Deniz Gökçe deniz.gokce@aksam.com.tr

kategori2

Herkes tercihlerinin bedelini öder

Dün IMF sözcüsü Caroline Atkinson, Türkiye ile IMF'in stand-by görüşmeleri yapmayı sonlandırdığını açıkladı.
Yani Türkiye IMF ile anlaşma yapmayacak.
Bunun anlamı mayıs ayında gene bir IMF heyetinin  ülkemize gelecek olması ama  bu heyetin stand-by anlaşması ile hiç alakası olmadığı, tersine  her yıl, yıl boyu yapılan 4'üncü madde çerçevesindeki konsültasyon için ülkemize gelecekleri!
Böylece Türkiye ile IMF arasındaki uzun zamandır süren stand-by anlaşması macerası bitmiş oluyor. Hazine'nin internet sitesindeki bir açıklama da bu durumu teyit ediyor.
Türkiye, genelde her yıl yapılan bu tür konsültasyonlara 2007 yılından beri muhatab olmamıştı, çünkü stand-by görüşmeleri yapmakta idi.
Türkiye'deki ekonomik yorumcuların büyük çoğunluğu  ülkenin IMF fonlarına gereksinmesi olmadığını düşünmekte idiler. Bu köşeyi izleyenler ise bilirler: Ülkemizde ekonomik analiz yapan kişiler arasında biz, birkaç kişinin daha katılımı ile, IMF ile anlaşma fikrini destekleyen küçük bir azınlık arasında bulunuyorduk.
Ülkemizde IMF anlaşmasına karşı çıkanlar ülkenin sayılarını doğru değerlendirmiyorlar. Rating yükselmeleri sanıldığı gibi son ekonomik durumun mükemmelliği ile ilgili değil. Tersine dünya geneli çok zor durumda olduğu için bizim durum iyi gözükmekte ve bize dair piyasa ratingleri de haksız olarak sırıtmakta idi.
Siyasetçiler ise gelecek genel seçimde IMF ile anlaşmış olmakla itham edilmemek ve oy kaybetmemek için IMF'den uzak durmaktalar. Ama bu durum bundan sonra ciddi boyutta kemer sıkmaya mecbur olmamız anlamına geliyor.
Dikkatli bir göz Orta Vadeli Programda büyüme sayılarının ülkenin geçmiş ortalamasına ancak üç dört yıl sonunda geleceğini ve işsizlik sayılarının da en az üç yıl düşmesinin beklenmediğinin programda yazılı olduğunu görebilir. Yani OVP kamu bütçesi ve borçlanmasının, üç yıllık seçim ve global kriz ortamında bozularak  ülkeyi mali açıdan en az üç yıl geri attığını, dolayısı ile programın isitihdam ve büyümeyi değil mali yapıyı yeniden güçlendirmeyi hedeflediğini görebilirler.
Türkiye ekonomisi 2009 yılında ve 2010 yılının başından beri hızla toparlanmakta idi. Ama toparlanma demek 'Olimpiyatta maratona katılabiliriz!' demek değil. En az üç yıl yeniden ciddi kemer sıkmamız gerekiyordu.
Şimdi piyasalarda faizlerin ve döviz kurlarının yükseldiği ve kamu finansmanının zorlaştığı bir döneme hazırlıklı olmalıyız. Bunun da kendi rasyonel olmayan tercihlerimizden kaynaklandığını anlamalı ve ağlaşmayı kesmeliyiz. Her ikisi de yukarı doğru gitmeye başladı.
Tabii unutmamamaız gerekn de bir ekonomik tercih değil, bir siyasi tercih yaptığımız!
Bu son ve yeni siyasi tercih ortamına, zaten yükselmekte olan dış ve iç enflasyon da eklenince, gidişatın değişeceğini göreceğiz. Petrol fiyatlarını da yakından izlemek gerekecek. Son günlerde 80 doların üstüne çıktıklarını da ıskalamamamız gerek.
Bugünün dünyasında bağımsızlık diye bir şey yok. Hele yılda 50 milyar dolara yaklaşan enerji ithalatı yapan bir ülke bağımsız olamaz. Bugünün dünyasında ve bugünün şartlarında her ülkenin eli,  her ülkenin cebinde.
Eğer IMF ile anlaşma olsa idi, gelecek olan örneğin 20 milyar dolar veya 30 milyar TL boyutundaki fonu, Merkez Bankası döviz rezervlerine ekleyip, Hazine'ye TL geçirip, bu fonlarla kamu finansmanını rahatlatarak, kredi vermek yerine kamu kağıdı almayı seçen bankaları, yeniden  kredi vermeye döndürebilirdik.
Şimdi bu alternatifi kaybetmiş bulunuyoruz. Ve özellikle orta ve küçük boy şirketlerin çok gereksinmesi olan kredi, sanıldığı boyutta gerçekleşmeyecek, faizler de daha ağır olacak. Yurtdışından yapılan değerlendirmeler de daha çok risk algısı içerecek.
Yaptığımız, tekrar edelim, siyaset hedefli bir tercihtir ve her kişi, şirket, kurum ve toplum tercihlerinin bedelini öder!
Bu arada da IMF'den fon alan Polonya'nın Avrupa'nın tümünde eksi reel büyüme yaşamayan tek ülke olduğunu da unutmamamızı bir kere daha ikaz ederek hatırlatıyoruz.
 Bu siyasi tercih, ülkeyi yönetenlerin vatandaşların ekonomik gelişmelere  reaksiyon vermekten çok, siyasi konulara öncelik verdikleri inancına dayanıyor.
Yani siyasetçinin tercihi, vatandaşın sandığa giderken, ekonomik faktörlere değil de, hayali siyasi kavramlara, örneğin 'bağımsızlık gibi' aslında bugünün dünyasında var olmayan şeylere prim vereceğini düşünmesinin sonucu!

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3