AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2010-03-12
Dünyanın çeşitli, ülkelerinde kamu bütçe açıkları ve kamu borç stoğunun sorgulanması ve piyasaların endişelenmesi krizlerin normal her zaman görülen bir sonucudur. Burada bir sürpriz yok. Ancak kriz dünyanın gelişmiş ekonomilerinin yapısında üç adet çok belirgin 'fay hattını' ortaya çıkardı.
Nedir bu fay hatları ? George Magnus'a göre, birincisi kriz birçok ülkede banka sistemini kırdı, döktü, hırpladı ve zayıflıklarını ve bozukluklarını ortaya çıkardı. Banka sisteminin tamiri ise kamu kesesinden ve vatandaşa hali ile aksedecek çok büyük maliyet gerektiriyor. İkincisi , krizin gelişmiş ülkelerde gelişen ülkelerden çok daha yaygın ve derin olması, birçok Batılı gelişmiş ülke hükümetini büyük bir şoka soktu, çünkü hükümetler krizin yarattığı durgunluk ortamında vergi hasılatlarının büyük bir kısmını kaybettiler. Bu nedenle de uluslararası dayanışma destekleri taraftar bulamıyor. Üçüncüsü, kriz birçok kamusal veya sosyal kurumun aslında ne kadar kırılgan ve sürdürülemez yapıda olduğunu ortaya koydu. Çünkü sağlık ve emeklilik gibi birçok 'yaş ile ilişkili sosyal destek kurumu' yani emeklilik fonları ve sosyal güvenlik sistemlerinin kamu bütçesine ne kadar maliyet yarattığı da ortaya çıktı.
Yani dört OECD ülkesinde, yaşlanma ile ilgili emeklilik ve sağlık harcamalarının en hızla arttığı dört ülkede, kamu bütçe ve borç sorununun en ağır boyutta yaşanması ise tesadüf değil ! Bu dört ülke Yunanistan, Portekiz, İspanya ve İrlanda ! Hatırlanırsa, Türkiye 'birinci fay' denen banka sistemi konusunda faturayı 2001 krizi sonrasında ödemişti. Bu sefer ödemesi de gündemde değil, ama bu dört ülke bankacılık faturasını ağır bir şekilde ödeyecek. Çünkü bankacılık sistemindeki yapısal sorunlar kendiliğinden ortadan kalkmaz.
İkinci fay hattına dönülürse, kaybolan vergi hasılat kaynaklarının, işsiziliğin uzun süre yüksek kaldığı ortamda kendiliğinden geri gelmesi de gerçekleşmez, bu nedenle yeni büyüme kaynakları ve dolayısı ile vergi hasılatı kaynakları bulunmak zorunda. Bu da toplumun üzerindeki sosyal ve ekonomik yükü artırır. Türkiye hatırlanırsa bu konuda IMF yardımı olarak 40 milyar dolar almış ve böylece kamu fiyatlarına zam yaparak borcu enflasyonla silmek alternatifine gitmemiş, dış destek sonrası da ihracatı ve vergi hasılatını artırarak daha hızlı büyümeyi sağlamış ama vergi faturası da oldukça yüklü olmuştu. Ve üçüncü fay hattını oluşturan toplumun yaşlanması ile ilgili sorunlar yani emeklilik sistemleri ve işgücü piyasasında çöküş ve işsizlik ödemesi ve desteği sorunları da reform gerektiren temel sorunlardır. Reform da kendiliğinden olmaz bu nedenle siyaset yani hükümetler, bir şeyler yapmak zorundadır. Hatırlanırsa Türkiye bu emeklilik ve sağlık konusunda yapmaya çalıştığı reformlarda siyasetin kilitlenmesi sonucu çok zorlanmış ve sonunda sosyal güvenlik ile ilşkili bütçe açıkları GSYİH oranı olarak yüzde 5 civarında kemikleşmiş ve yılda 35 milyar doları aşmıştı. Bu açıklar hala büyümekte ve ancak 2040 civarında biraz azalmaya başlayacak.
İşte tam bu noktada dünyada siyasetin durumu da incelenmek zorunda. Bilindiği gibi örneğin Yunanistan konusunda Almanya oldukça katı yaklaşıyor, Fransa ise daha çok destek taraftarı. Fransa'da euronun geçirdiği değer kaybına yaklaşım Almanya'dan neden farklı?
Fransa Ekonomi Bakanı Christine Lagarde geçen hafta yaptığı bir konuşmada Yunanistan kökenli krizin zararı kadar faydası da olduğunu, euronun değerinin 1.5 dolar eşit 1 euro düzeyinden, 1.36 dolar eşit bir euro düzeyine düşmesinin, yani değer kaybının, Avrupa ülkelerinin ihracat performanslarını güçlendirerek daha kuvvetli büyümeye yol açtığını gündeme getirmişti. Yunanistan konusunda olumlu bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Perde arkasında bilinen ise Sarkozy'nin bir süre sonra Fransa seçimlerinde rakip olarak karşısına çıkacak olan Strauss-Kahn'ın yönettiği IMF'in Yunanistan konusunda ön planda olarak, başarılı gözükmesini istemiyor ve bu nedenle de Yunanistan'a Avrupa Birliği'nden acil yardım edilmesini gündemde tutuyor. Ayrıca bu girişimle AB taraftarı gözükmüş olması ona prestij kazandırıyor.
Halbuki Merkel'in durumu farklı. Merkel ülke içinde çok zor durumda. Her AB vatandaşının kafasında Yunanistan'ın kurtarılması için gerekli finansmanın Almanya'dan geleceği inancı var. Alman vatandaşları ise kimseye de destek vermek istemiyorlar. Merkel kendi partisi Hristiyan Demokratlar ile aşırı piyasacı Serbest Demokratlar arasındaki koalisyonda daha önceki Sosyalist Parti ile yaptığı koalisyondaki kadar rahat değil. Ne sağlık reformunda, ne Refah sistemi reformunda ne de nükleer enerji yatırımları konusunda Guido Westerwelle adlı ortağı ile anlaşıp sonuca varamıyor, bu da koalisyonu çok zayıflatmış ve Merkel'in popülaritesini zayıflatmış durumda. Bu nedenle Merkel vatandaşları Yunanistan'a desteğe karşı iken, desteği gerçekleştiremiyor.
Tabii Fransız Bakan Bayan Lagarde'ın euronun değer kaybı ihracatı artırır şeklindeki ekonomi tezi de ciddi şekilde sorgulanıyor. Şu anda Citigroup baş iktisatçısı, ünlü Yale ekonomisti, eski Avrupa Kalkınma Bankası yöneticisi ve İngiltere Merkez Bankası Politika Komitesi üyesi, London School of Economics mensubu ve Avrupa'yı iyi tanıyan Hollandalı Willem Buiter, ABD'de sadece nominal rigidite denen katılıkların olduğunu, ülkenin sadece yüzde 15 dışa açık olduğunu ve devalüasyon sonucu fiyat artışının fazla olmayacağını, bu nedenle ABD'de devalüasyonların işe yarayacağını, halbuki AB içinde emek piyasasında sendikaların gücü nedeni ile reel rigidite olduğunu, reel ücretlerin düşürülemediğini ve dışa açıklığın çok yüksek oranda olduğunu gündeme getiriyor. Tercüme etmek gerekirse, reel ücretlerin çok katı ve değiştirilemez olması ve dışa açıklığın daha yüksek olması AB içinde devalüasyondan rekabet gücü ve kazanç sağlamanın daha zor olması demek. Yani Yunanistan ve İspanya'nın emek piyasasını esnek hale getirmeden ve reel ücretleri de düşürmeden, Almanya'dan ihracat pazarı kapmalarının salt euro devalüasyonu ile pek mümkün olamayacağını gündeme getiriyor. Özetle Yunanistan sonunda borçlanabilmeye başlamışken ve gündeme getirdiği tasarruf paketleri de sonunda genel kabul görürken, şimdi uzun dönem sorunları tartışılmaya başlandı.