Musakka, dolma, cacık, baklava, kebap, imambayıldı... Bunlar Yunanlılarla ortak yemeklerimizden bazıları. Tek ortak noktamız yemeklerimiz değil tabii, kültürümüz, müziğimiz ve hatta insan yapımız çok benziyor, hayata bakışımız da... Örneğin dişe dokunur bir şey üretemeyişimiz kötü bir ortak nokta. Bir düşünelim, Yunanistan denince akla gelen bir otomobil markası var mı? Bir ağır sanayi makine markası? Bir motor markası? Yok. Türkiye denince de bunlardan hiçbiri akla gelmiyor. Her iki ülkenin de akla getirdiği ortak şeyler turizm, tekstil, eğlence, gürültülü konuşma, sıcak kanlılılık, tembellik ve yarını umursamazlık.
Bu kadar benzerliğin ürünü olarak da ekonomik yapımızda bayağı benzerlikler var. İki ülkenin ekonomik yapılarını daha iyi karşılaştırabilmek için OECD verilerinden bir tablo oluşturdum.
Öncelikle ekonomik aktivitelere bakalım. Tablonun üst kısmında ekonomik aktivitelerin yarattığı katma değerin toplam gelir içindeki yüzdelik payları bulunmaktadır. Göze çarpan ilk şey tarımdaki farklılık. Türkiye'de tarımın ağırlığı görece fazla. Fakat, ülkemizdeki tarım nüfusunun göreli büyüklüğünü hesaba katmak gerekmektedir. Kişi başına yaratılan artı değer düşünüldüğünde Yunanistan ile tarım açısından çok da farklı olmadığımız görülecektir. İnşaat, ulaşım ve mali sektörlerin katma değer payları hemen hemen aynıdır. Buna karşın sanayinin payı bizde daha yüksektir.
Ekonomik aktiviteler açısından asıl önemli fark ise kamunun ekonomi içindeki payıdır. Yunanistan'da eğitim sağlık gibi kamu hizmetlerinin ekonomi içindeki ağırlığı bizdekinin iki katıdır. Bu özellik tablonun alttaki diğer bölümlerinde de kendini hissettirmektedir. Yunanistan'da kamu borçlanarak büyümüştür.
İşte zurnanın zırt dediği yer bu noktadır. Yunan hükümetleri AB'den akan fonları genişletici maliye politikalarıyla harcamış, bunun ötesinde borçlanarak bu harcamaları finanse etmişlerdir. 2008 verilerine göre gayrisafi hasılanın yüzde 97'sine ulaşan kamu borcu Yunan ekonomisini derin bir krize sürüklemektedir. Yakın bir zamanda Yunanistan'ın yalnız bırakılmayacağı açıklanmış olsa da ne tür bir desteğin sunulacağı netleştirilmemiştir.
İşin bu noktası sorunlu olacağa benzer. Almanya'da bir gazetenin yaptığı ankete göre halkın yüzde 53'ü Yunan ekonomisinin Alman vatandaşlarının verdiği vergilerle kurtarılmasına karşı çıkıyor. Bakalım Merkel Yunanistan'a yardım yapılması konusundaki bu siyasi riski alabilecek mi?
Yunanistan'la bir benzerliğimiz de savunma harcamalarının bütçedeki payının yüksek oluşudur.
Tabloda göze çarpan bir diğer farklılık ise onlardaki dış açığın oldukça yüksek olması. Yunanistan hızla yükselen refah seviyesini artan kamu harcamalarının yanı sıra biraz da bu ithalata dayalı tüketim kültürüne borçlu olsa gerek. Fakat artan kamu harcamaları Yunanistan'da gelir dağılımının bizdekinden daha iyi olmasına etki etmiş olabilir.
Peki Yunan ekonomisini krize sürükleyen gerçekten kamunun aşırı genişlemesi miydi? Büyük oyuncular sanki bu gidişatta payları yokmuş gibi sıyrıldılar. Yunanistan krizinden sadece Yunan hükümetlerini sorumlu tuttular. Dubai için de böyle yapmışlardı. Oysa, AB'nin temel kriterlerinden biri bütçe açığının ulusal gelire oranının yüzde 3'ü geçmemesidir. Yunanistan'da bu eşik küresel krizden çok önce aşıldı. AB ne yaptı? Seyretti.