- Kuşkusuz her okurun bir dergiyi merak etme sebebi farklıdır. Ben Vogue'un çıkışını öncelikli tek bir sebepten dolayı bekliyordum: Neyyire Özkan'ın ne yapacağını görmek için. Özkan, Hürriyet'in efsanevi ekler yöneticisiydi. Bir süre önce ayrılmış NTV'ye geçmişti... Vogue yazılı basına dönüşü olacaktı bir anlamda. Nitekim Vogue'da pek çok sayfada, konuda onun izini görmek de mümkün oldu. İyi bir gazete-dergi okuru dergideki bir sürü fikrin ondan çıktığını anlayabilir. Vogue sayesinde Türkiye iyi bir dergicisine yeniden kavuştu; okur olarak çok sevindim.
- Vogue'un üzerinde ölü toprağı serili Türk dergiciliğine müthiş bir hareketlilik getirdiği kesin. Önceki gün Macro'dan alışveriş yapıyordum, her sepette bir tane Vogue vardı. Umarım her ay daha çok ilanla, daha da kalın çıkar. Kaldı ki Vogue lansmanı başka dergileri de harekete geçirdi. Elle, Elele ciddi ataklar yaptı bu ay. Belki bu vesileyle Pazar eklerinin çaldığı dergi tirajları geri döner.
- Vogue Türkiye, Amerikan baskısının boyutundan daha büyük. Bunu biraz yadırgadım, aynı boy olmasını beklerdim. Çantalara da daha kolay sığıyor Amerikan Vogue'u.
- Seçilen yazıtipi zor okunuyor. Oysa Vogue ve Vanity Fair gibi Conde Nast'ın lokomotif dergileri yazının en kolay okunması için en sade tırnaklı font'u kullanır, bizde kullanılan ve şık olacağı düşünülen font gözü yoruyor.
- 'The September Issue' belgeselinden de öğrendiğimiz gibi Vogue'u çıkaran ekip bazen yüz binlerce dolarlık çekimi çöpe atıyor. Vogue Türkiye'de böyle bir elemeden geçildi mi enim değilim. Çünkü biraz 'elde ne varsa koyalım' havası sezdim ben. Fotoğraf çekimleri birbirini takip etmiyor, aynı çekim içinde ciddi kopukluklar var. 'Gece yolcusu' ve 'Batılı göçmen' çekimlerinde devamlılık sorunu var.
- Önce dergiyi şöyle bir açarsınız, teker teker bütün sayfaları dolaşırsınız ve sonra da aklınızda kalanları okumak için geri dönersiniz. Vogue'da geri dönüp 'doya doya okunacak' yazı-konu eksikliği var. Bu konuda biraz daha çalışılması gerekiyor galiba. Şöyle uzun, dopdolu bir Vogue söyleşisi mesela... Ama 'bakılacak' çok şey var.
- Moda ikonlarının Vogue'a hoş geldin kartları muhteşem olmuş. Saklanası sayfalar... Modacıların eski eskizlerinin günümüze uyarlaması kıyafetler konusuna da bayıldım. Bir de 'Vogue'un Türkiye aşkı' başlığı altında dünyadaki Vogue baskılarının Türkiye'de yaptığı çekimleri hatırlatmışlar.
- Türkiye'de 'celebrity culture' üzerine dayanan işler yapmak eninde sonunda hepimizi bir duvara toslatıyor. Talk-show'cu için de geçerli bu, pazar röportajcısı için de, tabii dergici için de... Maalesef insan malzemesi kısıtlı, yeni isimler de kolay kolay çıkmıyor. Çıkanı da ezen bir kültür var. O yüzden de dergiler dönüp dönüp aynı isimlere başvuruyor. Vogue'un ilk sayısında da defalarca başka yerlerde haklarında her şeyi okuduğumuz insanlar var: Aşçı Elif Yalın'ın bir haftası, Defne Koryürek-Vasıf Kortun'un evi, Ece Sükan'ın gezdiği yerler, Mehmet Günsur'la röportaj... Bedri Baykam'dan alıntılayarak 'This has been done before' demek isterim: Hepsi daha önce yapıldı... Yeni ve ilginç değil. Vogue'un bir zamanların Vizyon'u gibi kendi gündemini, kendi şöhretlerini, kendi isimlerini yaratması gerek. Bu hep konu olan kişiler hem de onları kaleme alan imzalar için geçerli... Yeniyi arzuluyoruz...
- Popüler kültür üzerine yarı-sosyolojik değerlendirmeler yapmak, bu konularda GazetePazar ve Radikal İki tarzında makaleler attırmak da Vogue'da olmamış. Dahası bu Türk basınında 90'lı yıllarda kalmış, denenmiş, artık demode olmuş bir yöntemdi. Vogue, hızla masa başı yazarlığından kaçınıp Batı dergilerindekine benzer röportaj ve feature'lara yönelmeli.
- Nil Karaibrahimgil'in derginin tek köşe yazarı olarak açılış sayfalarında yer almasını bu yayının vaat ettiği potansiyele ve klasa yakıştıramadım. Karaibrahimgil iyi bir şarkı yazarı olabilir ama düz yazı işini, gazete ve dergi yazarlığını kıvıramıyor.
- Yazısı olduğunu bilmesem Nuray Mert'in Pakistan izlenimlerini okuyamayacaktım. Dergide aradım aradım bulamadım; iyi gizlemişler! Yazıyı bulmak için Nuray Mert'i aramak zorunda kaldım. Vogue'un potansiyel 500 bin okurunun böyle bir ayrıcalığı yok tabii ki...
- Vogue'un reklam sayfaları arasında gezerken 'İyi ki Beymen var' dedim kendi kendime. Açılış reklamlarının neredeyse tamamı Beymen ve Beymen ilintili markaların ilanlarından oluşuyor. Umarım Beymen bu ilan potansiyelini sürdürür.
- Ve en önemli soru: Vogue'u bir daha alır mıyım, yeni sayısını bekler miyim? Elbette.