AKŞAM GAZETESİ | Avni Başoğlu | 2010-02-15
Maç sonunda şöyle bir istatistiğe bakıyorum, bir felaket şut yüzdesi görüyorum. 26/66 ile 39'luk yüzde bizim çocuklar için tam bir yüz karası. Asla bu kadar kötü atmazlar.
Belli ki, Sırbistan ve Yunanistan'a kılpayı skorlarla kaybedince, moral kondisyonları dibe vurmuş. Oysa biz bu milli takımı, kazandığımız maçlarda, skorda geri de kalsalar, önde de olsalar, oyun disiplini ve takım oyunundan ödün vermeyen bir ekip olarak, çok övmüştük. Geriden gelip maç almalarına hayran oluyorduk. Dün bu çocuklara birden bire ne oldu?
12 Dev Adam'ımı kaybettim. Dünden itibaren mumla arıyorum!
19 fark ileri gidip, sonra 12 fark yediler. Oysa Fransa'yı bence, çok kolay yenebilirlerdi. Beni üzen Fransa'ya yenilmek değil, o savaşan, takım oyunu oynayıp, tempoyu ayarlayan harika özellikler tamamen yok olmuş. Türkiye, yeniden eski kimliğine bürünmüş.
İşte bu yüzden, sakat Ersan ve Ender'in yoklukları bahane asla olamaz.
Şimdi ben bu maçı teknik yönleriyle anlatsam ne olacak.
Dün oyun alanında gördüğüm kötü görüntüler, beni kahretti ve Türkiye'de organize edeceğimiz 2010 Dünya Şampiyonası için, şimdilik fena halde korkuttu.
Dediğim gibi toplam şutlarda biz çok kötüydük, Fransa bizden aşağı değildi. 28/59 ile 47'lik yüzde. Hani Parker olmasa, bizden farkları kalmayacak. İşte ne kadar kötü bir maç seyrettiğimizi ve böyle bir kötü rakibe yenilip, ilk 5'e girme şansını bile nasıl yakalayamadığımızı anlayın.
14.40'ta 19 fark yedikten sonra, tam saha prese geçen Fransa takımı, bunda başarılı oldu. Hızımızı kesti. Sonra, hücumda ribaunt üstünlüğü kurdu. Yani bu çabalar biraz işe yaradı. Zaten biz de hücumda pota altı zaafları sergileyince, fark hızla düşmeye başladı. İlk periyotta durdurduğumuz Parker, sonradan ipini koparıp, sürekli basketler sallayınca, biz de zaten bozuk olan moralimizle maçı salladık ve kaybettik! İnşallah başka şeyler kaybetmeyiz. Biliyorsunuz, 2010'a artık sadece bir yıl var.