Niye Hıncal Uluç gibi istediği zaman ortalığı inletecek, herkesin haftalarca tartışacağı yazılar yazabilecek usta bir kalem zaman zaman takıntı halinde bazı konuları haftalarca köşesinde işler? Anadolu'nun bir kentindeki bir festival mesela... Neden düzenli olarak Afife Ödül Töreni'ni yazar... Medyada moda 'tiyatrofobi' olmasına rağmen, bütün köşe yazarları birleşmiş tiyatroya savaş açmışken... İnatla, ısrarla, bir hafta boyunca oyunları, oyuncuları, ödül törenlerini köşesine taşır...
Ve bunu bıkmadan, usanmadan yıllardır düzenli olarak yapar.
Ben Hıncal Uluç'a bir okuru olarak bu yüzden çok kızardım. Festivallere, ödül törenlerine, tiyatro oyunlarına, Anadolu'daki konserlere fena halde takıldığı için.
Dahası, yıllarca bu gibi etkinlikleri 'Kemalist işkence' diye yorumlar yüz çevirirdim. Bayburt'ta senfonik konserden sonra 'Bayburt, Bayburt olalı böyle zulüm görmedi' efsanesi var ya... Bu dayatmacı kültüre, bu zoraki çağdaşlık tablosuna var gücümle karşı çıkmaya çalışırdım...
Süleyman Demirel'in Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nı işaret edip 'İşte çağdaş Türkiye tablosu bu' dediğinde de tüylerim diken diken olmuştu... Bu kültürün dayatmacı olduğunu, yeni ve düzene karşı çıkan her şeyi reddettiğine inanırdım. Özal'ın 'Koy bir kaset Semra' demesi daha sempatik gelirdi. Devletin tepesinde İbrahim Tatlıses dinlenmesi halkın 'Cumhuriyet elitinden' intikamıydı adeta...
Üzerinden yıllar geçti...
Siyasi iktidarlar sadece politikayı, ekonomiyi yönlendirmiyorlar, bizimki gibi kolay şekillenebilecek ülkelerde gündelik hayata ve kültüre de etki ediyorlar. Ekonomi IMF'in, dış politikası ABD'nin güdümünde olan bir ülkede zaten asıl nüfuz alanları da buralar iktidarların. O yüzden TRT'de kadrolaşma haberleri büyük önem taşıyor mesela, bundan dolayı yandaş medya yaratılıyor; toplumu kendi kültürünle yoğurmanın en etkili aracı televizyon sonuçta...
Sonunda da Türkiye'de şöyle bir manzarayla karşılaştık: Bir zamanlar ezilenlerin, dışlanmışların kültürü olan, 'Cumhuriyet elitinin' reddettiği arabesk artık hakim kültür oldu... Ve Cumhuriyet'le özdeşleşen ne varsa da marjinalleşti. Hatta yaşam mücadelesi vermeye başladı...
Televizyonlardan sahnelere artık her yerde bu arabesk kültürün izleri var: 80'lerdeki patlamadan çok farklı bir seyri var şimdinin ama. O zamanlar sokağın sesiydi bu arabesk, şimdi iktidarın...
80'lerde TRT'nin çektiği dizilerden 'Çalıkuşu', 'Hanımın Çiftliği' ve 'Aşk-ı Memnu' dizileriyle bugünkü vasat, sakız gibi uzayan, edebiyata ihanet eden versiyonlarına baktığınızda, fark çok bariz ortaya çıkıyor: Bunca yıldan sonra ilerlememiz gerekirken, gerilemişiz...
Örnekler uzatılabilir ama hepsi bizi şu sonuca götürür: Cumhuriyet'in ürünleri bu ülkede alaşağı edildi, eskinin hakim kültürü yerlebir oldu ve yerine çarpık, dermeçatma, arabesk, yoz bir şey kondu.
Bu değişimde herkes pasifize edildi, bizler kandırıldık, kötü tiyatroların yerine daha iyisi geleceğini düşünerek aldandık ve değişime destek çıktık. Sonunda elimizdekinden bile olduk...
Geçen hafta iki olaya tanıklık ettim. Bir akşam Ertuğrul Özkök heyecanla Haluk Bilginer'in yeni oyununu anlattı. Sonradan köşesinde de yazdı... Yedi yıl olmuş tiyatroya gitmeyeli, kızı Gülümsün zorla götürmüş. Şaşkınlık içinde kalmış, heyecanı bir gün sonra bile sürüyordu: Tiyatro tıklım tıklımmış, aylarca daha bilet yokmuş. Bir oyun onun da bütün önyargıları yok etmiş.
İkinci olaya Nazlı Ilıcak vesile oldu... Bir grup gazeteci arkadaşı topladı Erol Evgin'i dinlemeye götürdü. Daha önce Ruhat Mengi'nin, Ali Saydam'ın yazılarından Plaza Hotel'deki programının çok iyi olduğunu biliyordum ama pek de sempatiyle bakmıyordum.
Geçenlerde Ahmet Hakan'ın da yazdığı gibi Erol Evgin bizlere unuttuğumuz bir sahne kültürünü hatırlattı bize: Samimi, düzeyli, esprili, kaliteli, eğlenceli bir gece geçirdik şarkılarıyla...
Salonun tıklım tıklım olduğunu söylememe gerek yok herhalde... Gece boyunca Nazlı Ilıcak'a 'Erol Bey yandaş mı, Cumhuriyetçi mi?' esprisini bile yaptım. 'Cumhuriyetçi' yanıtı aldım elbette...
Sadece bu iki örnek değil ama... Bugünlerde tiyatro oyunlarına gitmeye çalışın, CRR'de klasik müzik konserlerini izlemek isteyin öyle kolay değil: Günler, aylar öncesinden biletler satılıyor, yer bulunmuyor...
Bu mesajı iyi okumamız gerekiyor: Cumhuriyet kültürüne sahip çıkıyor. Yok edilmeye, yozlaştırılmaya çalışılan her şeye karşı isyan bayrağını açıyor.
Ve bu yüzden Hıncal Uluç gibi popüler bir yazar gerektiğinde bir hafta bu kültürüne köşesini ayırarak isyana destek veriyor: İktidara muhalif olmak sadece hükümeti, Başbakan'ı eleştirmekten ibaret değil...
Cumhuriyet'e yönelik düşmanlıklar doruk noktasındayken, bu Cumhuriyet çökertilmeye çalışılırken halk bambaşka bir mesaj veriyor.
Ve ne ilginç ki liberal döneklerin yazdığı 'Bu Kalp Seni Unutur mu?' dizisi geçenlerde yayından kaldırıldı. İzlenmedi, çünkü izleyiciler böyle bir dönemde askerlerin dizide düşmanlaştırılmasına, tarihin çarpıtılmasına karşı çıktı...
Bu isyana, sokaktan gelen seslere kulak kabartmamız gerekiyor.
Zira bu da bir referandum sonucu. İşte öyle bir şey...
İYİ BİR SİTE
Zaman zaman internette denk geldiğim bazı şirketlerin reklam kampanyaları dikkatimi çekiyor. Dün de Facebook'ta bir arkadaşım Carlsberg biralarının yeni bir kampanyasının link'ini yolladı. Çok basit bir fikir aslında: Bir grup arkadaş toplanıyorsunuz, Facebook'taki arkadaş listenizden bir ekip kuruyorsunuz ve kısa bir video çekip siteye yüklüyorsunuz. Amacı kendi kendinizi tanıtmak... Kendisini en iyi öven, en iyi tanıtan, en çok propagandasını yapan dört kişilik grup ödül olarak Londra'ya götürülüyor. VIP bir paket hazırlanmış, gençler eğlensin ve gezdin diye bu yarışma açılmış.
Facebook'ta arkadaş gruplarının böyle videolarını izlemek mümkün. Bazılarının bana kalırsa hiç şansı yok, bazıları ise kesinlikle yaratıcılıkta yarışıyor. En iyisi siz de hayalleriminturu.com adresine bakın...
Seda'dan neden Oprah olmaz
Tek bir yanıt: Çünkü Seda Sayan'da sınıf bilinci ve toplumsal duyarlılık yok da ondan. Oysa Oprah, küçük bir film olma amacıyla yola çıkan 'Precious'ı bir kere izliyor ve siyahlar arasında çok büyük bir yaraya parmak basan (şiddet, ensest) yapımın duyulması, yayılması, izlenemsi için var gücüyle çalışıyor. Bir çıkarı, beklentisi yok. Oprah'ın verdiği destek 'Precious'ı Oscar'lara taşıyor, yıla damgasını vurmasını sağlıyor. Bizimkinin tek toplumsal hareketi Umre'ye gitmesi.