AKŞAM GAZETESİ | Nihal Kemaloğlu | 2010-02-23

kategori2

Piyasa merkezli demokrasi anlayışı

Dünya son otuz yıldır egemen ekonomi modelinin yani küreselleşmenin 'yıkıcı etkilerini' görmek mecburiyetinde kaldı.
Özellikle de küreselleşmenin finans ayağı neredeyse 'halk düşmanı' ilan edilip, hükümetler tarafından zincirleniyor.
Çok ciddi ekonomik tedbirlerle istihdam programları ve sosyal politika paketleriyle toplumsal muhalefeti yatıştırma telaşındalar.
Büyük kamu borçları, bütçe açıkları, işsizlikle mücadele Batı kapitalizminin önümüzdeki yıllardaki takvimini kaplayacak.
İLO, IMF, Davos kadroları küreselleşme krizinin ürettiği işsizlik, yoksulluk ve eşitsizliğin tırmandıracağı 'risklere' dikkat çekerek, ülkeleri kaçınılmaz sosyal huzursuzluklara karşı uyarıyorlar. Tabii ki bu 'hümanizmanın' sadece kapitalizmin bekasına ilişkin ve sınırlı olduğunu eklemeliyiz.   
Yani neo-liberal dönemin şimdiden 'tarihsel hezimete' dönüştüğü kabullenildi...
Kapitalizm itibarının restorasyonuna başlanırken sosyal ve ekonomik tahribata el atıldı. 
Ülkemizde ise 2009 yılını büyük karlarla kapatan bankacılık sistemine iki aydır sokakta yaşayan Tekel direnişi, %19-20 işsizlik ve yoksulluk sınırının çok altında büyük bir nüfus eşlik ediyor.
'Ekonomik akılcılık' bu garabet durumu piyasa hikmeti zannıyla sorgulamadan finans sistemimizin başarısını alkışlarken, yurtdışında zararda yabancı bankalar ülkemizden karla ayrılıyor.
Küresel zihindeki sosyal teyakkuzu idrak edemeyen hükümet ise ay sonunda Ankara'da Tekel çadırlarına yapacağı müdahalenin hesaplarıyla meşgul. İki aydır geri püskürtülemeyen 'Tekel direnişini' eritmek için bütün 'yaratıcı ve ideolojik' yöntemler denendi.
Son tehdit ay sonunda çadırların tahliye edileceği çünkü bu eylemin yasal olmadığı uyarısıydı.
Müesses ekonomik asayişi bozduğu gerekçesiyle Tekel çadırlarına yapılacak müdahale bize de bu topraklarda 'demokrasinin' varlığını tecrübe ettirecek.
Ülkenin demokrasi mümessilliğini kimselere kaptırmayan hükümetin 'piyasa merkezli demokrasi refleksini' gösterecek. Eğer Tekel çadırlarına 'emniyet kuvvetlerini yollayıp, cebren çadırlar söktürülürse, bu hükümetin 'ateşle' imtihanına dönüşebilir. 
Elbette iki aydır sokakta yaşayan söylemlerinde ve eylemlerinde 'şiddete' ve 'militarizme' asla yer vermeyen direnişi polis kuvvetiyle bertaraf edilmeyeceği muhakkak.
Çünkü Tekel direnişinin paydasında 'esarete benzer' piyasa ayarlı iş koşullarına başkaldırı var.
Bugünün ve geleceğin 'insani iş koşullarının' mücadelesini ve 'esnek istihdamın' insan haysiyetine aykırılığını kamuoyu bilincine kazandırma misyonunu içeriyor. İşsizliğe çare gibi sunulan esnek istihdamın, 'ucuz ve daha da ucuz emek' mantığına karşı direniyorlar.  
Geçen haftaki TÜSİAD toplantısında da demokratik değerlere düşkünlüğe vurguyla meşhur 'örgütlenme' 'esnek istihdamlı büyüme' temennisinde bulunuldu. Güvencesiz ve geçici iş devlette ve özel sektörde aşırı bir 'normalleştirmeye' uğratılarak çalışanların haklarından  feragat etmesi 'takdir' görüyor.
Rekabet gücünü 'tamamen' ucuz iş gücüyle sağlayan 'demokrat ve devlet teşvikli' sermaye, hükümetle aynı safa düşüverdi.
Antidemokratik çalışma hayatının kuracağı demokrasi hayalleri ortaktı.
Görünürde çatışmacı ama derinlerde çıkarları sıkı sıkıya bağlı zımni mutabakata bir kez daha tanık olduk.
Sermaye ve devlet ağzı piyasa merkezli demokrasi anlayışını aynı titizlikle dillendiriyor.  
Serbest piyasa itikadının gereğini yerine getiriyorlar.