AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2010-03-11

kategori2

İspanya, Yunanistan ve Polonya

Yunanistan hakkındaki endişeler, çözüm önerileri ve önlem paketleri  yavaş yavaş gündeme gelirken azalmakta.
Yunanistan geçtiğimiz hafta 6.85 milyar dolarlık bir 10 yıllık bono satışını başarı ile tamamlamıştı, çünkü talep çok fazla gelmişti ve sonunda faiz yüzde 6.3 civarında gerçekleşti. Ancak unutulmamalı ki büyük bütçe açıklılar arasında ABD yüzde 3.64, Almanya yüzde 3.11, İspanya yüzde 3.90, İtalya yüzde 4.03 faiz öderken bu ihaleye kadar, Yunanistan yüzde 6.64 faiz oranı ödemekte idi.  
Ancak tabii ki aslında Yunanistan AB'nin küçük bir problemi.
Büyük problem İspanya! İspanya ekonomisi euro bölgesinin dördüncü büyük ekonomisi, Yunanistanın beş misli büyüklükte ve Yunanistan, İrlanda ve Portekiz ekonomilerinin toplamının iki misli boyutta.
İspanya'nın bütçe açığı yüzde 11.4 düzeyinde. 16 yıllık peş peşe büyümeden sonra İspanya geçen yıl eksi 3.7 daralmış ve IMF tahminlerine göre bu yıl da daralmaya devam edecek. İşsizlik oranı AB ortalamasının iki misli, bu yıl yüzde 20 civarında ve yakında da yüzde 22 düzeyine çıkması bekleniyor. İşgücü maliyetlerinin ortalama yüzde 4 arttığı uzun bir  dönemden sonra bugün İspanya'nın uluslararası rekabette pek 'rekabet gücünün' olmadığı ortada.
Ancak bütçe açığı büyük olsa da ve ortada bütçe sorununun  nasıl aşılacağına dair bir plan pek gözükmese de, ülkenin  borçluluk oranının göreceli olarak düşük olması ve ayrıca İspanya'nın Yunanistan gibi kamu verilerinde hile ve şike yapmamış bir ülke olması önemli, yani  İspanya'nın  kredibilitesi var.
Ancak önemli sektörleri olan turizm ve inşaat sektörünün de hızla toparlanması mümkün değil. Çünkü geçmiş müşterilerinin  (konutları satın alan ve gezmeye gelen İngiliz, Fransız, Hollanda ve Alman vatandaşları) kendileri de sorunlu.
Bütçe açığının  büyüklüğü, toparlanmanın yükünün özel sektör tarafından taşınacağını gösteriyor. İspanyol özel sektörü Latin Amerika'da büyük yatırımlar sahibi ve başarılı oldular. Ayrıca İspanyol bankaları da oldukça başarılı idi ve krizde yara pek almadılar. 
Fakat İspanya'da emek piyasası çok katı, işçi çıkarmak zor ve ücretler de esnek değil. Ayrıca İspanya'da harcamaların dörtte üçü yerel  yönetimler ve sosyal güvenlik sistemi tarafından yapılmakta ve merkezi kontrol altında değil. Bu nedenle de Zapatero'nun hükümeti uluslararası kurumları pek ikna edemiyor.
Bu şartlar altında sıkışan AB, bir yandan Yunanistan için IMF kredisi ve IMF programı istememekle beraber, diğer taraftan da kendisi IMF türü bir yaklaşım içine girmeye hazırlanıyor.
Bu yaklaşım Alman Maliye Bakanı Bavyeralı Wolfgang Schaeuble tarafından gündeme getirilmişti. Önerilen, sorunlu ülkelere yardım için bir fon yaratılması .Tabii Avrupa birleşerek karar verme yeteneğine sahip olmadığı için bu fonun kaynaklarının ne olacağı, fona kimlerin katkı yapacağı, fonun yetkilerinin ne olacağı, fon sorunlardan sonra IMF gibi müdahale edecek bir kurum mu olacak, yoksa fon sorunlar büyümeden müdahale edecek bir kurum mu olmalı  ve tabii fonun kimin tarafından yönetileceği gibi soruları AB ortamında aşmak oldukça zor.
Bu arada CEPS'de Daniel Gros ve Thomas Mayer tarafından yayınlanan bir makale ile şubat ayında yapılan bir öneri de, fonun açık veren ülkelerden toplanacak cezalarla finanse edilmesi ve böylece açık vermemeye dönük müşevvik oluşmasını tavsiye ediyor. Fonun 1990'lı yıllarda Brady bonolarında gerçekleştiği  gibi borç menkul kıymetlerinin takası şeklinde önlemler alabileceği konuşuluyor. Ancak fonun kurulmasının alacağı uzun zamanı düşünenler , bu seferki krizde bu fonun 'ilaç olamayacağını' da belirtiyorlar.
Fon tartışması büyürken ve 16 Mart tarihinde Yunanistan'in raporunun açıklanması yaklaşırken, Avrupa'da ilginç olan ve tekrar tekrar yeniden gündeme gelen ise Polonya'nın durumu.
Bilindiği gibi Polonya Avrupa'da global kriz ortamında resesyona düşmeyen tek ülke. Ayrıca herkesten önce de IMF yardımı alan bir ülke. Buna ek olarak da tüm dünyanın Keynesyen bütçe açıklarına giderek, bütçe açığına dayalı ve borç artışı içeren önlemlerle  ekonomiyi kurtarmaya çalıştığı dönemde, bütçe açığı ve destek paketi yapmayı reddeden tek ülke. Üstelik Wall Street Journal editoryaline göre o günlerde, tüm Avrupa'da, destek paketini büyük tahribat olmadan uygulayabilecek tek ekonomi Polonya ekonomisi idi ama uygulamadı.
Onlar genelden farklı bir tercih kullandı ve  destek paketi vermemeyi seçti. Hatta Polonya 2008-2009 ortamında kamu harcamalarını da kıstı. Tabii  2004 yılında kurumlar vergilerini ve 2009 yılında gelir vergilerini düşürmüşlerdi. Bu adımların sonunda Polonya 2009 yılında 1.7 reel büyüme sergiledi. 2010 yılında da yüzde 2.6 büyümesi bekleniyor. Polonya'nın işsizlik oranı ise  7.4 düzeyinden sadece 8.9 düzeyine çıkmış. Ancak sosyal güvenlik ve işsizlik ödemelerinin artması gene de bütçe açığını yüzde 7.2 ve borç oranını da yüzde 50.7 düzeyine çıkarmış. Fakat bunlar Avrupa'daki bu dönem verilerine göre çok çok düşük mali oranlar. Hükümet GSYİH oranı olarak yüzde 2.4 oranında yani 12 milyar dolarlık özelleştirme ve varlık satışı yaparak borç oranını azaltmak çabasında. Karşılaştırma yapılabilmesi için eklersek, bir evvelki yıl sadece 3 milyar dolar civarında varlık satışı ve özelleştirme yapmışlardı. Arz yönlü iktisat yaklaşımını seven WSJ Polonya örneğini gündemde tutarak piyasa taraftarlarını memnun etmeye çalışıyor.   
Polonya'nın durumu yakından izlenmeli!