AKŞAM GAZETESİ | Utku Çakırözer | 2010-03-09
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nin Ermeni soykırım iddialarının tanınması yönündeki karar tasarısını kabul etmesi 'dış politikada işler kötüye gidiyor' havası yarattı. Ancak yine geçen hafta Kıbrıs ve Ortadoğu konusundaki dengeleri değiştirebilecek iki sürpriz gelişme yaşandı.
AİHM KARARININ ÖNEMİ
Birincisi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Kıbrıs'taki mülkiyet davaları konusunda KKTC'de kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu'nu (TMK) etkin iç hukuk yolu olarak belirleyen kararıydı. AİHM, 1974 Barış Harekatı sonrasında Ada'nın güneyine göç eden Rumların kuzeyde bıraktıkları mallarla ilgili açılan 1475 davayı TMK'ya havale ederken, bu komisyondan geçmeyen başvuruları kabul etmeyeceğinin de sinyalini verdi.
AİHM kararı, mülkiyet davalarında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi mahkemelerinin kararlarının AB ülkelerinde tanınması sonucunu doğuran AB Adalet Divanı'nın 'Orams Kararı'nın emsal teşkil etmesi olasılığının da önüne geçilmesini sağlayacaktır. Meletis Apostolides isimli Rum vatandaşının, KKTC'de kalan arsasını satın alan İngiliz David-Linda Orams çifti aleyhine açtığı davada GKRY mahkemesinin verdiği ihlal kararı önce 2009'de AB Adalet Divanı (ABAD), ardından 2010'da da İngiltere İstinaf Mahkemesi tarafından onanmıştı. AB ülkelerini bağlayıcı ABAD kararının mülkiyet davalarına emsal teşkil edecek olması Türkiye ve KKTC'yi endişelendiriyordu. AİHM'nin Taşınmaz Mal Komisyonu'na ilişkin son kararı, hem Orams çiftinin İngiltere Yüksek Mahkemesi ve AİHM'ye taşıdıkları hukuk mücadelelerinin seyrini hem de benzer başvurular konusunda başta GKRY mahkemeleri olmak üzere Avrupa ülkelerinin yargı kurumlarının bakışını değiştirebilir.
KKTC makamları tarafından kurulan bir mekanizmanın uluslararası hukuka uygunluğunu teyit ettiği için siyasi önemi büyük olan bu karar, AİHM'de Türkiye tarafından ödenecek tazminat miktarını da oldukça azaltacak. Tüm bunların yanı sıra AİHM kararının, Kıbrıs sorununun çözümü yönünde çok önemli psikolojik katkı yapması beklenmelidir. Şöyle ki, TMK'nın önereceği tazminata razı olmayan Rum vatandaşları mecburen Kıbrıs sorununa mülkiyet meselesini de içeren kapsamlı çözüm bulunmasını beklemek durumunda. TMK'nın düşük tazminatını kabul ederek mülklerinden vazgeçmeyi tercih etmeyen Rumların, bugüne kadar çözüm için adım atmayan kendi hükümetlerine karşı ciddi bir baskı unsuru haline gelmesi gündeme gelebilir. Kararın belki de en önemli etkisi bu olacaktır.
İSRAİL İLE YUMUŞAMAYA DOĞRU
İkinci önemli gelişme ise İsrail ile Filistin arasında dolaylı barış görüşmelerinin yeniden başlaması kararı oldu. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun da davetli sıfatıyla katıldığı Kahire'deki Arap Birliği toplantısında Arap dünyası görüşmelere ve Filistin lideri Mahmut Abbas'a destek verdi.
Hamas'ın karşı çıktığı dolaylı görüşmeler konusunda Türkiye henüz resmi tutumunu açıklamadı. Gelecek günlerde Ankara'nın görüşmelere destek beyanının yanı sıra İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi yönünde bazı adımlar da beklenebilir.
İsrail'in hasmı sayılan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın dahi vurguladığı gibi Türkiye'nin Ortadoğu'daki gücü öteden beri sadece İslam dünyasıyla değil, aynı zamanda İsrail ile de konuşabilir olmasından kaynaklanır. Ancak hükümet, Gazze'ye yönelik operasyon ve sonrasında yaşanan insanlık dramına tepki olarak stratejik bir kararla İsrail ile ilişkileri minimum seviyeye indirmişti. Nitekim bu süreçte hükümetin hiçbir üyesi İsrail'i ziyaret etmedi.
Şimdi yeniden başlayacak barış görüşmeleri, İsrail'in Gazze'ye yönelik ablukasının hafifletmesi sonucunu da beraberinde getirebilir. İsrail-Filistin görüşmelerinden barış çıkar mı, kestirmek zor ama bir buçuk yıldır görüşmeyen iki ülke başbakanları Erdoğan ve Netanyahu'yu, Nükleer Silahsızlanma Zirvesi için yakında gidecekleri Washington'da sürpriz biçimde bir araya getirebilir.