Dün, Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş'la birkaç gazeteci kahvaltıda bir araya geldik. Dostça geçen sohbet toplantısı sayesinde siyasette bugünlerde önemli bir aktör olan Numan Kurtulmuş'u daha yakından tanıma fırsatı buldum...
İşte ilk izlenimlerim...
- Saadet Partisi'nin algısı epey yaşlı bir parti olduğu yönünde, oysa genel başkanı Numan Kurtulmuş 1959'lu. Refah-Fazilet'ten ayrılarak AKP'yi kuranların öncüsü Başbakan Erdoğan'dan daha genç...
- Kurtulmuş aslen bir öğretim üyesi. Belli ki iyi bir öğretim üyesi... Tane tane, anlaşılır ve net konuşuyor. Lafları çevirmiyor, siyasetçi retoriğinde söyleyeceklerini gizlemiyor.
- Saadet Partisi'nin hızlıca Refah dönemini üzerinden atarak bir kozmetik değişim geçirmesi gerekiyor. Mesela RP döneminden alıştığımız ne tam uzun ne tam kirli 'Milli Görüş sakalı' o günlerden bugünlere gelmiş...
- Kurtulmuş neredeyse 'ululsalcılığa' yakın söylemler kullanıyor ama kendisine 'ulusalcı' demiyor... Ekonomik konulardaki görüşleri solcularla bire bir aynı ama kendisine 'solcu' demiyor... Herhangi bir etiket olmadan kendisini tarif etmek istiyor...
- Saadet Partisi'yle AKP arasındaki en büyük kırılma noktası Batı'ya endeksli politikalarda çıkıyor: Saadet, Amerika'ya teslimiyeti, IMF'e boyun eğmeyi, Avrupa Birliği'ne koşulsuz şartsız evet demeyi reddediyor.
- Numan Kurtulmuş kendisini ve partisini 'anti emperyalist' olarak tanımlıyor. Bu sözcüğü seçmesi ilginç, özellikle telaffuz ediyor.
- Gerilim politikasından, Türkiye'nin kamplaşmasından hiç haz etmiyor Saadet Partisi ve Numan Kurtulmuş buna karşı politika yaptıklarını söylüyor.
- Saadet Partisi seçimden barajı aşacağına inanıyor; kendilerinin sadece dindarların ya da muhafazakarların partisi olarak değil 'merkez' olarak kabul edilmesini istiyor.
- Siyasetteki gergin tonda özellike muhafazakar kesimlerde eksikliği duyulan sakin, bilgili ve uzlaşmacı bir figür eksikliğine çok iyi oturabilir Numan Kurtulmuş.
Tyler Brule'yle ortak noktamız
Bu ayki Monocle 'konukseverlik' temasını işlemiş ve bir otelin nasıl olması gerektiğini madde madde yazmış. Bir süre önce sık sık yolculuk yapan biri olarak ben de kendi kusursuz otel nasıl olur listemi yazmıştım... Bir baktım, Monocle'ın listesinde ne varsa ben de yazmışım: Ücretsiz ve hızlı İnternet, kullanılabilir bir televizyon, ses geçirmeyen duvarlar, kapılar...
Monocle'ın listesinde başka ayrıntılar da var: Yerden ısıtma, dışarıdan ulaşılabilen gardırop ya da kendi kuru temizlemeleri gibi...
İkimizin de ortak olarak birleştiği bir şey de başucu prizleri... Monocle, otel misafirlerinin yüzde 99'unun günümüzde telefonlarına bağımlı yaşadığını söylüyor. Dahası pek çok kişi de artık 'smart phone' denen türde telefonlar kullanıyor; iPhone olsun, Blackberry olsun, PDA'ler olsun... Başucunda şarj bir telefon hayat kurtarıyor. Ama başucu prizi yine de çok sık atlanıyor. Teknoloji günümüzde pek çok standartı belirliyor. Bu da alışkanlıklarımızın mecbur kıldığı zorunluluklardan biri...
Monocle'ın listesinde şaşırdığım tek nokta şu oldu: Daha evvel iyi bir oteli club sandwich'inden değerlendirdiğini yazan Monocle yayın yönetmeni Tyler Brule bu sefer 30 küsur maddede bu çok kritik maddeyi koymamış.