AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2010-03-03

kategori2

Bisiklet bakımı ve Başbakan Erdoğan

Başbakan Erdoğan Kopenhag'da Danimarka Başbakanı'na sert çıktığı ve 'ağzının payını verdiği' gün ben de oradaydım. Olaylı görüşmeden hemen sonra apar topar ülkelerini terk etmiştik. Başbakan kendinden memnundu çünkü dinimize yapılan bir yanlışın üstüne gitmiş ve çıkışının hem Türkiye'de hem de İslam aleminde güzel karşılanacağını biliyordu. Nitekim bu böyle de oldu.
 Kendimizle memnun olabiliriz. Başbakan ile övünebiliriz, 'Bir Türk dünyaya bedeldir' veya dünyaya 'One minute filan' diyebiliriz  ama bütün bunlar Danimarka ile girişilecek her türlü kavgayı kaybetmeye mahkum olduğumuz gerçeğini unutturmamalı bize.
Neden kaybedecekmişiz diye soracaksınız biliyorum, onu da hemen açıklayacağım.
Danimarka hakkında çok kısa bir haber okudum.
Haberde Kopenhag'da vatandaşların rahat bisiklet sürebilmeleri için yeni yollar oluşturuyorlarmış. Süperyol diye adlandırılan bisiklet yolunda her bisiklet sürücüsünün saatte 20 kilometre hızla gitmesine imkan olacakmış.
Şu anda şehirde oturanların yüzde 37'si işe gidip gelirken bisiklet kullanıyormuş.
Bu oran 2015'te yüzde 50'ye ulaşacakmış.
Bisiklet ile ilgili gelişmelerin koordine edilmesi için atanmış özel koordinatör bisiklet yollarının lüks hale getirilmesi için çalışmakta olduklarını söylemiş. Yol boyunca bisiklet sürenlere ortalama hızlarının ne olduğunu, ne kadar kalori yaktıklarını ve bisiklet kullanarak havaya salınmasını önledikleri karbon gazı miktarı hakkındaki bilgileri cep telefonlarına aktaran istasyonlar kuruluyormuş.
Monocle dergisindeki haberin özeti bu; dediğim gibi kısacık bir haber. Ama bana Başbakan'ın uçağı ile yaptığımız Danimarka seferini hatırlattı. Üzerinden çok geçti ama bazı gerçekleri hatırlamak ve gereken dersleri çıkarmak için her fırsatı kullanmalıyız diye düşünüyorum ben.
Biz ne yaparsak yapalım Danimarkalılara hangi konuda ne ders verdik sanırsak sanalım onlar ülkelerinde o şekilde yaşayacaklar işte. Biz de burada böyle yaşayacağız.
Orada siyasiler ve ülkeyi yönetenler vatandaşlarının yaşam kalitelerini artırmak için öyle işlerle uğraşıyorlar.
Bizim hayal bile edemeyeceğimiz işler onların görev tanımı içinde.
Bizim Başbakanımızın o gün sert çıktığı adam emekli olduktan sonra geride bıraktığı ülkede halkının huzur içinde olduğunu bilip geceleri yatağına kafasını huzur içinde koyacak.
Ya bizde?...
Acaba hiçbir siyasetçinin görevini iyi yaptım diyerek huzurlu olabilmesine imkan var mı?
Bugün Türkiye kadar vatandaşları huzursuz olan başka bir ülke acaba dünyada var mı? Aklınıza gelen en kötü durumdakini söyleyin, ben size neden bizim daha kötü durumda olduğumuzu anlatayım.
Huzursuzuz, birbirimize kızgınız, korkuyoruz, geleceğimiz belirsiz.
 Bu ülkenin, nüfusunun yüzde 50'sini işe gidip gelirken bisiklet kullandırmayı planlayan bir ülkeyle baş etmesi mümkün mü? Bizim siyasetçilerimiz oralara gidip dersler verse ne yazar ki...
Siyasetin birinci hedefi halkın mutluluğunu sağlamaktır. Mutluluk ise boyutları hayli fazla olan karmaşık bir kavramdır.
Ben şunu, bunu yaptım bu onları mutlu eder diyerek düşünüp unutamazsınız bu işi...
Mutluluğu getirebilmek için toparlayıcı, hayatın toplam kalitesini artırıcı bir vizyona ihtiyacınız var ve ayırım yapmadan bütün vatandaşları kollayıp koruyacaksın.
Bisiklet kullanmayı önemli mesele haline getirmiş bir ülkeye, oralarda veri kabul edilen temel hak ve özgürlüklerini kaybetmeye başlamış, vatandaşları mutsuz ve korku içinde bir ülkenin başbakanı olarak gitmek ne kadar da acı ve ağır bir şey olmalı.
Sadece onların gündelik yaşam kalitesi bile siyasetçinin onlara duyabileceği öfkeyi dizginlemesi için bir neden olmalıydı.
Ama bizimkiler ısrarlı, ders almayacaklar hayattan ve kendi vatandaşlarına farklı bir şekilde yaklaşmayı da katiyen başlamayacaklar.
 Ne diyeyim bizlerin şansı da bu kadar işte. Elalem nelerle uğraşıyor, nasıl yaşıyor bir de kendimize bakalım.
Bakalım da üzülelim, bir faydası olmayacak bunun biliyorum  ama yapacak başka bir şey de maalesef yok.
 Üstelik seçimde falan değişecek bir şey de yok çünkü her halk layık olduğu iktidar tarafından yönetilir. Bizler ne talep ediyorsak ancak onu alabiliriz. Ufkumuz ancak bu kadar, dolayısıyla siyasetçimiz de işte bunlardan ibaret. Mesele bu kadar da basit.
Bu aralar 'Zen ve motosiklet bakımı sanatı (değerlerin sorgulanması)' adlı kitabı tekrar okuyorum yazının başlığı da ona gönderme olsun diye atıldı.