AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2010-03-08
Türkiye’de yaşanan değişim sürecini ‘Atatürkçülüğün tasfiyesi’ olarak yorumlayanlar var.
Ben başından beri, ‘Atatürkçülüğü temsil yeteneğinin’ el değiştirmesi olarak değerlendiriyorum.
Kurtuluş Savaşı’nı Müslüman kalabalıklar ile birlikte yapmış olan ‘elit’in entelektüel mirasının dine karşı pozisyon almasının mümkün olamayacağına inananlardanım.
Atatürkçülüğün ‘demokrasi’ hedefinin, görmezden gelindiğine bu yüzden dikkat çektim.
Birkaç yıldır analizlerimde, Atatürkçülüğü ‘dine karşı’ bir pozisyon olarak tanımlayıp sunanların esasından ‘Atatürkçülük’ten kopuş’u temsil ettiklerini ifade etmeye çalıştım.
Atatürkçülüğün temsilinin böyle bir ‘deist’ ve ‘sekter’ kadro elinde bulunmasının; ‘Atatürkçülük’ün tasfiyesine’ değil ama; ‘Atatürkçülüğün temsilinin’ el değiştirmesiyle sonuçlanacağını yazdım.
Bugün CHP, türban sorununu çözme sorumluluğu, çarşaf yırtma gibi ‘fahiş’ eylemlere karşı pozisyon alma zorunluluğuyla karşı karşıya bulunuyorsa sebebi el değişiminin başlamış olmasıdır.
İlk elden, CHP’nin dindarlara yakınlaşma çabaları, içindeki ‘deist’ ve ‘sekter’ tavırlara karşı pozisyon alma girişimleri dindar kesimlerden de oy almaya yönelik bir çalışma olarak okunabilir.
Ancak, CHP’nin bu şans eşiğini bir süreliğine kaybetteğini düşünüyorum.
Böyle bir hedef için çabalamanın eşiği, bizim 2006 yılında ‘Türban Sorunu’nu CHP çözecek,’ makalesini yazdığımız dönemeç olabilirdi.
Şimdi, CHP’nin çarşaf yırtanlara karşı tutum alması, onları dışlaması; dindarlarla yakınlaşması doğrudan CHP’nin Atatürkçü tabanına yönelik bir mesajdır.
Doğrudan CHP’nin Atatürkçü tabanı; artık ‘deist’ ve ‘sekter’ tutumların özünde Atatürkçülüğe muhalefet ettiğini fark etmiştir.
Yani, CHP söz konusu değişimi yaşayamazsa, sadece onu iktidara taşıyacak oyları değil, Atatürkçülüğü temsil kabiliyetini de yitirecektir.
Öte yandan, AK Parti’nin laiklik konusundaki endişeleri berhava etmeyi başarabilmesi, dış politikada ‘milli duruş’u, açılım ile ‘ulusal birlik’i tahkim etme hedefi Atatürkçülük’ün temsilini de kapsayacak bir imkân alanı doğuruyor.
Yani, CHP Atatürkçü hassasiyeti yüksek oyları kaybetmek ve AK Parti ise Atatürkçü hassasiyeti yüksek oyları kazanmanın eşiğinde.
Ve aslen, böyle dillendirilmese bile AK Parti ile CHP arasındaki mücadele ‘Atatürkçülük’ü temsil’ mücadelesidir.
Bu mücadelede ‘Kuruluş Felsefesi’ni onarmayı, yeniden yorumlamayı ve ‘Kuruluş Felsefesi’nden bir sürekliliği koruyarak ‘mutabakatlar üretmeyi’ başarabilenin galip gelmeye devam edeceğine kuşku yok.
AK Parti’nin bu konuda açık ara önde gittiğini söylemeye ise gerek yok.
CHP ise, hantal bir ideolojik ağırlık altında çok geç kararlar veriyor. 2006’da ifade ettiğimiz ‘türban tezi’ni ancak 2010 yılında, o da ancak Genel Başkan Yardımcısı’nın ağzından’ telaffuz edebiliyor.
Şimdi, iddiasını sürdürebilmesinin tek koşulu Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki gibi
Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Şemsettin Günaltay’a kadar geniş bir entelektüel yelpazeyi referans alabilecek çalışma ve sıçrama yapabilmesine bağlı.
Atatürkçülük ile dindarlığın; yalıtılmış, geçişgenliği olmayan, birbirinden bağımsız iki farklı alan olduğu yanılsamasından kurtulması gerekiyor.
Yani...
CHP’nin artık, dindarlardan oy almak için değil; öncelikle Atatürkçülerin oyunu kaybetmemek için dine ve demokrasiye yüksek saygı göstermesi gerekiyor.
Bilmem, anlatabiliyor muyum?