AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2010-03-10

kategori2

İngiliz futbolu ve ekonomisi zorlanırken...

Dünkü gazetelerde Deloitte tarafından her yıl yayınlanan futbol kulüplerinin sezon gelirleri raporu vardı. Futbol Para Ligi 2010 raporu adını taşıyan bu rapora göre Real Madrid 401.4 milyon euro, Barcelona 365.9 milyon euro, Manchester United ise 327.0 milyon euro gelir ile sıralamanın tepesinde oturuyorlardı. Dikkat: bunlar gelir sayıları! Bir de giderler var değil mi? İkisi bir araya geldikten sonra da kar sayısı bulunabilir. Nerede kar sayıları? Yok ! İşin gerçeği şu ki dünyada kar eden futbol takımı çok azdır , yok gibidir. Bir de kar etme ile sıralamadaki pozisyon ve başarı arasında hiçbir korelasyon yoktur.
Ülkemizin son haftalarda lime lime dökülen (ve daha birkaç  hafta evvel Rıdvan tarafından şampiyon ilan edilen) Fenerbahçe takımı geçen yıl 111 milyon Euro ile 19'uncu sırada bu listeye girmiş ve bu yıl da 87 milyon euroya düşen gelirleri ile ilk yirmiden düşmüş. Halbuki Fenerbahçe'de kar olmadığı gibi, büyük zarar nedeni ile Deloitte tarafından denetlenen bilanço ve gelir gider tablosu birçok sorgulanacak durum ile doludur. Bilançodaki özvarlık  eksidir. Bu nedenle de Fenerbahçe'nin hedefi, üç yıl içeride şampiyonluğa indirilmişti, çünkü dış başarı için güç yani para yoktu!
Dikkat edelim : Manchester United dünya futbolunda hem futbol sonuçları hem de  mali şartları en iyi olan  kulüplerden biri sayılırdı. Ancak gerçek farklı. S.Kuper ve S.Syzmanski tarafından 2009 yılında yazılan spor ekonomisi kitabı 'Soccernomics' adlı eserde  dördüncü bölüm (sayfa 75-95)  futbolda çok az kulübün kar edebildiğini ve örneğin Lyon gibi çok verimli yönetilen istisnai birkaç kulübün dışında kar eden futbol kulübü pek olmadığı vurgulanıyor. Manchester United'a dönersek, Amerikalı işadamı Malcolm Glazer ve çocukları Manchester United'ın sahibi ve kulübü, 2005 yılında borçlanarak bir milyar dolar civarında bir bedele satın almışlardı. Ancak takımın sadık taraftarları endişeli. Şu anda bu borç Manchester United kulübünün başına bela oldu ve kulüp ciddi boyutta faiz yükü altında. Eğer ünlü futbolcu Christiano Ronaldo  geçen yıl 122 milyon dolar bedelle satılmasa idi, kulüp bu yıl faiz ödemeleri nedeni ile çok ciddi ziyan yazacaktı.
İngiliz parasının değerine ve ekonomisinin gidişatına bakarsak, Yunanistan'ın dev bütçe açığı ve borç durumu nedeni ile ortaya çıkan finanasal piyasalardaki huzursuzluk da yayılıyor. Gerginlik bir yandan doların euroya karşı değer kazanması ile sonuçlanırken, diğer taraftan da finans piyasalarında Soros'un 1990'lı yıllarda İngiliz Sterlini'ne karşı yaptığı ve ona milyar dolarlar mertebesinde para kazandıran durum gibi, euronun değer kaybının hedge fund denen kurumlar tarafoında yapılan bir manipülasyon olduğu, Soros'un  kendisi olmasa da şirketinin tensilcilerinin bu spekülatörler toplantısında yer aldığı tezi de ortalığı sardı. Tabii bu tür tezleri üretenler daha bundan birkaç yıl evvel , global kriz ortada yok iken 0.80 dolar bir euro şeklindeki kurun, 1.6 dolar eşit  bir euro düzeyine gelmesini de göz önüne almak zorundalar. O zaman riskli ülke ABD idi, bugün ise Avrupa riskli bölge. Bu nedenle AB ülkelerinin paraları 'spekülatif dümen'  olmasa da, eğer Almanya ve Fransa birkaç hafta daha Yunanistan'a yardım için anlaşamazlarsa, çökebilir.
Korkulan Yunanistan'nın problemlerinin İngiltere, İspanya gibi büyük ve sorunlu ülkelere bulaşması. İrlanda, Portekiz ve de Yunanistan aslında küçük ekonomiler. Fakat İngiliz parası sterlin de son günlerde çökmekte. Neden ? Çünkü 2007 yılında İngiltere'nin kamu borç /GYSİH oranı yüzde 47 iken, 2011 yılında yüzde 94 düzeyine çıkması bekleniyor. Bu bütçe açığı-borç sarmalının yarattığı korku, İngiltere'de haziran ayında yapılacak seçimlerde ortaya bir hükümetin çıkmayabileceği dedikoduları, İngiltere'nin 2009 dördüncü çeyreğinde sadece yüzde 0.7 büyümüş olması ve Almanya ve Fransa'dan daha yavaş toparlanacağının düşünülmesi ve İngiltere'den yavaş yavaş da sermaye çıkışı gözlemlenmesi, İngiltere'nin üç A düzeyindeki ratinginin düşürülebileceğinin konuşuluyor olması, Sterlinin değerini son dokuz ayın en düşük düzeyine getirdi.  Sterlinin bir doların altındaki düzeylere inebileceği konuşuluyor.
Tabii tarih bazı ipuçları veriyor. London Business School Profesörü Andrew Scott tarafından verilen sayışlara göre  1918-1932 arasında İngiltere'nin kamu borcu yüzde 121 düzeyinden yüzde 191 yüzeyine yükselmiş. Ve kamu borcu oranı ancak 1960 yılında eski düzeyine inmiş. Yani İngiltere çok uzun bir süre  vergi artırıp,harcama kısmak zorunda kalmış. Ama bu süreçte İngiltere'nin ve diğer borçlu sanayileşmiş ülkelerin, borcu enflasyonla eritmek yönüne gitmedikleri ve faiz dışı fazla vererek bütçe yapısı düzeltmesi sonucu borç azaltması sağladıkları araştırmalarda gözüküyor.
Özetle, İngiltere ve hatta ABD, Yunanistan, Portekiz, İrlanda gibi ülkelerden çok farklı durumda ama bir kere 'şeytan' finans piyasalarına girdi mi, spekülasyon zor durdurulur. Hatırlanırsa İngiltere 1970'li yılların başında İran Şahı Rıza Pehlevi'den birkaç milyar dolar borç istemek zorunda kalmış ve ancak Kuzey Deniz Petrolü bulunduğunda rahatlayabilmişti! Belki şimdi Falkland'da Arjantin ile aralarını açan petrol sayesinde belki biraz rahatlayabilirler.
Ama değeri düşen sterlin, İngiliz futbol külüplerine bir darbe daha vuracak!