AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2010-02-17

kategori2

Abdülhamit bir köle miydi?

Seks dürtüsü insan beyninin karanlık deliğidir, o deliğin içine girilince ne olacağı, kontrolden nasıl çıkılabileceği pek belli olmaz. Bu yüzden tarihte bazı insanların seks yaşamları çok da şaşırtıcı olabilmiştir. Yönetim üslubuyla ve yaptıklarıyla son derece maço, sert kültürlü olan bir insan son derece mutlu bir eşcinsel çıkabilir veya bunun tam tersi de olur. Açık bir şekilde eşcinsel olan bir güç sahibi tarihin en acımasız en vahşi yöneticisi olarak tarihe geçebilir.
Beynimizn seks ile ilgili bölümü insana çeşitli oyunlar oynayabildiğinden, tarihe geçmiş insanların seks yaşamları tatlı okuma konusunu oluşturur ve öğrendikleriniz sizi şaşırtabilir.
Tarihe büyük olarak geçmiş olan insanların seks yaşamları üzerine yapılmış birçok çalışmalar vardır. Büyük yazarların seks yaşamları da kamuoyuna açık bilgi haline gelmiştir. James Joyce'un sevgilisinin yellenmesinden cinsel haz duyabildiği bilgisi belki insanlık tarihinin yönünü değiştirebilecek bir bilgi olmayabilir ama insan en azından bunu öğrendikten sonra Ulysses'i okursa, okudukları çok daha farklı gözükmeye başlayabilir gözüne...
Cinselliklerimiz sadece özelde yaşanılıp bitirilen dürtüler değildir. Onlar kimliğimizin de önemli bir parçasıdır ve hayatımıza bazen yön veren en önemli faktörlerden bir tanesi olabilirler. Eğer bir de siz tarihe yön çizmek iddiasında olan bir 'büyük' insansanız o zaman cinsel eğilimlerin bilinmesinin ne kadar önemli olacağı da açıktır. Tarihi seksüalite bazında alternatif olarak yazmak, yapılması gereken bir iş olarak ortada duruyor. Gerçi seksin tarihi üzerine yapılmış çalışmalar var ama tarihin yapılmasında seksüel tercihin yeri konusu ayrı bir çalışma alanı mutlaka olmalıdır. Bunu en iyi başaracak olanlar Fransız Annales tarih ekolünden gelen tarihçilerdir. Çünkü Annales ekolü geleneksel tarihçi söylemi dışına çıkarak gelenekselcilerin belki de çalışmalarında dipnot olarak görecekleri aile, seks, kültür, yemek adetleri gibi konulara tarihi yazmakta çok daha fazla önem verirler, tarihte seksüel tercihlerin rolünü de en iyi onlar yazar bence.
Örneğin ben büyük diktatörlerin cinsel yaşamlarını daima merak etmişimdir. Bu merakım, cinsel tercihlerinin diktatörlere oyun oynaması ihtimalinin büyük olduğu tahmin etmemden kaynaklanıyor. Hitler'i ele alalım, onun kadınlarla ilişkileri üzerine çok yazıldı hatta, kadın dışkısından tahrik olduğunu anlatan bir yazı da okumuştum vaktiyle. Ama bence Hitler'de bunun dışında son derece güçlü eşcinsel eğilimler de vardı. En yakınındaki üst düzey komutanları ile iletişimleri ve onların hemen hepsinin Hitler'den neredeyse aşk duyar gibi bahsetmeleri ve birçoğunun hatıralarında Hitler'den feminen deyimler ile bahsetmeleri nedeniyle ben bu işin iyice araştırılması ve varsa ortaya çıkarılmasının gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Nazilerin acımasızlığın temelinde bastırılmış eşcinsel duyguların da önemli bir etki yapmış olması ihtimali olması yüksek. O dönemde Yahudiler yanında eşcinsellere de yönelik resmi nefret kampanyaları düzenlenmesi de bu tavrın bir başka örneğini oluşturabilir.
Bu yazıyı düşünmeme, Tuğçe Tatari'nin Sevgililer Günü'nde yazdığı yazıda yer alan bir tarih belgesi neden oldu.
Abdülhamit aşık olduğu Ruhşan'a yazdığı mektupta bakın neler diyor:
Efendim ben sana köle olmuş bir kulunum. İster beni döv, ister öldür sana teslimim. Tanrı'ya  ant olsun ki hasta olmama belki de ölümüme sebep olacaksın. Ayağın altına yüzüm gözüm sürerek rica ediyorum, kendimi zapt edemiyorum.

KÖLENİN YALVARMASI GİBİ
Abdülhamit'in kendi ölümünden birkaç yıl sonra doğmuş olan Leopold von Sacher MaSoch'un kitaplarını okumuş olması ihtimali gayet tabii ki yok. Ama yine de Abdülhamit'in bu sözlerinin mazoşizme çalışmaları ile adını verilmiş olan Leopold von Sacher MaSoch'un romanlarından herhangi birinde rahatlıkla yer alabilecek duygular olduğunu görürüz. Bu mektup özellikle 'Kürklü Venüs' romanındaki Severin karakterinin kölesi olduğu kadının önüne diz çökmüşken söyleyebileceği laflara benziyor...
Abdülhamit'i kendisini zapt edemeyecek kadar heyecanlandıran bu duygular, sadece seksüel arzu mudur yoksa duyulan yoğun aşkın döneme uygun edebi ifadesinin sonucu mudur bilemiyorum ama o laflar bana kadının kölesi olmaktan hoşlanan bir mazoşistin tipik duygusallığı olarak geldi. Özellikle 'ayağının altına yüzümü gözümü sürerek rica ediyorum' lafı bir erkek cinsel kölenin ayak fetişizimiyle beslenen coşkusu olarak geldi bana.

Murat Bardakçı'ya çağrı
İnsana ait hiçbir şey bizi şaşırtamayacağına göre bu eğilim Abdülhamit'te de olabilmesi şaşırtıcı olmaz ve bu onun tarihte yaptıklarına gölge de düşürmez tabii ki. Ama bir insanı tam olarak anlamak amacındaysak, dönemini bütün yönleriyle kavramak istiyorsak onun bu cinsel eğilimini eğer varsa bilmemiz de gerekiyor. Reşat  Ekrem Koçu haremdeki kadınlara padişahların aşık olmalarının ve o kadınların da padişahlara  eziyet çektirmelerinin az rastlanılan bir olay olmadığını yazmıştır.
Annales Okulu'nun duyarlılığı ile yazılan seksin tarihinin çok ilginç sonuçlar ortaya çıkaracağını düşünüyorum. Bu işin gerçeğini bilse bilse Murat Bardakçı bilir. Abdülhamit'in beyninin karanlık noktalarına onun rehberliğine bir yolculuk yapmak keyifli olurdu.