Serdar Turgut serdarturgut@superonline.com

kategori2

Her baba aslında bir Buda'dır

Yıllar önce henüz baba olmadan bir arkadaşımın evindeydim. Arkadaşım son derece iyi huylu, çocuklarına düşkün, ailesine bağlı, kötü adetleri olmayan mazbut bir insandı. Şimdi bu tanımı duyunca 'O adamın seninle ne işi var, o senin nasıl arkadaşın olabilir?' diye soracaksınız buna eminim. Vallahi bilemiyorum bazen mülayim insanlar da hata yapabiliyorlar demek ki. Neyse şimdi gereksiz  karakter analizlerini bırakalım, anlatmak istediğim meselenin özüne gelelim.
Bu arkadaşım son derece sakin oturup televizyon seyrederken ortanca oğlu odaya girdi ve arkadaşım birden evden çıkıp gitti. Ben ne olduğunu anlayamadım ve onun arkasından koştum. Sokakta hızla gidiyordu. Yetiştim ve 'Yahu ne oldu nereye gidiyorsun' diye sordum.
'Vallahi nereye gittiğimi bilmiyorum ama bir süreliğine evden uzaklaşmam gerekiyor' dedi.
'Anlat Allah aşkına ne oldu' deyince...
Arkadaşım 'Benim oğlanı şu anda görmeye tahammülüm yok, elime geçerse tutup tavana yapıştıracağım onu' dedi.
'Yapma ya, sizin aranız çok iyiydi ne oldu ki' diye sordum.
Akadaşlarım bana sadece 'Şimdi anlayamazsın, baba olunca anlarsın beni' dedi.
Ve sonra baba oldum ve arkadaşın dediği gibi onu yavaştan anlamaya başlıyorum.
Minik bebekleriniz büyümeye başladıklarında öyle bir an geliyor ki, o sakin, anlayışlı uslu çocuğunuz birden sizinle savaşmak için fırsat arayan bir rakibinize dönüşebiliyor.
Gelişimin doğal bir parçası, karakter oluşumunun bir süreci bu ve oğlan yepyeni hayat problemleri ile savaşmaya başladığı an size tepki verebiliyor. Bu arada asıl büyük problemi oluşturacak olan cinsellik algılaması da gelişmeye başlıyor tabii ki. Bütün bunları anlıyorum da ben ne yapayım kardeşim, her an sakin, anlayışlı ve alttan alır olmak hayli yıpratıcı bir şey.
 Bu yüzden ben diyorum ki; çocuk büyüten her baba aslında potansiyel bir Buda'dır. Budizm içimizdeki dinginliği, problemler karşısında dayanma gücünü ve hayatı problemleri ile sevme potansiyelinizi ortaya çıkarmanın felsefesi olarak kabul edilirse, büyümekte olan çocuğunu bir kez bile öldürmeyi düşünmeden sakin bir şekilde hayatını sürdüren her baba artık bir Buda'dır bana göre.
 Şimdi minicik çocuklar ne yapabilir diyeceksiniz, arkadaşımın vaktiyle bana dediği gibi baba olmadan bunu anlayamazsınız.
Eğer ben bu aralar Zen Budizmin en büyük düşünürlerinden bir tanesi olmak üzereysem ve benim için Nirvana şu köşenin ardındaysa artık, bilin ki bu çocuğum sayesindedir. Ha tabii benim başımda üstüne üstelik bir de Rana var. Bu faktör de bilgelik düzeyine ulaşmamı kolaylaştıran bir başka faktör. İkisinin ortak çalışmaları sonucunda pek yakında Dalai Lama olmak üzereyim.
Anneler hakkında bir şey söylemediğimin herhalde farkındasınız. Bunun nedeni annelerin bebek karınlarında oluştuğu an direkt bir Buda bilgesi haline otomatikman dönüşmeleridir. Babalar ise bu aşamaya acı çekerek, sabrederek sürekli testten geçerek varmak zorundalar.
Babalar nasıl test ediliyor diye soruyorsanız...

1- Çocuklar bir yaşa geldiklerine kendilerine söylenen her şeye ilke olarak itiraz edebiliyorlar. Dediğiniz şey 'Su ister misin?' veya 'Film seyredelim mi?' gibi size rutin ve doğal gelebilen bir şey de olsa, çocuklar bu konuda bile kavga çıkarabiliyorlar. Ve üstelik anneler de size 'Neden çocuğa 'Su içer misin?' diye ısrar ediyorsun ki bırak zorlama çocuğu' diye bir şey de söyleyebiliyorlar.

2- Oğlan annesiyle birlikte olduğunda  hemen her şey pürüzsüz, sakin ve güzel geçiyor. Benimle olduğuna ise aynı konuda her şey ters gidebiliyor. Hemen bana otomatikman kabahat bulmayın. Vallahi her şey güzel ve sakin geçsin diye daima uğraşıyorum ama bazen işler kontrolden çıkabiliyor. Örneğin her ailede olduğunu tahmin ettiğim gibi bizde de sabah okul için evden çıkış travması rutin olarak var. Okula Rana bırakacağı gün pek bir aksilik olmuyor ama sıra bende olunca muhakkak bir aksilik çıkıyor. Belki de ben lanetliyimdir bilemiyorum. Kalkış saati ile okul için çıkış saati arası o kadar birbirine yakın ki her an her dakika planlanmış vaziyette ve planın tek bir aşamasında aksama olduğunda bütün planlar ve gününüz çökebiliyor. Tahmin edebileceğiniz gibi içinde barındırdığı potansiyel aksilikler nedeniyle insanın sinirlerini çok tahrip edebilecek bir durum bu. Okul kıyafetlerini giydikten sonra kahvaltıya geçeceğiz. Annesi 'Okula geç kalmasın, dikkat et' diyerek stresime ilave katkıda bulunuyor. Oğlan annesinin bu lafını bir tüyo olarak kabul etmiş gibi mutfağa girer girmez bana 'Bugün kahvaltı etmek istemiyorum' diyor. Bana kalsa 'Tamam etme, haydi gidelim' diyeceğim ama bunu söylesem çocukla ilgili herhangi bir hata söz konusu olduğunda anında bayan Frankestein'a dönüşen Rana sonra bana 'Bir günlüğüne çocuğu sana emanet ettim, sen de çocuğu okula aç götürdün' gibi bir şey söyleyecek (şöyle bir argüman da getirebiliriz tabii ki bu gibi durumlarda arkadaşımın dediği gibi çocuklarımızı duvara yapıştırmamız mümkün olamayacağına göre, her babanın karşı karşıya kalabileceği bu gibi durumlarda en iyi ikinci seçenek otomatikman karılarımızı öldürmek olabilir. Bunun da babaları çok rahatlatacağına eminim). Sonra ben mesele olay olmadan çözülsün diye oğlana çeşitli şekillerde 'Haydi kahvaltını ye oğlum' diye yalvarıyorum. Ne kadar yalvarsam da oğlum bana sadece 'Baba ya başımdan git' diyebiliyor, bu süreç sürerken Rana odaya giriyor ve oğlum 'Anne, babam bana bağırıyor da' diyor ve Rana 'Oğlana neden sesini yükseltiyorsun' diye çıkışıyor. Ben bu tür durumlarda oğlumun yüzünde alaycı bir gülümseme gördüğüme bile yemin edebilirim. Karım sadece bir kez 'Haydi oğulcuğum benim kahvaltıya geçelim' diyor ve oğlan annesine sarılmış halde mutfağa gidiyor ve onlar giderken Rana bana pislikmişim gibi bir bakış atıyor. O aşamada ben de kendimi aşağılık, işe yaramaz bir yaratık olarak görüyorum.
En sonunda Rana 'Kahvaltı bitti. Haydi ben biraz kitap okuyacağım bari sen okula vaktinde yetiştirmeyi başar oğlanı' diyor.
 Ne olacak her şey bitmiş ve sadece evden çıkıp gideceğiz değil mi? Teorik olarak böyle ve tabii ki işler pratikte öyle yürümüyor.
 Kapıdan tam çıkarken oğlum 'Baba tuvaletim geldi' diyor. Ben içimden 'Allahım inşallah gelen küçük tuvaletidir' diye dua ederken gayet tabii ki büyük tuvaletinin geldiği ortya çıkıyor. Bu okula en azından yarım saat geç kalacağımız anlamına geliyor. Zira bu konuda babasına çekmiş olan oğlum tuvaletini yaparken okumaktan çok hoşlanıyor. Ben gençken Kapital'in üç cildini ve ilave olarak ayrıca Karl Marx'ın 'Grundrissse'sini de tuvalette okuyup bitirmiştim. Oğlum henüz bu serilere geçememiş olsa da, o da her oturuşta birkaç kitap deviriyor.
 Bu gibi durumlarda ben tuvaletin kapısında haydi oğlum demekten helak oluyorum. Rana ne yaptık diye bakmak için geliyor ve oğlan 'Anne, babam beni tuvaletimi yaparken bile rahat bırakmıyor ne yapayım yani tuvaletimi tutmam mı gerekiyor ki' diyor ve sonra da Rana'nın bana sabahlık Büyük Nutku başlıyor.

Ve işte ben o aşamada bir Dalai Lama oluveriyorum. Çünkü görünürdeki sakinliğimi koruyorum, denilen her şeyi kabul ediyorum ve oğlumu geç kaldığı okulun kapısından bırakırken ona sarılıp öpüyorum ama kapıda bir kız arkadaşı var ise oğlan orada kızın gözlerinin önünde kendisine sarılmamı katiyen istemiyor ve beni itekliyor.
 Ben tam anlamıyla itilmiş kalmış bir Zen Budist'im.

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3