Ahmet Ertegün’ün ölümünün ardından yazdığım yazılarının birine usta gazeteci Mehmet Barlas’tan itiraz gelmişti. Ertegün gibi kendi ülkeleri dışında, özellikle de Amerika’da başarılı olmuş isimler için yeni, melez bir kavram üretilmesi gerektiğini yazmıştım. Ertegün benim için ne tam Türk’tü ne de tam Amerikalı. Beyaz Türkler, Siyah Türklerden sonra “Amerikalı Türkler” diye de bir kategori açılabilirdi.
Mehmet Barlas o gün buna karşılık “Türk diasporası” kavramını öne sürmüştü...
Geçen gün Ermeni Tasarısı ABD Kongresi’nde Komisyon’dan geçince ister istemez “Türk diasporası” kavramını düşündüm.
Ve Barlas’ın o dönem söylediğinin aksine aslında hâlâ yurtdışında bir Türk diasporasından bahsedilemeyeceğini...
Kesinlikle, Vural Öger ya da rahmetli Ahmet Ertegün gibi adlarını Edirne’nin çok ötesinde kabul ettirmiş önemli işadamları, güç sahibi figürler var ama bunları tekil başarılar olarak görmek daha doğru.
Hele hele Türk diasporasından beklenen yurtdışında Türkiye için çalışmasıysa özellikle Ertegün’ün mirası bu açıdan yıllardır tartışmalı. Dahası, ölümünden hemen kısa bir süre sonra Amerika’daki Ermeni diasporasının önde gelen mensupları onun “soykırımı” tanıdığını, Türkiye’nin de bunun kabulü için neler yapılması gerektiğini düşündüğünü yazmışlardı.
Abartılı bir yorumlama olabilir ama Türk kaynaklar da Ertegün’ün “soykırım” konusunda özenli bir objektiflik içinde olduğunu kabul ediyor.
Dünyada kuvvetli bir Türk diasporası olsaydı “soykırım” kararı Komisyon’dan böyle kolay geçer miydi?
Kuvvetli bir diasporanın olmazsa olmazı etki gücüdür. Etki gücü de günümüzde parayla ölçüşüyor. Maalesef, dünyadaki önemli Türk işadamları ve para sahipleri dediğimizde rahmetli Ertegün’ün yanında, ona denk başka isim saymakta zorlanıyoruz.
Yurtdışında Türklerle az-çok temas etmiş biri ortak hareket etme gibi konularda ne kadar kısır kaldığımızı da görür. Türkiye’de ne kadar bölünmüşsek yurtdışında da aynısı geçerli; başarmış, kendini kanıtlamış, entegre olmuş Türkler ırklarının ötesinde bir çevreye dahil olmayı daha çok tercih etmiyor mu?
Bütün bu söylediklerimin sağlamasıdır Komisyon’dan geçen tasarı aslında. Kuvvetli bir Türk diasporası Amerikan hükümeti üzerinde de baskı oluşturabilir, çekinmelerini sağlayabilirdi. Dünya çevresinde Başbakan’ın bütün çıkışlarına, kabadayı tavırlarına rağmen pek fazla ciddiye alınmadığımızı, “soykırım” konusunda Batılı ülkelerin Türkiye’nin sözünü pek dinlemediğini de maalesef kabul etmek zorundayız. Bu bir etkinlik eksikliğidir...
Türkiye’nin çabaları Batılıların algısındaki “soykırım” inancını değiştirmeye yıllardır yetmiyor, bundan böyle de geri bir adım atılamayacak ne yazık ki. Resmi olarak kabul edilsin ya da edilmesin Batılılar Türkiye’nin bütün tezleri çürütme girişimlerine karşın 1915’te olanları “soykırım” olarak kabul ediyor, telaffuz ediyor. Doğu Perinçek’in soykırıma karşı açıklamaları yüzünden İsviçre’de başına gelenleri unutmayalım.
Dünyada bir Türk diasporasından söz edilse “soykırım” üzerine bu kadar rahat konuşulur mu? Başkan Obama “Meds yeghern” kelimesini kullanıp seçim öncesinde Ermeni diasporasına vaatlerde bulunur muydu kolay kolay? Nitekim, Obama yönetimi seçim öncesi vaatlerini bir bir yerine getirmek yolunda istikrarlı bir çizgide bu konuda.
Türk diasporasının -varsa eğer- çıkan cılız seslerine karşı Ermeni tezinde bizlerin en büyük destekçisinin dünyanın Yahudileri olduğu da gerçek. Bernard Lewis gibi önemli tarihçilerin Ermeni soykırımı iddialarına karşı önemli çalışmaları var.
Ne ilginç ki Türk aydınları Ermenilerden özür kampanyaları yaparken, bizim ötekileştirdiğimiz birileri bizler için emek harcadı yıllarca.
Maalesef, Davos’taki “one minutes” gibi fevri, günü kurtarmaya yönelik, B planı olmayan, arkası düşünülmeden yapılan çıkışların bedelleri bir şekilde ödeniyor. Bugüne kadar hep dostumuz olan Yahudilerin uluslararası arenadaki desteğinin eksikliğini daha uzun yıllar hissedeceğiz ve gündelik hareketlerin bedelini toplumca ödemeye devam edeceğiz. ABD Kongresi’ndeki karar henüz ilk adımdır.
Diasporamız yok ama şarabımız var
Bİr haftadır İstanbul’da çok ilginç şeyler oluyor. İki ayrı organizasyon için dünyanın en önemli şarap uzmanları şehrimizde. Geri dönüşünü uzun vadede alacağımız ve çok faydalı olacak bir orgnizasyon bu. Çok önemli şarap uzmanları Türk şaraplarını tadıyorlar ve hemen hepsi ülkelerine geri döndüğünde bu konularda makaleler yayınlayacaklar. Dikkat edin, yabancı yayın organlarında önümüzdeki aydan itibaren Türk şarabı üzerine yazılar çıkacak.
Geçtiğimiz cuma akşamı Mimolett’te “Masters of Wine” yemeğinde şarap uzmanlarıyla Türk şarap üreticileri bir araya geldi.
Hürriyet’ten Demet Cengiz Bilgin de önceki gün şarap uzmanlarının verdiği notları açıkladı. Pek çok şarapsever için şaşırtıcı sonuçlar çıktı.
Şarap uzmanları en yüksek notu Kavaklıdere Pendore Boğazkere 2008’e vermiş. Pek çokları için büyük bir sürpiz olduğuna eminim. Şahsen ben uzun zamandır Kavaklıdere içmiyordum. Bende biraz zamanın gerisinde kalmış, yeni şarapçıların (Kayra, Corvus, Büyülübağ vs.) dinamizmine ulaşamamış gibi bir imajı vardı Kavaklıdere’nin... Öyle olmadığına, ciddi yatırımlar yaptığına eminim ama belki de bir “imaj kampanyası” eksiklikleri vardı.
Pendore’yi ilk kez Changa’nın sahibi Tarık Bayazıt’tan duymuştum, çok iddialı ve başarılı bir şarap olduğunu söylemişti. Tatmaya fırsat bulamadım bir türlü. Hatta önyargılarımı da yenemedim Tarık ilk söylediğinde de...
Aldığı en yüksek notu görünce şimdi pek çok şarapsever gibi bende de ciddi bir Pendore merakı başladı. Merak en önemli pazarlama unsuru değli mi?
İşte tek bir haberle Kavaklıdere zihnimdeki algıyı yıkmaya başladı bile ve daha tatmadan çok heyecanlandım. Başkalarından da biliyorum, bu sonuçların nasıl etkili olduğunu.
İç piyasaya böylesi bir canlılık getiren şarap uzmanlarının bir de Türk şarabı için dünyada sağlayacağı katkıyı düşünebiliyor musunuz?
Belki dünyada bir Türk diasporası yok ama Türk şarabı olacak...