Bazı okuyucularım soruyor, 'Ülke yangın yerine dönmüşken sen neden gündem dışı yazılar yazmakta ısrar ediyorsun' diye. Bunun üzerinde hayli düşünülmüş bir tercih olduğunu uzun süredir çeşitli vesilelerle anlatmaya çalışıyorum. Gündem dışında kalışım ülkenin meselesiyle ilgilenmediğimden değil, olan bitenlere üzülmediğimden hiç değil, birçok insan gibi ben de korkuyorum, endişeliyim.
Ülkemizde olan bitenlerin dışında kalmak isteyen, anormal ortama teslim olmak istemeyen, kendilerine ve ailelerine normal bir hayat arayışında olan makul insanlar da var tabii ki. Bir ihtimal bunlar çoğunluk da olabilirler. Ben bir süredir kendi yazı alanımda gündemden bunalmış insanlara kısa sürelik bir rahat nefes alanı açmaya çalışıyorum. Gündem dışı yazılarla etrafımızı çevreleyen tüm anormalliğe rağmen hayat bir şekilde sürüyor, normale tekrar döneceğimize inanalım ve o zamana kadar gelin çok bunaldığınızda bu köşede biraz rahat nefes alın demeye çalışıyorum.
Konulara girmemem, ilgilenmediğimden değil, korktuğumdan değil. Olan biteni önemsiz bulduğumdan hiç değil.
Sadece gündem hakkında yazılanları birbirine çok benzer buluyorum, yazarlar tuttuğu tarafına göre birbirlerine benzeyen laflar ediyorlar, çoğu malumu söylüyor. Bu ortamda bir yazı da ben yazıp tekrarlara katkıda bulunmayayım diyorum.
Fakat bu ülkede artık nefes almakta zorlanmaya başlayan makul insanlar da var, biraz nefes almak için benim köşeme geliyorlar ama bu endişelerini gelecek korkularını yok etmeye gayet tabii ki yetmiyor.
Onları köşemde misafir ettiğimde kısa süreliğine de olsa baskıcı gündemden kopuyorlar. Biraz nefesleniyorlar.
MAKUL İNSANLARIN SESİ
Gözümüzün önünde olan bitenleri hepimiz görüyoruz. Anlıyoruz da. Aslında manalar çok gizli değil. Neredeyse bütün oyunlar açıkta oynanıyor. Olan biteni görüyoruz, anlıyoruz ve anladıklarımızı da kendimize bile yüksek sesle söylemeye çekiniyoruz.
Bu tür ortamlarda makul insanların sesi fazla çıkmaz. Gerçi onların sesi genelde hiç çıkmaz. Çıkmadığından gündemi hep uç noktalardaki insanlar belirler. Hep onların sesi duyulur. Makul insanlar sustukça yenilecekler, dolayısıyla ülke de yenilecek.
Hepimizin kafasında olanı bazen ortaya döküp açıkça tartışmamız gerekiyor. Tartışma olmazsa her şey çok geç olacak. Türkiye, Türkiye olmaktan çıkacak.
Dürüst olalım bugün verilen kavgaların temelinde açıklanmamış bir gizli niyet olarak Türkiye'deki rejimi kapsamlı bir şekilde değiştirmek niyeti olduğunu düşünüyor bazı insanlar. Genelde makul olan bu insanlar geleceği düşündüklerinde makul olmaktan çıkıyorlar, hayli vahim senaryolar düşünüyorlar. İktidar partisinin liderliğinde bu tür bir söylem yok, onlara göre Türkiye'nin demokrasiye kavuşması için çetelerle, darbecilerle yapılan savaş var. Makul insanların da tamamen destekleyebilecekleri bir hedef bu tabii ki. Ama bir- çoğu görünürde verilen bu mücadelenin temelinde başka ürkütücü hedefler olduğunu da düşünüyorlar. Bu düşünceler iktidar partisinin liderlik kademesinin zaman zaman ortaya koyduğu tavırlar ile ve daha da çok alt kademelerin bilinçaltından zaman zaman ortaya çıkan, fışkıran söylemlerle destekleniyor, uzun süre siz bize çektirdiniz bizi ezdiniz fişlediniz, dışladınız şimdi de sıra bize geldi artık. Zaman şimdi bizim zamanımız lafları makul insanların ortak bilinçaltına bomba gibi düşüyor arada bir.
KATILMASAK DA ANLAMAYA ÇALIŞALIM
Bu laflara direkt karşı çıkmak yerine bu lafların neden söylendiğini anlamaya çalışmamız gerekiyor. Lafı sadece bir fanatiğin düşünce ürünü olarak görürsek anlamaya çalışmazsak büyük hata yapılmış olur.
Şurası açık; ülkenin iktidarı cumhuriyet dönemiyle ve onun kurumlarıyla ciddi bir şekilde hesaplaşmaya girişmiş durumda. Aralarında kötü niyetli olanları da gayet tabii ki olabilir ama bu hesaplaşmanın bir zorunluluk olduğunu da görmemiz gerekiyor.
Kuruluş sürecinde cumhuriyet kadroları nerdeyse mahvolmuş bir ülke devraldılar. En temel ekonomik faaliyetin bile yapılabilmesine imkan yoktu o şartlarda. Hatta ekonomi bile yoktu, halk savaşın darbesini yemiş ve son derece de cahildi. O dönem bütün ülkelerde otoriter rejimlerin kurulduğu bir dönemdir, modernleşme çabalarının otoriter yöntemlerle sağlanmasının geçerli olduğu bir dönemdi o dünyada. Çok kısa sürede çok hızlı iş yapmak zorunda olan cumhuriyet kadroları otoriter yöntemleri kullanarak kısa sürede büyük işler başardılar. Dönem üzerine doktora tezimi yazarken gördüm ki kısa sürede gerçekten büyük işler başarılmış ülkede, bir ekonomi yoktan yaratılmış, modern sınıfların oluşturulmasına başlanmış. Bu başarı sağlanırken topluma ağır bir bedel de ödettirilmiş, köylülük ağır baskı altına alınmış, ülkenin dini değerlerinden sistemin kopuşuna yol açılmış ve cumhuriyet sistemi kendi halkına yabancılaşmış.
Atatürk bunları bilinçli bir tercihle mi ideolojik arzusu bu olduğu için mi yoksa mecbur kaldığı için mi yaptı bilemiyorum. Hem buna cevabın önemi artık çok da yok. Çünkü olan oldu ve bugün bazı çevrelerde Atatürk'e sevgi duyulamamasının temelinde o dönemde olan bitenler yatmaktadır.
Cumhuriyetin partisi CHP'ye halkın güveninin bir türü oluşamaması da bu yüzdendir.
Bugün verilen mücadelelerin temelinde hala o günlerin hesaplaşması niyeti yatmaktadır.
Tek partili rejimden çıkılınca halkın ihmal edilen değerlerine sahip çıkmak amacıyla ortaya çıkan partiler (Demokrat Parti- Adalet Partisi, milli düşüncenin çeşitli tarihlerde kurduğu partiler- Anavatan Partisi ve AKP) sahip çıkılması gerekenlere sahip çıkarlarken sistemle de çatışmalara girdiler.
ASKERLE HESAPLAŞMA ÖZAL'LA BAŞLADI
Bugün askerlerle girilmiş olan tartışmaların, gözaltıların, davaların temelinde bu tarihi geçmişimiz vardır. Anavatan Partisi Başkanı Turgut Özal bu ülkede askerle hesaplaşılacağının sinyalini ilk kez komutanları şort giyerek teftiş ederek vermişti. O günlerde bu Özal'ın bir yeni egzantirik hareketi olarak yorumlandı ve gülünüp geçildi ama aslında o hareketin temelinde çok ciddi ve derin bir ideolojik çatışmanın işaretleri de vardı.
TARİHİMİZİ YENİDEN YAZAMAYIZ
Her ülke kendi tarihiyle yüzleşip hesaplaşmak zorundadır ama hiçbir ülke kendi tarihini yeniden yazamaz. Bunu sadece diktatörlükler yapabilir, onlar oturur tarihlerini keyiflerine göre yeniden yazarlar.
Türkiye'de bizim böyle bir lüksümüz yok. Geçmişimizi hatalarıyla sevaplarıyla üstlenip yaşamak zorundayız. Ama cumhuriyet sisteminde şunlar yapıldı, şimdi zaman bizim zamanımız, şimdi de biz bir şeyler yapacağız diye düşünülüyor olabilir. Bunu işaretleri bazen söylenen bir lafla, alınan bir tavır ile ve hedefe konulan kurumlar ile veriliyor.
Kimin zamanı geldi geliyor, kimin zamanı da bitti ben bilemiyorum ama bildiğim tek şey var. Bu ülkedeki makul insanlar ilan edilmemiş iç savaştan dolayı bitip tükenmek üzereler. Ben asıl bugünlerde makul insanların zamanının geldiğine inanıyorum. Türkiye'nin makul bir geleceğinin olabilmesi makul insanların zamanının geldiğine, artık onların konuşması, dinlenmesi gerektiğinin anlaşılmasına bağlı.
TSK, CEMAAT İLE KONUŞSUN
Biliyorum bugünkü sertlik ortamında, tarihi kökenleri olan büyük hesaplaşmaların yapılabildiği bir ortamda makul olalım çağrısı yapılması kimseye pek gerçekçi gelmeyecektir.
Bunu bilmeme rağmen çağrımda ısrarlıyım çünkü kendimize olmasak bile çocuklarımıza sağlam bir geleceği olan huzurlu bir ülke bırakmak bizim borcumuzdur.
Hepimizin kapsamlı bir zihniyet değişikliğinden geçmemiz gerekiyor. Cumhuriyetin kuruluşuna ve daha sonrasında birçok hata yapılmıştır, ülke kendi dinine yabancılaştırılmıştır, dindarlar uzunca bir süre acılar üzüntüler çekmişlerdir, hepimize büyük acılar veren darbeler yapılmıştır. Bütün bunlarla yüzleşeceğiz ama bunu geçmişimizden intikam almak amacıyla yapmayacağız.
Söylemleri radikal biçimde değiştireceğiz.
Ben bu nedenle bir ara 'TSK cemaatle konuşsun' önerisini getirmiştim. Birçok insana gerçekçi olmayan bir öneri olarak gelmişti bu ama bence çok da gerçekçi hem de tam ülkemizin ihtiyacının olduğu diyalog sürecidir bu. Eğer radikal bir şeyler yapılmazsa içinde olduğumuz günler hem iktidarı hem de muhalefeti, parlamentoyu, orduyu ve yargıyı içten içe kemiriyor. Böyle giderse kurumlar bir bir çökecek, bu da ülkenin tümden çöküşünü getirebilir. Yapılan hataları kabul edeceğiz, geçmişimizle yüzleşeceğiz, bugünler için yeni davranış ve düşünce sistemleri yaratacağız ve makul bir Türkiye'nin oluşması için elimizden ne geliyorsa onu yapacağız. Başka çare de gözükmüyor, alternatifimiz de yok.