Oray Eğin oray.egin@aksam.com.tr

kategori2

14.45 randevusuna neden gülümsedim

Yurtdışından önemli bir gazeteciyle biraz vakit geçirince ister istemez Türk basınındaki bazı figürlerle aradaki farkı da kıyaslama ortamı doğuyor. Kai Diekmann'la buluştuğumda da öyle oldu... 'Odası bizimkilerden ne kadar ufak' ya da 'Yemek salonu bizimkine kıyasla nasıl?' gibi kozmetik kıyaslamalarla beraber anlayış ve zihniyeti de karşılaştırdım.
Geçen hafta Diekmann'a mail atıp Berlin'de olduğumu söyleyince birkaç dakika sonra yanıt geldi: 'Neden hemen bu akşam buluşmayalım, saat 17.00'ye ne dersin?' Söylediği saat benim film programımla çakışıyordu, 'O saat olmasın, daha erken olsun' diye yazdım. Ona da 'Tamam' dedi.
Ne var bunda, demeyin. Bu onun komplekssizliğinin ve rahatlığının göstergesi. Kendisine fazladan bir 'hava' katmasına gerek yok karizmatik olmak için.
Başıma gelen benzer bir yazışmayı hatırladım.
İkinci Körfez Savaşı patladığında Mehmet Ali Birand'la bir söyleşi yapacaktım. Birand'a da mail attım, bana 4 gün sonrasına saat 14.45'e randevu verdi. Saat 14.00, 14.30 falan değil özellikle seçilmiş bir 14.45.
Belli ki kendisine Batılı bir hava vermek istemişti, yoğun bir programı olduğunu düşünmemi istemişti.
Bunu bir de bana yaptı! Yıllarca beraber çalıştık halbuki. Onun gündelik programını, hangi saatlerde ne yaptığını en iyi bilen kişilerden biriyim.
Ama ben tabii alınmadım, kızmadım da. Tabii ki etkilenmedim de. Birand'ı severim. Bu gibi psikolojik taktiklerin bazı insanları etkilediğini, etkileyebileceğini düşündüğünden alışkanlık haline getirdiğini bilirim. Huyluyu huyundan vazgeçiremezsiniz ki...
O 14.45 randevusu gülümseyerek hatırladığım bir ajanda notu olarak kaldı geçmişte...
Bana kalırsa bu özenle yaratılmış yoğun programlı gazeteci havasına en son ihtiyacı olan kişi Birand...
Ama o bile kendince etkili olduğunu düşündüğü bu psikolojik etkeni alışkanlık haline getirdiyse sadece dönemsel sebeplerden dolayı medyada iktidar olanlar ne yapsın?
Bir de bu havayı sonradan kendilerine adapte etmeye çalışan, bildik numaraları uyarlayıp kendilerine 'önemli kişi' muamelesi yapılacağını zanneden yeni kuşak var...
Televizyonları açıyorum, birkaç sene önce adlarını bilmediğimiz adamların havalarından geçilmiyor. Trabzon'da balıkçı yapmayacağınız adamlar Başbakan uçağından bildiriyor. Ya da kısa zaman öncesine kadar dershane müdürlüğü yapan biri medyaya akıl öğretiyor. Evcil hayvan barınağına müdür olsa topluma daha çok faydası olacak bir çoraplı medya üzerine ahkam kesiyor...
Kendilerini nerede görüyorlar, ne zannediyorlar hakikaten anlamıyorum. Zira biraz Türkiye'ye uzaktan baktığınızda, Edirne'nin dışında hiçbir anlam ifade etmediklerini görmek öyle mümkün ki... Hep bunu diyorum: Çıta öylesine düşük ki burada, ama havalarından geçilmiyor... Ne gazeteciliklerinin evrensel bir değeri var, ne kendilerinin evrensel olmak gibi bir derdi.
Bu çarpık düzen maalesef pek çok şeyle beraber Türk basınında bir de kompleksliler ordusu yarattı...
Kendi eksikliklerini, mesleki yetersizliklerini ve özgüven eksikliklerini yaratmaya çalıştıkları bu sahte havayla gizlemeye çalışanlardan geçilmez oldu ortalık.
Maalesef, yetersizliklerinin kendileri de farkında, eksikliklerini de kendileri biliyorlar ve bunu gizlemek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. İktidar sahipleriyle samimi görüntüler vermeye çalışıyorlar mesela. Ya da ne bileyim kendilerini 'ulaşılamaz' gibi gösterip asistanlar ordusuyla donatıyorlar etrafı...
Eminim, birkaç yeni yetmeyi de kandırıyorlardır. Her malın bir alıcısı var ne de olsa...
Kendilerine gerçekte ne olduklarını hatırlatan en ufak bir çıkıntı ses karşısında ise silahları belli: İftira, küfür, toplu saldırı...
Tek tesellimiz bu arkadaşların havalarına kıyasla etkilerinin ve tirajlarının cüceliği... Bir de 'Daha böyle kimleri gördük' diyebilmemiz; geçici ve dönemsel olduklarını bilmemiz...
Kim bilir bir de Kai Diekmann gibi her gün milyonlarca insanın karşısına geçseler o zaman nasıl görmeye başlarlar kendilerini...
Bu da Batılı kafayla taşralı Türk gazeteci arasındaki fark ne yazık ki...

Star'da Cemil Çiçek farkı
Bazı dönemler, bazı isimleri ön plana çıkarır... Bazı isimleri de tarihe gömer... Bütün bunlar insanın aldığı pozisyonla, duruşuyla, siyasi tercihiyle ilgili... Olağanüstü dönemde hiçbir şeye dokunmadan gazetecilik yaparsanız, unutulursunuz. Susarsanız yok olursunuz...
Bir de her şeye rağmen gazetecilik yapmak, doğruların peşinde koşmak, siyasi ortam ne olursa olsun, kelleniz koltukta haber yapmak vardır.
Star Haber işte bu yüzden çok izleniyor. Uğur Dündar ve Yılmaz Özdil bugün 'her şeye rağmen' habercilik yapıyorlar.
Övgülerim boşuna değil. Bir kez daha farklarını ortaya koydular da ondan...
Star Haber, belgesiyle Cemil Çiçek'in Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'i aradığını çıkardı. Star Haber'den Lamia Ayhan'ın ele geçirdiği tutanakta Cihaner el yazısıyla Mart 2009'daki yerel seçimlerden kısa bir süre önce başsavcılığın makam telefonunundan kendisini Cemil Çiçek'in aradığını ve Cemaat soruşturmasından gözaltına alınanların serbest bırakılmasını istediğini not düşmüş.
Cemil Çiçek, geçenlerde Hürriyet'ten Fatih Çekirge'ye savcıyı 'çocuklar için' aradığını söylemişti ancak Star Haber o tarihte Erzincan'da tutuklu hiçbir çocuk olmadığını da ortaya çıkardı.
Cemil Çiçek'in bugün yaşanan krizin merkezinde olduğuna dair çok önemli, çok kritik bir haber bu.
Dediğim gibi... Böyle dönemlerde ya gazetecilik yaparsınız ya da unutulursunuz.

Bu da okur baskısı
Okur mektuplarından ya da twitter'dan yeni bir baskıyla karşı karşıyayım: 'Gündemde pek çok şey olurken neden bunlarla ilgili yazmıyorsunuz?' Bu baskının boyutu her gün giderek büyüyor ama ben de giderek gündemden uzaklaşmak, gündemin tek düzeliğinden kurtulmak istiyorum.
Önceki gün Fatih Altaylı da yazdı ya 'Canım yazı yazmak istemiyor' diye... Aynı durumdayım. Türkiye'nin gündemi beni boğuyor, dahası söyleyecek hiçbir şeyim de yok yaşananlar karşısında. Çünkü bu kaos sadece insanı kendi ülkesinden soğutmaya yetiyor.

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3