Oray Eğin oray.egin@aksam.com.tr

kategori2

Haber kanalında yemek programının sırası mı?

Türkiye olağanüstü bir dönemden geçiyor. Böyle dönemlerde haberciliğin önemi artar. Televizyonların ana haber bültenleri daha çok izlenmeye başlar. Medyada anchorman'ler döneminin yeniden açılması, kanalların bir ara yüz çevirdiği ana haber bültenlerine yeniden önem vermesi insanların haber beklentilerinin sonucudur.
Türkiye'nin karmaşık atmosferi herkesi ilgilendirdiği, herkeste merak uyandırdığı için günün en çok izlenen programları haber bültenleri oluyor. Son yıllarda ilk 10'dan inmiyor haber bültenleri.
Böylesi bir dönemde haber kanallarına daha fazla rol düşüyor doğal olarak.
Geçtiğimiz günlerde Yeni Şafak'ta Bekir Hazar NTV'nin yeniden yapılanma planlarını köşesinde yazdı. Epey bir zamandır habercilikten uzaklaşan ve ekranı neredeyse 'kadın programlarına' teslim eden NTV bu karardan vazgeçiyormuş. Yeniden habere ve haberciliğe dönüyorlar.
Kuşkusuz, NTV'nin haberden uzaklaşmasının maddi zorunlulukları vardı. Haber hem pahalı hem de reklam gelirleri programlara kıyasla daha az.
Ama dönemin baskısı, izleyicinin talepleri bazen karlılıktan daha önemli.
Taksi şoföründen öğretmenine, doktorundan işadamına kadar herkes haber almak, ülkede ne olup bittiğini anlamak istiyor. Haber kanalları bu açığın kapatılacağı tek mecra.
NTV'yi yeni tercihinden dolayı kutlamak gerek.
Nitekim ekranda bu değişimin izleri hemen belli olmaya başladı. Prime-time denen dilime birbiri ardına haber programları konuyor. Pazartesi geceleri Celal Pir, perşembe geceleri Çiğdem Anad 'NTV Soruyor'u hazırlıyor. Daha önce perşembe geceleri ekrana gelen Müjde Ar'ın şov programı ise cumartesi gecesi 23:00'e kaydırıldı.
Bu hareketlilik ve zorunlu uyanış NTV'de yaşanırken geçenlerde sıcak gündemin ayrıntılarını takip etmek için ekranda dolaşırken saat 20:00 civarında bir başka kanalda ne göreyim...
Türkiye birbirine girmiş; yargı, asker, hükümet bütün kurumlar karışmış, grizu patlaması yaşanmış ve gece yarılarına kadar gündem sıcaklığını korurken...
Haber kanallarının birini açtım ve karşımda bir yemek programı buldum!
Ana kanallarda haber bültenleri biterken, ayrıntıları derinlemesine işleyecek haber kanallarının birinde yemek programı... Olacak iş değil...
Sanırım bazı haber kanalları bu işi bir günlük mesai olarak görüyor. Sabahtan akşama kadar haber yapıyorlar, akşam iş çıkış saatinde ise şalteri indirip ekranı magazine, programlara teslim ediyorlar.
Bazı haber kanalları ise asıl fonksiyonlarının ne olduğuna hakim, o yönde yayıncılık yapıyor. İzleyici olarak tercih sizin.

Atilla Dorsay'a yakışmadı
Türk sinemasının duayen eleştirmeni Atilla Dorsay, geçen hafta Berlinale'de 'Bal' filminin basın toplantısında fotoğraf çekmeye çalışmış. Böyle bir hobisi var biliyorsunuz. Katıldığı festivallerde Reha Erus misali ünlülerle yan yana fotoğraf çektiriyor ya da basın toplantısında konuşanları çekiyor. Sonra da bunları kitap yapıyor. Büyük ihtimalle bu yüzden koleksiyonuna eklemek istemiş.
Berlinale'de profesyoneller dışında fotoğraf çekimi yasak olduğu için müdahale edilmiş. Türkiye'nin Dorsay'ının Berlin'de bir ayrıcalığı yok tabii ki. Ama kesmemiş. Gitmiş, Berlinale basın direktörlüğüne şikayet etmiş. Ama orada da 'Görevli gestapo gibi üzerime geldi' gibi akıl kaçırtıcı bir laf etmiş. Bunca senelik gazeteciliğinde 'siyasal doğruculuğu' yeni öğrenmesi, her aklına geleni her yerde söylememesi gerektiğini anlamamış. Alman direktör de buz kesmiş tabii ki...
Dorsay buradan kendisine bir ders çıkartmış. Bir de bu vesileyle 'One minute' olayını hatırlayıp Başbakan'a kendince tavsiyede bulunuyor.
Bütün bunları Dorsay'ın geçen haftaki köşe yazısından öğrendik.
Dorsay'la ilgili benden öğreneceğiz bir şeyse şu: Bu yıl bir Türk filminin yarıştığı ve ödül kazandığı Berlinale'den ödül törenini izlemeden, festivalin bitiminden tam dört gün önce Türkiye'ye döndüğü.
Futbol yazarının maç bitmeden stadyumdan çıkması kadar vahim bir durum bu.
Keşke Berlin'de 'Ben koskoca Atilla Dorsay'ım bana gestapo nasıl müdahale eder' diye ortalığı kendince ayağa kaldırmakla uğraşacağına işini yapsaydı...
Hiç kusura bakmasın, alınmasın, bozulmasın. Duayenler ve bu mesleğin öncüleri de dokunulmaz değildir.

'Neo-liberal' kafa karışıklığı
Dünkü Milliyet'in Cadde ekinde yazan moda yazarı ilginç bir konuya değinmiş. 'Neo-liberaller mi yoksa sosyalistler mi daha şık' diye... Yazarımızın aklına 'Solda şıklık' denince Ahmet İnsel geliyormuş. Murat Belge'nin stili ise 'Neoliberaller ve sosyalistler üstü'ymüş. Hep çok şık giyiniyormuş! Nuray Mert'i ise siyah dar ('skinny' diyor) jean ve ceketle görmek istiyormuş. Neoliberaller ise stil konusunda Obama'dan ders almalıymış...
Haber bu kadar... Doğrusu ben pek bir şey anlamadım. Ahmet İnsel'i sosyalist sanan birinden ne anlayabilirim ki? Yıllarca Murat Belge'den ders aldım; toplam iki kıyafetle görmüşümdür herhalde. Nuray Mert ise tartışmasız kentin en şık ve stil sahibi kadınlarından biridir...
Sanırım hanım kızımız yazdığı isimleri pek tanımıyor, moda konusunda da ya pek bilgisi yok ya da biraz kafası karışık...
Siyasi konulardaki kafa karışıklığına hiç girmiyorum bile... Dünün sosyalistlerinin bugünün neo-liberalleri olduğunu söyleyip hiç kafasını karıştırmayayım...
Ben moda yazarının aklı bir karış havada ve bilmediği konulara dalacak kadar cüretkar olanını severim!

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3