AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2010-02-15
Siyasal aktörlerin “gönüllerinden geçenler” vardır, bir de “hayatın gerçeklerinin onlara dayattığı mecburi güzergâhlar ve zorunlu tercihler...”
Sistem veya “kurulu yapı”, her ne zaman ve ne kadar gücü azalsa da daima “bir oyun kurucu” olmuştur.
Ve Türkiye her zaman en büyük, gizli veya açık mücadelesini Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşamıştır. Bütün darbelerin ana karakterinde veya en azından “alt metninde” Köşk hesapları yatmıştır.
Şimdi yeni bir yıla girmiş bulunuyoruz, seçimden önceki son yıla...
Parlamento yenilenecek, ardından Cumhurbaşkanlığı için sandığa gideceğiz.
Siyasal tansiyonu yükselten bir numaralı etken işte bu takvimin işlemesi...
Son tartışmamız Gül’ün görev süresine ilişkin.
Cumhurbaşkanı 5 yıl için mi seçildi, 7 yıl için mi?
Hesaplar karışık, yorumlar farklı. Tablo net değil, hiç kimse kesin bir hükümde bulunamıyor. Belirsizliği gidermenin yolu net bir düzenleme yapmaktan geçiyor. Meclis’e iş düşüyor o da kavga çıkaracak. En iyisi “ortada” bırakmak. Bu da riskli. Sözün YSK’ya nakledilmesi, topu taca atmaya benziyor.
Sonda söyleyeceğimizi baştan diyelim:
“Ayıp değil-günah değil, ikisi de halkın seçtiği ilk cumhurbaşkanı olmayı” ister.
Aksini düşünmek, “siyasetin doğasına aykıdır.”
Gül, bir dönem daha Köşk’te kalmayı bekler.
Erdoğan ise Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 1 numaralı ismi, en önemli kurucusu olarak sandıktan Cumhurbaşkanı çıkmayı hedefler.
Buraya kadar işin “gönülle” ilgili kısmı...
Bir de realiteler var.
İstekleri ayrıdır amma...
SİSTEMİN YANLIŞ KÖŞK HESABI...
Onlar, “bazı safdillerin beklediği gibi kavga etmez”, birbirlerine girmezler. Perde arkasında çetin tartışmalar yaşanır, nabız yoklamaları yapılır, aracılar gider-gelir, hesap kitap dökülür, en sonunda “ortak” bir karara varırlar.
Nihai hüküm için “siyasetin o günkü haritasına” bakarlar. “Kim aday olursa daha kolay seçilir”in yanıtını ararlar.
Madem bugünlerde denklemler karıştı, biraz geçmişin bilançosuna bakalım.
AKP iktidarından hoşlanmayan ve onu rejim için tehdit unsuru olarak gören kurulu yapının kimi unsurları bugüne kadar iki büyük hata yaptılar.
“Türbana geçit vermeyelim” derken, siyasal gerekçelerle de Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ın yolunu kapattılar. Öbür taraftan Gül’ü unuttular. Gül’ün Cumhurbaşkanlığı performansına ilişkin hiçbir sorgulama yapmadan söylüyorum, Türk siyasal geleneğinin pusulası “Köşk’e Erdoğan’ın çıkması yönünü” gösteriyordu.
O günlerde de yazdım, şahsen AKP içinden uzlaşmayla bir başka ismin Cumhurbaşkanı olmasının uygun olacağını düşünenlerdendim, orası ayrı.
Ama Gül çetin bir mücadele verdi, Köşk’e çıktı, onun performansını kamuoyu takdir edecektir.
Ama “alternatif tarih yazıcıları” üç yıl önce Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması, Gül’ün AKP’nin başına geçmesi senaryosunu düşünmeli. Böyle bir iklimde 2007 seçimleri,
22 Temmuz yerine ekim-kasımda gerçekleşecekti, acaba nasıl sonuçlanırdı?
AYNI HATAYI “TEZKEREDE” YAPTILAR
Kurulu yapı, benzer bir hatayı 1 Mart tezkeresinde yaptı.
Burada açıkça askerlerin tavrını kastediyorum.
Milli Güvenlik Kurulu’nda ve diğer yasal-anayasal mecralarda, kamuoyuna açık mesajlarda asker tezkere konusunda tavır koymadı.
Kuşkusuz ulusal güvenlik kaygıları da etkendi.
Ama reel siyaset açısından inisiyatifi AKP’ye bırakıp, sandıkta onun hesap vermesinin peşine düştüler. Hilmi Özkök’ün tarihi hatası budur.
Tezkerenin reddi veya kabulü konusunda farklı düşünceler var.
Kanaatim, o tezkerenin geçmesi yönündeydi.
Ortaya çıkan tablonun Türkiye’ye ne kazandırıp neler kaybettirdiği tartışmalıdır, kesin hükmü tarih kitapları yazacak. O tezkerenin geçmesini Erdoğan istiyordu, Gül ise karşı çıkıyordu.
Başbakan Erdoğan önemli konularda “son ana kadar karar veren” birisi değil, beklemeyi tercih ediyor. Hiç açık vermiyor.
Şimdi hesap yapıyor olmalı. Toplumun kendisine, partisine ve Cumhurbaşkanı Gül’e ilgisini, desteğini ölçüyordur.
ERDOĞAN’IN STRATEJİSİ...
Tahminim, ilk isteği Köşk seçimine katılmak. Ama kazanıp kaybedeceğine bakarak karar verir. Kendisi olmazsa orada mutlaka Gül’ün kalmasını arzu eder. “Kör bir hırsa” kendisini teslim etmez.
“Politik aritmetiğe” ilişkin televizyonda iki ipucu verdi.
Bir: “Gelecek seçimlerde birinci parti olacağız” dedi. İlginçtir...
Erdoğan’ın bir huyu var, yalan söylemez. Kızar, yanıt vermez, bazen kaçar, kimi zaman aşırı tepki verir ama yalan söylemez. “Tek başımıza iktidara geleceğiz” demedi. Anketlere, eğilime göre konuşmuş olmalı.
İki: “Türkiye’ye yeni bir koalisyon oyunu kuruyorlar” cümlesi...
AKP’nin, yüzde 28-30 bandında birinci parti çıkacağı tabloda, bir koalisyon seçeneği kaçınılmaz olur.
AKP-CHP, AKP-MHP, CHP-MHP gibi çeşitli senaryolar oluşabilir. Dördüncü bir parti barajı aşarsa daha farklı hesaplar yapılabilir. İşte bu manzara sadece 2011 hükümetini değil,
‘2012-2017 Cumhurbaşkanı’nın dahil edileceği müzakereleri zorunlu kılar.
İş, çok karışık. Tansiyon işte bunun için yükseliyor. Yarın muhalefetin Köşk planına bakacağız.