Yıllardır VOGUE dergisinde moda dışı yazı dengesinin nasıl olması gerektiği üzerine düşünürüm. Diyeceksiniz sana ne, sana soran mı var neden üstüne vazife olmayan şeyleri düşünüyorsun, doğrudur da Conde Nast'ın tarihi ve dergilerinin içeriği üzerine düşünmek benim profesyonel tat da aldığım amatör zevkimdir. Bu iş bende New Yorker dergisi yüzünden başladı. Yazarın bol olduğu yerde dedikodu da bol olur. New Yorker dergisi de Conde Nast yayıncılık şirketinin dedikodusu en bol olan yeriydi. Bende yazarları tanıdıkça dedikoduların perde arkasını öğrenmek arzusu da oluştu. Bu dergi hakkında çok fazla kitap, anı ve makale de yayınlandığından elime geçeni (galiba hepsini) okudum ve süreç içinde özellikle New Yorker hakkında hatırı sayılır bir uzmanlığım oluştu. Bu arada şirketin diğer dergileri hakkında da ister istemez düşünmeye başladım.
VOUGE da parıltılı ışıkların dergisi olduğundan çoğu insanın gözünün kıskançlıkla dikildiği dergidir. Maşallah derginin tarihindeki editörleri de çok enteresan ve eksantrik karakterli editörlerdi. Bu yüzden bu markada da dedikodu pek boldu. Özellikle Amerikan VOUGE dergisinin başına Anna Wintour'un gelmesi dedikodu katsayısını katlayıverdi. 'Şeytan Marka Giyer' filmini biliyorsunuz olan bitenden çok haberdarsınız ben şimdi bununla ilgili değilim. VOUGE dergilerine moda dışı yazı dengesinin ne olması gerektiği konusuna konsantreyim şu an.
YAYIN YÖNETMENİNİN İÇGÜDÜSÜ
Özellikle VOUGE Türkiye'nin piyasaya çıktığı bu günlerde bu konuyu tartışmaya açmanın önem taşıdığını düşünüyorum. Dergiyi önceden de görmüştüm, piyasaya hazır duruma gelince de çok dikkatli inceledim ve bütün yazıları okudum.
Baştan söyleyeyim VOUGE'da moda dışı yazıların ağırlığının ne olması gerektiği henüz dünyada bir formüle bağlanabilmiş değil. Derginin tarihine baktığımız zaman yayın yönetmenlerinin değişik formülleri denediğini görüyoruz. Örneğin Mirabella adlı yayın yönetmeninin popüler kültür ağırlıklı çok değişik konuda yazıları dergiye koymaya başladığını görüyoruz. Ancak Bayan Mirabella yazı sayısını biraz abarttı. Öyle ki VOUGE'da moda ikinci plana düştü görünümü ortaya çıktı. Eleşirmenler 'VOUGE da New York Review of Books' dergisine dönüştü demeye başladılar.
Bu yenilmeye mahkum bir stratejiydi ve nitekim de başarısız oldu. Wintour yayın yönetmeni olunca moda yazıları ve fotoğraflar tekrar ön plana çıkarıldı ve moda dışı yazı miktarı tekrar azaltıldı.
Amerikan VOUGE'unun son sayısını incelediğimde içinde kaliteli yazı pek bulunmadığını gördüm. Temele dedikodu yazan 'Life with Andre' köşesinin yazarı adından çok bahsettirse de dedikodu yazmanın inceliklerini henüz pek öğrenememiş... Kendisine hak etmediği kadar fazla sayıda sayfa açılan William Norwich adlı yazar ise maalesef yazı yazmayı hiç bilmiyor, burada olsaydı ben onu işe dahi almazdım. Dergide bir tek iyi yazar var; Jeffrey Steingarten 'Her şeyi Yiyen Adam' (The Man Who Ate Everything) adlı kitabını da okuduğum bu usta yazar yemek yazılarında harikalar yaratıyor. Derginin tek zevk veren yazısını da o yazıyor. Amerikan VOUGE'unun moda yazıları da dahil olmak üzere yazı kalitesi hayli düşmüş durumda.
KEŞKE VANITY FAIR İLE VOGUE BİRLEŞSELER
New York'ta bir ara yazarlar çevresinde Conde Nastt'in iki dergisi Vanity Fair ile VOUGE'un birleştirilip tek bir marka atında satılacağı konuşuluyordu.
Bence bu çok parlak, müthiş bir fikirdi. Malum Vanity Fair dergisinde Christopher Hitchens, Dominique Dunne, Michael Wolff gibi usta yazarlar yılardır muhteşem performans göstererek hangi konuya el atsalar o konuda güzel yazılar ürettiler.
VOGUE gibi bir derginin en fazla ihtiyacı olan da budur. VOGUE dergisini satın alanlar ile ilgili olarak bir önyargı var. Galiba düşünülüyor ki bu insanlar sadece moda ile ilgilidirler, farklı konularda yazı okumak da istemezler. Bence bu düşünce yanlış. VOUGE dergisini alanlar sadece güzel görünmeyi ve güzel giyinmeyi değil, hayatın kalitesini artıracak her konuyla ilgililer. Hayatın kalitesini artıran konular arasında moda yazıları, yaşam stilleri hakında yazılar olduğu kadar, hayatın çeşitli alanları hakkında üretilmiş güzel yazıları okumak ihtiyacı da var.
VOGUE TÜRKİYE'DEKİ YAZILAR
Ben okudum. Bugün piysaya çıktı siz de alıp okuyun. Göreceksiniz ki VOGUE Türkiye dergisinde yazı dengesi iyi tutturulmuş. Bu konuda dünyada üzerinde uzlaşılmış bi formül olmadığına göre bu denge sadece yayın yönetmeninin içgüdüsüyle bulunabilir. Doğruların aranarak bulunacağı bir dergide ilk sayıda başarılı bir başlangıç yapılmış. Fotoğraflarını, moda yazılarını demiyorum. Burada gerçi onları da beğendim ama ben burada moda dışı yazılarla ilgiliyim. Gelecekte dergide Vanity Fair'de olduğu gibi çok güzel ve akılda kalan uzun yazı denemelerinin yapılacağını düşünüyorum. İleride farklı konularda dergiye farklı yazılar üretmeye niyetli bir yazar olarak bu olasılığın da olması beni heyecanlandırıyor.
PARİS'TE TEK GECELİK AŞK
İlk sayıdaki yazılara gelince VOGUE'da okuduğum yazılar içinde en çok beğendiğim 'VOGUE KAÇMAK' ana başlığı altında verilmiş olan 'Paris'te tek gecelik aşk' başlıklı Gamze Ateş tarafından yazılmış yazı oldu.
Bu tür yazılarda önemli olan nedir, okuyucu yazarın duygu dünyasına girmiş hissetmeli kendisini, onunla birlikte yolculuğa çıkabilmeli, anlattığı yerleri ve deneyimleri sanki orada yaşıyormuş gibi hissetmelidir. Gamze Hanım bu yazısında bunu başarmış bravo. Bu yazı bana bir fikir de verdi. 'Belki ileride ben de aynı tür bir yazıyı New York için yazarım' dedim kendi kendime.
Ayrıca Cemre Narin tarafından yazılan 'Haute couture çikolata' yazısını da beğendim. Yazıyı okurken içimde hemen çikolata yemek gibi bir arzu oluştu ki bu yazı için getirilebilecek en büyük övgü olsa gerek.
Ama ben bu tür yazılarda daima bir eksiklik de görüyorum. Yazarı bana Sadaharu Aoki'yi de tanıttı. Not aldım Paris'te bulursam mutlaka deneyeceğim onun çikolatalarını. Uzakdoğu aromalı çikolataları ile meşhur bu Japon tamam da yazıda Uzakdoğu aromalı çikolatanın ne demek olduğunu da okumak istiyorum ben. Merakta kalmamalıyım, biraz tarif edilmeli o çikolata diye de düşünüyorum.
Usta bir yazar olduğunu bildiğim ve istediğinde çok şık metinler ortaya çıkaran Ezgi Başaran'ın yazısını ise zayıf buldum. Bu belki imzayı gördükten sonra beklenti çıtamı yükseltmiş olmamdan kaynaklanıyordur tam bilemiyorum. Ezgi Başaran'ın yazısı biraz baştan savma ve biraz tanıtım broşürü havasında geldi bana. Ezgi Hanım'dan ileride bu tür dergilerde çok daha uzun ve üzerinde düşünülmüş içerikli yazılar bekliyoruz okuyucuları olarak.
Nuray Mert'in Pakistan anılarında o ülkenin bir İngilizce kitap cenneti olduğunu öğrenmem beni şaşırttı açıkçası. Seyahatleri yazanların bu tür detay ama önemli bilgileri aktarmaya özel önem vermeleri gerekiyor. Şimdi Nuray Mert yüzünden bir de Pakistan'a gitmek zorunda kalacağım. Al başına bela.
Son olarak bir de eğer 'karşımda özgüveni tam, deve tüyü rengi Max Mara pardösü giyen güzel bir kadın oturuyor' diye başlayan bir yazı varsa (VOGUE sayfa 278) ben de o kadının bu fotoğrafını sayfada görmek istiyorum. Eğer fotoğraf yoksa yazının açılışında da o cümleyi kullanmazsınız olur biter. Benim gibi okuyucu da var işte. Detaylara takıntılı, meraklı ve güzel kadın görmekten keyif alan insanlar. VOUGE'u da bu yüzden seviyoruz.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.