablonun Türkiye’ye ne kazandırıp neler kaybettirdiÄŸi tartışmalıdır, kesin hükmü tarih kitapları yazacak. O tezkerenin geçmesini ErdoÄŸan istiyordu, Gül ise karşı çıkıyordu.
BaÅŸbakan ErdoÄŸan önemli konularda “son ana kadar karar veren” birisi deÄŸil, beklemeyi tercih ediyor. Hiç açık vermiyor.
Åžimdi hesap yapıyor olmalı. Toplumun kendisine, partisine ve CumhurbaÅŸkanı Gül’e ilgisini, desteÄŸini ölçüyordur.
ERDOÄžAN’IN STRATEJİSİ...
Tahminim, ilk isteÄŸi KöÅŸk seçimine katılmak. Ama kazanıp kaybedeceÄŸine bakarak karar verir. Kendisi olmazsa orada mutlaka Gül’ün kalmasını arzu eder. “Kör bir hırsa” kendisini teslim etmez.
“Politik aritmetiÄŸe” iliÅŸkin televizyonda iki ipucu verdi.
Bir: “Gelecek seçimlerde birinci parti olacağız” dedi. İlginçtir...
ErdoÄŸan’ın bir huyu var, yalan söylemez. Kızar, yanıt vermez, bazen kaçar, kimi zaman aşırı tepki verir ama yalan söylemez. “Tek başımıza iktidara geleceÄŸiz” demedi. Anketlere, eÄŸilime göre konuÅŸmuÅŸ olmalı.
İki: “Türkiye’ye yeni bir koalisyon oyunu kuruyorlar” cümlesi...
AKP’nin, yüzde 28-30 bandında birinci parti çıkacağı tabloda, bir koalisyon seçeneÄŸi kaçınılmaz olur.
AKP-CHP, AKP-MHP, CHP-MHP gibi çeÅŸitli senaryolar oluÅŸabilir. Dördüncü bir parti barajı aÅŸarsa daha farklı hesaplar yapılabilir. İşte bu manzara sadece 2011 hükümetini deÄŸil,
‘2012-2017 CumhurbaÅŸkanı’nın dahil edileceÄŸi müzakereleri zorunlu kılar.
İş, çok karışık. Tansiyon iÅŸte bunun için yükseliyor. Yarın muhalefetin KöÅŸk planına bakacağız.