AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2010-02-23
Türkiye'deki en büyük ideolojik yalanlardan bir tanesi ekonomide planlamanın otoriter bir sisteme geçişi getireceği yalanıdır. Bir dönemde sosyalist blok ülkelerinin kapitalizme karşı planlı ekonomiyi koymaları Türkiye'deki ideolojik yanılgıyı da güçlendirmiş ve Türk ekonomisinin düzgün büyüyebilmesi ve gelişebilmesi için planlama yapılması gerektiğini bilen insanlar ideolojik yenilgi yüzünden artık doğruları söylememeye başlamışlardır.
Bugün ideolojik korkulardan çıkmanın zamanıdır, çünkü Türkiye'nin bugün her zamankinden çok daha fazla planlamaya ihtiyacı var.
Dün belirttiğim gibi 2009 ekonomi krizi dünyada yarım kalmıştır ve krize tekrar girileceği yolunda işaretler vardır. İkinci Wall Street filmiyle hayatımıza tekrar girmeye hazırlanan Gordon Gekko'ya benzeyen karakterler, saldırgan açgözlülüklerini tatmin edebilecek sistemi hala daha bulabilmektedirler. 2009 krizi bir davranış bozukluğu kriziydi. Bu davranış bozuklukları hala daha sürebildiğine göre sistem kendi iç yanlışlarını çözebilecek mekanizmaları oluşturmadığından bence krizin yeniden patlaması ve 2009 yılında yarım kalan temizliğin sürmesi kaçınılmazdır. Sistemin kaçınılmazlarını bir tek en iyi kapitalist üretim biçimini Karl Marx'ın çözümleme yöntemini anlamış olanlar görebilir.
Piyasaların kendilerine göre kuralları vardır. Dünya sistemine piyasaları ile bağlanmış olan hiçbir ülkenin nerede başlarsa başlasın orada başlayıp yayılacak krizin dışında kalması mümkün değildir.
Kapitalist üretim biçimi ve piyasaları kendi başlarına bırakıldığında sürekli olarak kriz yaşarlar. Krizler piyasaların ve ekonomik sistemin kendi kendisini düzenleme mekanizmalarıdır. Kapitalizm açısından periyodik krizler normal hayat tarzıdır.
Sistemin merkezi dışında kalan çevre ülkelerin kendilerini piyasaların iç dinamiğine karşı koruyacak mekanizmalar geliştirmeleri gerekmektedir.
Planlama modeli var
Türkiye'deki ideolojik tavrın söylediğinin aksine her merkezi planlama illa da otoriter bir sistem yani daha açıkçası sosyalizm anlamına gelmez. Piyasaların daha düzgün ve daha eşitlikçi çalışmasını sağlayacak planlama modelleri de vardır.
Türkiye gibi ülkeler bir yandan kendisi açısından önemi bulunan sektörleri koruyup büyütmelerine imkan verirken, ayrıca hemen dengesizliklere ve krize düşmeden çalışacak piyasaları kurmalarına imkan verecek planlama modelleri ile çalışmalıdırlar. Piyasadaki oyunculara doğru sinyalleri verip dinamizmi salarken, gelir dağılımı bozukluklarını ve eşitsizlikleri giderecek ve ülke açısından hassas sektörlerin büyümesini sağlayacak bütün bu amaçlara aynı anda hizmet edecek planlama modelleri vardır.
Bunları kurmak sanıldığı kadar zor değildir ve Türkiye'de bunları hiç zorlanmadan yapacak insanlar vardır.
Önemli olan siyasi kararı vermek ve ekonominin önceliklerini tespit etmektir. Bunlar yapıldıktan sonra bu kararlara uygun planlama modelini geliştirmek teknik bir iştir, adeta çocuk oyuncağıdır bu iş. Piyasalara hiç müdahale etmeden 'Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler' demeyi sürdürmekte kararlı olanlar, ideolojik saldırılarını sürdüreceklerdir ve piyasaları daha iyi çalıştıracak bir planlama modelinin bile komünizm olacağını söyleyeceklerdir. O insanlar piyasaların insafına bırakılmış olan bir Türkiye'nin sistemin merkezinden çıkıp dünyaya yayılacak her krizin Türkiye'yi daima sarsacağını ve zor duruma düşüreceğini, kendi ekonomisine planı ve programıyla yön vermeyecek Türkiye'nin yönünü hiçbir zaman bulamayacağını, aksine yönünü kaybedeceğini artık görmeliler.
Artık zamanımız kalmadı, bunu herkes görmeli
YILLAR içinde beni okuyanlar bilecektir ben kariyerimin bazı aşamalarında bu tür plan program çağrılarını yaparım. Bu çağrılarımın çoğu da ekonomik kriz dönemlerine denk düşer. 'TELEVOLECİ EKONOMİSTLER' kavramımla ölümsüzleştirilmiş olan bir önceki tartışmalarımda da planlamanın ve bir programa sahip olmanın önemini vurgulamıştım.
Bugün yine aynı fikri atıyorum ortaya. Çünkü ben borsaların gündelik performansına bakarak fikir oluşturmuyorum çok daha yapısal düzene ait fikirler peşindeyim.
Çünkü yıllar içinde yapılan bütün hatalara ve piyasaların kendi başlarına bırakıldıklarında sebep oldukları net biçimde görülmesine rağmen ideolojik tavırlar yine de sürdürülüyor, piyasalar yine fetişleştiriliyor, planlama kavramı tartışılmıyor bile.
Bugün durum çok daha acil. Türkiye'de bazı sınıflarda ciddi bir yoksullaşma yaşanıyor, gelir dağılımı eşitsizlikler büyük, işsizlik toplumu içten içe kemiriyor, işadamı yatırımlar yapmaktan korkuyor, tarım gibi tekstil gibi bazı sektörler ise yok olmak üzere.
Dünyanın en büyük kapitalist merkez ülkeleri bile piyasalara bir müdahalenin, bir yön çizmenin gerektiğini anlamışlarken bir çevre ülkesi olarak Türkiye'de bile hiçbir şey yapmadan sadece piyasaları seyretmeyi sürdürürsek, bazı sektörlerin ve insanımızın yok olmasına yol açacağız.
Alternatif ise çok zor değil. Sadece cesur siyasi kararlılık gerekiyor bunun gerisi gerçekten çok kolay, ekonomiye arzu ettiğimiz hedefleri getirecek bir makro planın ortaya çıkılması teknik işi çok kısa sürecektir.
Planlamanın ve programlı ekonominin siyasi tartışmalarına bir an önce başlanılmalıdır.
Güçsüzden yana planlama program kendi burjuvazisini de daha iyi koruyacaktır. Bu bir diyalektik meselesidir.
Bu sürece girildiği takdirde bu Türkiye'de AVRUPA SOSYALİZMİ kavramının da tartışılması için elverişli ortamı getirecektir.
Çin örneği
PlanlamanIn vereceği gücü anlatmak için önümüzde bir Çin örneği de var.
Çin, planlayarak programlayarak kendisine özgü kapitalist piyasa mekanizmalarını oluşturmuştur. Çin'in siyasi demagojilerini bir kenara bırakabilirsek onun ekonomi modelinden öğreneceğimiz çok şey vardır.
Ben kısa süre önce Çin'in güç hakimiyeti altındaki bölgedeyken bölgedeki tüm ülkelerin televizyon kanallarında en çok konuşulan konu Çin'in artık bölgenin süper ekonomik gücü olarak Japonya'nın önüne geçtiğiydi. Çin bu başarıyı planlı programlı büyüyerek ve piyasalarını kendi amaçlarına uygun oluşturup geliştirerek sağladı ve yine aynı nedenle tüm dünya ekonomik krizdeyken bile Çin kendi piyasalarını dünya sisteminden oldukça koruyabildiği için krizi döneminde bile büyüyebildi.
Türkiye'nin planlı programlı ekonomik sistemi oluşturacak potansiyeli var. Bilgi birikimimiz var bu konuda. Üstelik tarihimizden kaynaklanan deneyimimiz de bulunuyor.
Siyasi tavır otaya konulduğunda planlı ve programlı bir sisteme geçilmesi çok kısa süre alır.
Plan ve program ile oluşturulup denetlenecek piyasalar oyunculara çok daha sağlam ve doğru sinyaller vereceğinden ve geleceğe yönelik belirsizlikleri de azaltacağından çok daha sağlıklı bir yatırım ortamı yaratılıp yaşatılacaktır o sistemde.