AKŞAM GAZETESİ | Tuğçe Tatari Evliyagil | 2010-02-15
‘Bu ülkede...’ diye başlayan ve olumsuzluklar sıralanan cümleler kurmayı sevmiyorum...
Ama bazen mecbur kalıyorum.
***
Cumartesi akşamı “SuAda”da düzenlenen Ajda Pekkan konserine gittim. Tam anlamıyla konser demek doğru olmayacaktır belki.
Yarı oturmalı, yarı ayakta durmalı bar ortamı konseri...
İçerisi hınca hınç dolu...
Düzenleyenler de taa en başından böyle bir taleple karşılaşacaklarını tahmin etmişlerdir muhakkak. Fakat ne yazık ki bu talebe uygun bir ortam hazırlanmamış.
En iyisi olup biteni en baştan anlatmak:
***
Kapıdan başlayan kuyruğun sonuna geldiğimizde iki genç görevli hanımın giriş yapacak olanlara davetiye sorduğunu gördüm.
Oysa ana kapıda da aynı işlem yapılmıştı.
Davetiye sorarken kabalık, anlayışsızlık ve sabırsızlık meselesine hiç girmiyorum.
O an anladım ki yine son derece amatör, başarısız bir organizasyonla karşı karşıyayız. Aynen de tahmin ettiğim gibi çıktı.
Müşterilere zor dakikalar yaşatan korumalar, “Merdiveni boşaltın” diye böğürdükten sonra kadınları bellerinden tutmak suretiyle aşağıya itmeye çalışıyorlardı.
Aniden iki kolun yana doğru açan ve “Buradan geçemezsiniz” diyen kaba görevliler. Tüm bunların arasında yemek servisi yapmaya çalışan garsonların müşterilerle çarpışmaları... İzdiham ve kaos ortamında içki servisi yapılamaması...
Ve hepsinden ilginci kargaşa ortamında mekânın patronlarından Ali Ünal’ın “Bilmem kim bey geldi, nereye yerleştirsek?” sorusuna verdiği “Vallaha bilmiyorum, ben bile kaçacağım birazdan” gibi bir yanıt verdiğini duymam...
*-**
Bu korkunç ortamda üzüldüğüm tek şey nedir biliyor musunuz? Bu ülkede maalesef “çok” büyümemek gerekiyor.
Neden mi?
“Star” var “starcık” var.
Ajda Pekkan bir ülkede gelinebilecek en tepe noktada. O gerçek bir star.
Peki bu tepe noktaya, “tepe hizmeti” verebilecek, “tepe organizasyon” yapabilecek, o tepenin dengi olabilecek mekân, işletmeci, düzen var mı?
Hayır yok.
Maalesef bu ülkede büyük adam olmak zor...
Her alanda zor... Sen büyüdükçe “daha iyi” olanla filan karşılaşmıyorsun.
Sen büyüdükçe sana lâyık olmayan, küçük ve başarısızla yetinmek durumunda kalıyorsun.
Bana göre ülkenin temel sorunlarından biridir bu. Büyü istediğin kadar büyü...
Eğer dünyaya açılmadıysan, bu ülke seni kesmez kardeşim, hak ettiğini de alamazsın!
İşte bu kadar!
BU BİR SUÇ DUYURUSUDUR
Başsavcılık kapı kapı dolaşıp bağış mı topluyor?
Cumartesi günü sıkı okurlarımdan birinden aldığım “e-mail”, hayli rahatsız ediciydi.
İşte adı bende saklı okurumun anlattıkları:
***
“Cumartesi günü Etiler’deki evimde oturuyorum. Kapı çalındı.
Karşımda siyah takım elbiseli, kravatlı 5 kişi.
‘Biz Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan geliyoruz. Bakınız Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yazısı burada. Aktif Görme Engelliler Derneği için bağış istiyoruz’.
Biri bunu söylerken, arkadan diğerleri birkaç kez değişik tonlarda ‘Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan geliyoruz’ cümlesini vurguluyor. Bilmeyen savcılıktan baskın var sanacak.
Ben ‘Kapıda bağış yapmam. Derneğin adı ve iletişim bilgilerini verin, oraya bağış yaparım’ diyorum. Verilen bilgi şu:
‘Aktif Görme Engelliler Derneği İktisadi işletmesi. Telefonlar: 0 212 542 22 44 / 0 212 542 44 22 / Şenol Karakaya / Bakırköy’.
Bu telefonların birincisini arayıp ‘Aktif Görme Engelliler Derneği mi?’ diye soruyorum.
Karşımdaki ısrarla, ‘Siz nereden aldınız bu numarayı, konu neydi?’ diye soruyor. ‘Orası dernek değil mi?’ diyorum. Bunun üzerine ‘Hayır dernek değil, danışmanlık şirketi’ diyor.
Ben de durumu açıklıyorum: ‘Evimize Aktif Görme Engelliler Derneği’nden bağış istemeye gelmişler. Eğer iletişim bilgileri doğru ise muhasebecimi yönlendireceğim’.
Bunun üzerine karşımdaki bir anda ‘dernek yöneticisi’ oluyor ve şöyle diyor: ‘Ha, tamam, şimdi oldu. Buyurun...’.
Ben de ‘Muhasebecim sizi arayacak’ diye kapatıyorum”.
***
Okurumun anlattıkları bunlar.
Şimdi soruyorum:
“Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan geliyoruz...” diye para toplayan bu insanlardan, mesela İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın haberi var mı?
Ahu Aysal’a şapka çıkartıyorum
İşte budur... Yıllardır beklediğim, hayalini kurduğum “eleştirilen kişi” tepkisi...
Olay şu:
Geçen hafta güzellik ve beslenme uzmanı Ender Saraç hakkında bir yazı yazmıştım ve Ender Saraç’a şunu sormuştum:
“İçki-sigara içmeyin, güneşlenmeyin, estetik operasyon yaptırmayın, doğal olun diye önerilerde bulunup duruyorsunuz. Ancak en yakın arkadaşınız ve her daim beraber gezdiğiniz Ahu Aysal bunların tam tersi. Bu nasıl iş?”
***
Sorumun yanıtı Ender Saraç’tan değil ama Ahu Aysal’dan geldi.
Öyle bir cevap ki inanamazsınız.
O ne özgüvendir öyle.
Şöyle diyor Ahu Hanım:
“Evet, içki-sigara kullanıyorum. Evet, güneşlenmeye bayılıyorum. Evet, estetik yaptırıyorum. Ama ben böyle mutlu oluyorum. Yaşadığım hayatın son damlasına kadar keyfini çıkartmaya bakıyorum”.
Ardından da ekliyor:
“İnan, eğlenceli, kafa bir kadınım ben. Hiç takılmam böyle şeylere. Kendimle sorunum yoktur”.
***
İşte benim önünde şapka çıkartacağım kadın! Teşekkürler Ahu Hanım...
Söz, yakında çıkacağım karşınıza...