Türkiye'nin yoğun ve gerilimli gündemi hız kesmiyor. Yine bir darbe belgesi bulundu. Üstelik öyle bir bilgi kirliliği yaşanıyor ki gerçeğin ne olduğunu tam olarak bilen de yok. Dolayısıyla bu ortamda sağlıklı değerlendirmeler yapmak da mümkün olmuyor. Ama şurası kesin ki; ülkede başta siyaset olmak üzere birçok kurum artık güven erozyonuna uğramıştır.
Ayrımcı eğilimlerin arttığı, kurumların birbirleriyle çekiştiği, vatandaşın devlete, devletin de vatandaşına güvenmediği bir ülkede huzur olabilir mi? Ben kendi adıma bu kaostan kaliteli bir yaşam çıkar diye beklemiyorum, demokrasi ve özgürlüklere de tersten çakılırsa (?) şaşırmayacağım. Çünkü ortak paydalarımızı ve adalet duygumuzu yitirdikçe güvensizlik üzerine hiçbir şey inşa edilemiyor maalesef. Robert Bosch boşuna dememişti: 'İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim.'
Ekonomide olduğu gibi, sağlıklı ve işleyen bir demokrasi için de siyaset kurumunun itibarı elzemdir. Örneğin siyasi partiler ve seçim yasasındaki garabetleri ortadan kaldırmakla işe başlayabiliriz. Aklı başında hiç kimsenin bu ülkenin demokratikleşmesine karşı çıkacağını sanmıyorum. Evrensel hukuka ve temel insan haklarına dayalı bir devlet işleyişi büyük çoğunluğun özlemi olduğuna inanıyorum.
Bunun anlamı sivil toplumun mesleki haklar, çalışma hakları, işveren hakları, akademik haklar, tüketici hakları, mükellef hakları ve benzerleri etrafında örgütlenebilmesi demektir. Mesleksiz, eğitimsiz ve örgütsüz bir toplum, parlamenter demokratik sistemi de, liberal piyasa ekonomisini de besleyemez. Elbisenin iyi olabilmesi için kumaşın da iyi olması gerekmez mi? Oysa bugün ülkemizde örgütlenme denince akla sadece cemaatleşme ve etnik temeldeki yapılanmalar akla gelmektedir.
Her alanda vatandaşına hesap veren şeffaf bir kamu yönetimine kim hayır diyebilir ki? Kamuda partizanlık olsun, kamu varlıkları birilerine peşkeş çekilsin, ihalelere fesat karıştırılsın, siyasi görüşlerinden dolayı insanlar soruşturulsun ve takibe uğrasın diyen de yok. Özellikle de bir demokratikleştirme süreci iddiası varsa, bunun hukuka aykırı yol ve yöntemlerle sürdürülmesi düşünülebilir mi? Ne yazık ki, geldiğimiz noktada hukuk kurumunun da itibarı zedelenmiştir.
Güvensizlik ve kutuplaşmanın üstüne politize olmuş yargısal ve polisiye uygulamalarıyla gitmenin, toplumsal gerilimi daha da derinleştirdiğini görmüyor muyuz? Bilinen ifadesiyle, adalet sisteminin teklemesi demek, tuzun kokması demektir.
Buna karşın unutturulmaya çalışılan ekonomik darboğaz, gerçekte alttan alta bu kutuplaşmayla karşılıklı olarak etkileşim içindedir. İşsizliğin, gelir kaybının yay gibi gerdiği toplum en ufak bir olayda patlamalar yaşamaktadır. Geçtiğimiz aylarda Bayramiç, Selendi, Mersin'de olan olaylar, yılbaşında Taksim'de gerçekleşmesine ramak kalan olay... Bunları salt demokratik açılım süreci üzerinden açıklamak yetersizdir.
Bu kutuplaşmanın bir uzantısı olarak 'öteki'ne duyulan kin, kendini bazen açık bazen üstü örtülü olarak belli etmektedir. Ölülere dahi kin güdülebilmektedir. Son darbe senaryolarında, Türkan Saylan'ın adının darbe sonrası kabinede geçmesi zannımca bu kinin tezahürüdür. 'Biz onu gözaltına almakla isabetli bir şey yapmışız, bakın adı darbe sonrası hükümette bakan olarak geçiyor' mesajı veriliyor. Oysa o öldü, iddialara cevap dahi veremez.
Peki, bu kutuplaşma neden sürdürülüyor? Gerilim yaratmak veya körüklemek bazen iyi bir oy artırma stratejisi olabilir. İşin kötüsü, agresif pazarlama stratejileri bazen iş dünyasında işe yarar. İş dünyasının aktörleri, işin doğası gereği öncelik olarak kazançlarını ne pahasına olursa olsun artırmak isterler. Fakat siyasiler böyle bir lükse sahip olabilir mi? Zira gerilim stratejisiyle artan oyların, iktisadi ve sosyal maliyeti çok yüksektir.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.