Serdar Turgut serdarturgut@superonline.com

kategori2

Tanrı üzerine

Türban gibi konuların yasal düzenleme yoluyla çözülmemesi gerektiği toplum kendi haline bırakıldığı takdirde sorunun hayatın içinde kendiliğinden çözüleceği görüşü dile getirildi.
Tamamen katılıyorum doğru tavır budur ama bir ülkede beyinlerinin oluşmuş olduğu varsayılan, bilgili zannedilen bazı insanlar türbanı yasaklamak için birçok yasa çıkardıklarından sadece bu nedenle şimdi de karşı yasa çıkarılarak yasakların kaldırılması yoluna zorunlu olarak gidiliyor olabilir.
Ama sorun hayatın içinde kendiliğinden çözülmediği takdirde bugün güçlü olanın bir yasa çıkaracağını yarın güçlü olacağın ise yarın başka yasa çıkaracağını söyleyenler ve bu durumun ülkeyi böleceğinden korkanlar da haklılar.
Ben çözümün yasayla sağlanmayacağını hayatın içinde kendiliğinden çözüleceğini, makul çözümün gündelik yaşam içinde bulunacağını, çözüm yolunda zaten önemli adımlar atılmış olduğunu düşünüyorum. Siyasetçiler, önemi kendinden menkul 'Rejim koruyucuları' işe burunlarını sokmadıkça Türkiye'de artık türban sorununun olmaması gerektiği yolunda insanların gönlünde çoktan konsensüs sağlandığını düşünüyorum.
İnanışlar ile ilgili sorunların hayatın içinde kendiliğinden çözülmesi gayet tabii ki idealdir. Ancak bazen doğru çözümlere ulaşmak için sürece bazı müdahaleler de gerekebilir.
Ancak Türkiye'de bu tür doğru müdahaleleri yapabilecek kapasitede insan maalesef pek yok. İnanışlar ile ilgili sorunlara doğru çözüm yolunda müdahalelerin yapılabilmesi için kişinin en azından dünyadaki tartışmalardan haberdar olması gerekiyor.
Kendi dışa kaplı dünyalarında kendi mutlak doğruları için mücadele edenler her müdahale girişimleriyle sorunu çözmek yerine daha da çözümsüz hale getiriyorlar.
Biraz okusalar, biraz düşünseler doğru davranış biçimini kolayca bulacaklar halbuki.
Bu yazı, ülkemizin siyasi ve sosyal gündemine tekrar sıcak bir şekilde gireceğine inandığım bir meselede tutarlı düşünce üretmek isteyenlere yardımcı olması için yazılmaktadır.
Tabii ki kimseye 'al doğru düşünce budur bunu söyle' diyecek halim ve arzum tabii ki yok ama en azından ben dünyadaki tartışmaları iyi takip ettiğimden burada inanlara bu tartışmaları iyi aktarırsam belki bir işe yarar diye düşünüyorum.

ATEİZM ÖLDÜ
Batı aleminde bir süredir, ateizmi savunan kitap ve yazıların sayısı çok arttı. Dine ve Tanrı'ya karşı düşünceleri işleyen  bu kitaplar özellikle Christopher Hitchens'ın kitabının çıkmasından sonra hayli popüler oldular. Batı aleminde örgütlü dine karşı belirgin bir tepkinin bulunması bu kitapların tartışılacağı ortamın oluşmasını kolaylaştırdı.
Bu tür çalışmalar sadece dine saldırmakla kalmadığı gibi inanç kavramına da saldırdılar ve popüler olmalarının süresini kısaltan da bu oldu. Dindarlar bu tür kitapları yazanları fazla ciddiye alınmayacak sapkınlar olarak gördüler ve üzerinde fazla kafa yormadılar. İnanca önem veren insanlar işin peşini öyle kolay bırakmadılar. Ateistlerin inanca saldırdıklarını ama yerine bir kavram da koyamadıklarını düşünenler bunun ne olabileceği konusunda düşünen çok sayıda yazı yazdılar.
Sadece dindar olmanın belirli kuralları kabul etmenin ateistlerin saldırısı karşısında kolaya kaçmak anlamına geleceğini düşünenler, ateistlerin yazılarında bazı önemli felsefi meselelerin de tartışmaya açıldığını, bunlara önem vermeyerek sorumluluktan kaçınılamayacağını düşünen düşünürler çıktılar ve bir arayışı başlattılar.
Halen sürmekte olan bu arayışta başlıca iki farklı eğilim ortaya çıkacağı şimdiden belli oldu:

1- Bir tanesi Norman Mailer tarafından yazılmış olan 'Tanrı Üstüne' (On God) adlı kitapta ortaya konulan düşüncedir.
Norman Mailer kendisinin dindar olmadığını ancak evrenin oluşturucusu ve kurgulayanı olarak Tanrı'ya inandığını ve bu inanışının kabul görmesi ve kendisi tarafından engellenmeden yaşanması için gereken şartların oluşturulması için mücadele ettiğini söylüyor.
Bu çok orijinal bir tavır değil tabii ki sadece Norman Mailer fikri popülerleştirmeye yaradı.
Tartışmaların gidişatı bir  bu yönde.


Diğeri ise şu:
2-
Ateistler için din. Bu kavramı Alain de Botton ortaya attı ve hakkında yazıyor. Dine ve inanca karşı olması gereken ateistler için önerilen din adından başka hiçbir yönüyle dine benzemiyor.
İnsanların gündelik yaşamları içinde kendilerini rahatlatmak için bazı ritüellere ihtiyaçları olduğunu söyleyen Alain de Botton, ateistlerin bu ritüelleri ve bunların yapıldığı mekanları oluşturabileceklerini ve isterlerse bu mekanları ziyaret edip bir tür meditasyon yapabilceklerini söylüyor. Alain de Botton aslında dindar olmayan inançları da bulunmayan insanların dini mekanları gezip görmeye özel önem verdikleri tespitinden yola çıkıyor. Bunun bir ihtiyaç olduğunu ve ateistler için din önerisinin bu ihtiyacı dindar olmayanlar ve inancı da bulunmayanlar için karşılayacağını söylüyor. (Bir tür butik din olduğu da söylenebilir bunun)
Tüm bu arayış zahmetine girmeden insanlar kendilerini bir dinin rahatlatıcı kucağına bıraksalar daha iyi olmaz mı diye sorabiliriz.

MODERN İNSAN SORGULAMAYI DURDURMUYOR
Gayet tabii ki olabilirdi ama modern insanın beyni soru sormadan, sorgulamadan duramıyor işte.
Biz sevsek de sevmesek de sorulacak bu tür sorular modern dünyada, Türkiye'de belki açıkça tartışılmıyor bu tür sorunlar ama kendilerine bir hayat tarzı seçiminde bulunmanın eşiğinde olan genç insanlarımız eminim ki bu tür soruları kendi kendilerine soruyorlardır.
Bugünün toplumunda Türkiye'de onlara cevabı bulmaları açısından pek yardımcı olabildiğimiz de söylenemez.
Onlara sorulara cevap bulmaları ve kendi hayatları ilgili sorunları çözmeleri açısından yardımcı olabilecek çerçeveleri sunabilmemiz açısından tartışmaları bilmemiz gerekiyor.

21'inci yüzyılda inanç
Daha önce çeşitli vesilelerle yazdım ben bu yüzyılın inancın güçleneceği bir yüzyıl olacağını düşünüyorum. Dindarların sayısı elbette artacak da  dindar olmayıp da bir tür inanca sahip olan insanların sayısı da artacak. Eğilim bu yönde. Bu gidişat birçok tartışmayı beraberinde getirecek, bu tartışmalara hiç girmeyen insanlar kendi hayatları açısından ve içinde yaşadıkları toplumunda kaybettiğini görecekler. Düşünüp sorgulayan insan çok daha güçlü inanca sahip olur bu kesindir.

Beyaz Türklerin Hitchens travması
Christopher Hitchens 'God is Not Great How Religion Poisons Everthing' adlı kitabı Batı aleminde popüler olduğu dönemde yurtdışına gidip dönen Türklerden bazıları bu kitaptan alır ve çok gizli bir şey yapıyormuş gibi davranarak bunu getirir ve marifetmiş gibi arkadaşlarına gösterirlerdi. Bir ara Salman Rushdie'nin olay yaratan kitabıyla  yaptıkları gibi davranıyorlardı yine. Oysa Hitchens'in kitabı yasak filan değildi. Üstelik Batı'da dindarlar arasında da çok tartışılıyordu ancak konulara yüzeysel yaklaşan kafalar, neye karşı olduğunu neden yana olduğunu formüle etmekten aciz insanlar bu tür çocuksu davranışlarla bir iş yaptıklarına anne diyorlardı. O davranışları gördüğüm zaman kendilerine 'Beyaz Türk' adını taktığımız zümreden ümidimi iyice kestim, onların çoğu maalesef düşünce tembeliler.

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3