Doğu denince akla Asya ve tabii ki Çin gelmek zorunda.The Economist dergisi Angus Maddison'un çalışmalarından hareket ederek bazı verileri bir araya getirmiş.
Toplam Asya'nın dünya GSYİH üretiminde payı 1995 yılında yüzde 29 iken bugün 2009 yılında yüzde 27 oldu (Japonya problemi nedeni ile düşüş). Toplam Avrupa'nın payı yüzde 28, salt ABD'nin payı ise yüzde 20 civarında. Ancak unutmayalım, Asya'nın Dünya GSYİH sayısındaki payı 1800 yılında yüzde 60 kadar idi, sonra 'ideolojik yaklaşım ve kavga 'ortamında , 1900'lü yıllarda yüzde 25 oranına kadar inmişti.
Asya'nın dünya ihracatında payı ise 1995 yılında yüzde 28 iken 2009 yılı sonunda yüzde 31 oldu. Ama hala toplam Avrupa'nın payından küçük, çünkü Çin'in payı artarken, Japonya'nın payı düşmekte.
Asya'nın finansal gücüne bakılırsa, hisse senedi piyasalarında Asya'nın payı yüzde 34, Amerika'nın payı yüzde yüzde 33, toplam Avrupa'nın yüzde yüzde 27. Asya Merkez Bankaları toplam dünya döviz rezervlerinin yüzde 65 kadarını ellerinde tutuyorlar ama bu rezervler dünyadaki toplam finansal varlıkların sadece yüzde 5 kadarını oluşturuyor. Bu döviz rezervlerinin içinde Asya ülkelerinin paraları da sadece yüzde 3 kadar.
Tabii buraya kadar veriler nominal dolar olarak verildi. Ama daha doğru hesap PPP diye kısaltılan ve satın alma gücü paritesi denen ve fiyat seviyelerini de dikkate alan hesaplama. PPP esas alınırsa Asya'nın dünya GSYİH'sı içindeki payı 1980 yılında yüzde 18 oranından, 1995 yılında yüzde 27 ve 2009 yılında da yüzde 34 olmuş. Bu hesapta Asya dört yıl içinde Amerika ve Avrupa toplamını geçecek.
Dünya nüfusunun beşte üçü, dünya tüketiminin beşte biri ve dünya perakende satışlarının üçte biri Asya'da. Otomotiv satışlarının yüzde 35 kadarı, mobil telefon satışlarının yüzde 43 kadarı ,dünya enerji kullanımının yüzde 35 kadarı Asya'da.
Dünyadaki toplam yatırım harcamalarının yüzde 40 kadarı da Asya'da yapılmakta, bu da Avrupa ve Amerika toplamından fazla!
Tabii Asya'nın yıldızı Çin. Çin 2009 yılında Almanya'yı geçerek dünyanın en büyük ihracatçısı oldu. 10 yıl içinde PPP yani satın alma gücü paritesi ile de dünyanın en büyük ekonomisi olması bekleniyor. Bugün gözlemler doğru yapılmalı. ABD dahil tüm Batı ülkelerine yetişmeye çalışan, bazı konularda yetişmiş ve de geçebilen bir Çin ile karşı karşıyayız. Unutmayalım, bugün kişi başına gelir olarak Çin yoksul bir ülke. Olanakları, ABD'nin sahip olduğu araştırma, endüstri ve ekonomik kaynakları ile karşılaştırılamaz diye düşünülüyor. Ancak geleceğe dönük bir yarış içerisinde.
Geçmişte çevreyi perişan eden Çin'in 2009 yılında başlayan 'temiz enerji' hamlesine dikkat etmek gerekli. Geçtiğimiz yıl içerisinde Çin'de üretilen rüzgar türbinlerinin sayısı Danimarka, Almanya, İspanya ve ABD'den fazla. Çin aynı zamanda dünyanın en büyük güneş paneli üreticisi durumunda. Yenilenebilir enerji konusundaki bu çalışmalar, gelecekte Batı'nın Ortadoğu petrolüne bağımlılığının yerini Çin'de üretilen rüzgar türbinleri ve güneş paneli bağımlılığına dönüşeceğinin işareti gibi görülebilir. Batı sonsuz bir istihdam-işsizlik krizi içerisindeyken Çin son hızla önemli yeni endüstri dallarını geliştirmekte. Uzay teknolojisinde de Çin artık gelişmekte olan bir ülke değil. 2003 yılı başından beri Çin en az 56 uyduyu uzaya yollamış bulunuyor. Aynı sürede Avrupa ülkelerinin gönderdiği uydu sayısı ise 35.
Çin, aynı zamanda araştırmada da bir numara olma yolunda. Ekonomi büyürken, bilim de gelişmekte. Daha 30 yıl önce gelişmemiş bir tarım ülkesi olarak modern teknolojiyi büyük bedellerle ithal eden Çin'de bugün 750 üniversitede 1,5 milyon araştırmacı çalışmakta. 2007 yılı rakamlarına göre her 1000 çalışana 1,9 bilim adamı düşmekte. 1990 yılında bu oran 0,79 idi. Almanya'da bu oran 7,2. Çin nüfusunun 1,3 milyar kişi olduğu düşünülürse, kısa sürede Çinli araştırmacı sayısının erişeceği rakamın ne kadar büyük olacağı hesaplanabilir. Bilimsel araştırma sayısı da adeta bir patlamayı gösteriyor. Bugün bu sayı 1981 yılına göre 64 kat daha fazla. 1998 yılında yayınlanan araştırma sayısı 20.000 iken 2008 yılında 112.000'e erişmiş durumda. Japonya için bu sayı 80.000, Almanya için 90.000, ABD'de ise 340.000. Bu durumda 2020 yılında Çin'in bir numara olacağı düşünülüyor. Özellikle kimya, fizik ve malzeme araştırmaları konularındaki araştırmalar çoğunlukta. 2004 - 2008 yılları arasında dünyada 'kristalografi ve metalurji' konusunda yapılan araştırmaların % 30'undan fazlası Çin kaynaklı. Heidelberg Üniversitesi fizik profesörü Karlheinz Maier'e göre, 'Bu araştırmalar yalnızca sayıca değil bilimsel olarak da önemli bir ağırlığa sahip!'
Şimdi düşünün, bütün bunlar globalleşme, piyasa ekonomisinin gelişmesi ve sermaye akışı sonucu olmakta değil mi?
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.