İki lafın başı, 'Türkiye kabile devleti değil' diye boğaz patlatılıyor ama, kabineden çıkan kimi sesler kabile devletine yakışır nitelikte. Bakan Aliye Kavaf, eşcinselliğin biyolojik bir hastalık olduğunu ve tedavi edilmesi gerektiğini söyledi, misal. 2010 Türkiye'sinde geçiyor olay, huu... Sokaktaki teyze filan da değil mikrofon tutulan, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı!
YURDUM BAKANI
Belli ki bugüne kadar hiç merak edip araştırmamış konuyu, Bakan Kavaf. Fikri sorulunca da desteksiz sallayıp çam devirmekte zerre sakınca görmemiş. Bakan ve danışmanları bu kadar bilgisiz ve tembel olunca, görüşleri güncellemek de bize düşüyor... Bkz. Sağlık Bakanlığı destekli, Cinsel Yaşam ve Sorunları (CETAD), sf. 119 - 120 - 121...
EŞCİNSELLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR?
Uzun zaman bir dayanağı olmadan hastalık olduğu ileri sürülmüş olan eşcinsellik, bir ruhsal hastalık değildir.
1973 yılında Amerikan Psikiyatri Derneği sınıflamalarında hastalık olmadığı belirtilmiştir. 1993'te ise Dünya Sağlık Örgütü, uluslararası hastalıklar sınıflandırmasından çıkarmıştır. Bugün kullanılan hiçbir ruhsal hastalık sınıflamasında, eşcinsellik, hastalık olarak yer almamaktadır.
Aynen heteroseksüel (karşı cinsle ilişki kuran) olmak gibi, eşcinsellik de kişinin kendi isteğiyle seçilen bir özellik değildir.
Cinsel yönelimi belirleyenlerin önemli bölümü, biyolojik yatkınlıklar, cinsel organlar, genetik yapı ve hormonlar, doğum öncesi belirlenmiştir.
Cinsel kimlik sadece cinsel uygulamalarla sınırlı değildir. Kişinin yaşamının tüm alanlarında ve tam zamanlı olarak yaşanır. Ömür boyu hiç cinsel ilişkide bulunmayan bir kimse de kendini heteroseksüel veya eşcinsel olarak tanımlar.
Aynen heteroseksüellik gibi eşcinsellik de tam zamanlı, yaşamın özel ve kamusal alanlarını kapsayan bir kimlik ve varoluş biçimidir.
HOMOFOBİ
Türkiye, cinselliğin ve cinsel yönelimlerin son derece zor ve ağır yaşandığı, kendi cinsine yakınlık duyan eşcinsel bireylerin kimliklerini görünmez tutarak yaşamak zorunda kaldığı, eşcinsellerden ve eşcinselliği kabulden uzak, homofobik bir ülkedir. Bu eğilim inişli çıkışlı olup zaman içinde göreceli olarak azalmaktadır. Hürriyet Gazetesi'nin (2006) Türkiye Cinselliği
Konuşuyor araştırmasına göz attığımızda:
- Eşcinselliği 'normal/kabul edilebilir' olarak gören kadınların oranı %14, erkeklerin oranı ise %12,
- Lezbiyenliği 'normal/kabul edilebilir' olarak gören kadınların oranı %13.8, erkeklerin oranı ise %16,
- Kendilerini liberal tanımlayanlardan %17'si eşcinselliği 'ahlakdışı ve kabul edilemez' diye adlandırmazken, kendilerini muhafazakar olarak tanımlayanların sadece %4'ü ahlak dışı ve kabul edilemezliğe katılmıyordu.
CİNSEL YÖNELİM YÖNETİLEBİLİR Mİ?
Bu bilgilendirmeden sonra 'cinsel yönelim' hakkında konuşabiliriz. Elektriğin bulunması, yatak odalarını aydınlatmaya yetmediği gibi, seksüel yönelimlerimizi de çoğu karanlık güdüler yönetir. Cinsel partnerlerimizi seçerken de (bedeller ödemek pahasına) gayet keyfi biçimde, 'tipim ya da tipim değil' kategorilerine göre seçim yaparız. Bir kadına/erkeğe 'tipi'nin kim olduğunu/olacağını öğretmek veya daha doğru seçimler yapmak adına eğitmek, keyif kahyalığına soyunmak da kimsenin haddi değildir. Al Paçino'ya hasta bir kadını, bebek yüzlü ve atletik erkeklere yöneltmek üzere tedavi uygulamaya kalkmak misal, eşcinselliğin bir hastalık olduğunu iddia etmek kadar absürd bir fikirdir!
SONUÇ: Kadın ve aileden sorumlu olmak, bir iştir. Doğru yapılması için çok çalışılması gereken ciddi bir iştir. Cinsel yönelimleri yönetmek ise, hiçbir tüzükte yoktur. Durumdan vazife çıkarmayınız. İşinize bakınız. Nokta.