AKŞAM GAZETESİ | Ali Ulusoy | 2010-03-12

kategori2

Ankara toplu taşıma kaosunda kim haksız?

Ankara'da otobüs, dolmuş, metro gibi toplu taşıma tarifelerine zam öngören Büyükşehir Belediyesi kararının idari yargı tarafından iptal edilmesi üzerine tam bir kaos hakim. Benim bu olayda dikkatimi çeken asıl husus ise olayın tüm taraflarınca yapılan vahim hukuki hatalar.
Anlayabildiğim kadarıyla olayın özü şu: Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin ilgili birimi 2003 yılında toplu taşıma tarifelerinde zam öngörüyor. 2004'te ise tarifelere %50 oranında yeni bir zam yapılıyor. Tüketici dernekleri bu zammı idari yargıya taşıyor. İdare mahkemesi bu zammı belediyenin takdir yetkisi içinde görüyor ve iptal etmiyor. Danıştay 8. Dairesi ise temyiz aşamasında, bu zammın gerekliliği ve oranı hususunda belediyece önceden yeterli teknik çalışma yapılmadığını ve zammın bu boyutta olmasının haklı nedeni olmadığını düşünerek bu kararı hukuka aykırı buluyor. Bunun üzerine belediye, yeni bir karar alarak, 2003 yılından bu yana olan enflasyon ve maliyet artışlarını da dikkate alarak geçtiğimiz aylarda tarifeleri yeniden belirliyor. Yeni tarife 2003 yılı rakamlarına göre %80'lik bir zam içeriyor. Bu yeni oran da idare mahkemesince iptal ediliyor. Böylece hukuken 2003 tarifelerine geri dönülmüş oluyor. Günümüz koşullarında çok düşük kalan bu tarifeye ise dolmuş ve halk otobüsü işletmecileri ile belediye yönetimi isyan ediyor.
Olayda, Ankara Büyükşehir Belediyesi yönetiminin de, Danıştay 8. Dairesi'nin de, davacı tüketici derneklerinin de hukuki yönden açık hataları var.
Danıştay 8. Dairesi'nin hatası, iktisadi bir kamu hizmetinden yararlanmaya ilişkin tarife belirlemede idarenin geniş takdir yetkisi bulunduğu kabul edilmesine karşın, fazla sınırlayıcı bir tavır takınması.  İdare hukukunda genel kabul gören yaklaşım, idarenin bu tür konulardaki takdir yetkisine çok ağır ve bariz bir değerlendirme hatası bulunmadıkça müdahale edilmemesi yönünde. Diğer büyük kentlerdeki tarifeye göre birkaç kat daha yüksek bedel belirlenmesi gibi çok fahiş bir durum varsa idari yargının iptal kararı haklı olabilirdi. Ancak somut olayda böyle bir olgu bulunmadığı anlaşılıyor.
Ankara Büyükşehir Belediyesi yönetiminin hatası, tüm işlemlerinin idari yargının denetimine tabi olmasını bir türlü kabullenmemesi. Kamuoyunda, yargıyı yeterince kaale almadığı izlenimi yaratması. Takdir yetkilerinin yargı tarafından denetlenemeyeceği ve tek denetimin halkın gelecek seçimlerde oy vermemesi olacağı gibi Türk pozitif hukukunda da Batı demokrasileri hukuk sistemlerinde de hiçbir geçerliliği kalmayan arkaik yorumlardan medet umması. Anayasadaki takdir yetkisinin denetimine ilişkin sınırlamanın hukuk sistemimizde uzun süredir geniş yorumlandığını ve takdir yetkisinin hiç denetlenemeyeceği anlamında değil, yerindelik denetimi yapılamayacağı anlamında uygulandığını göz ardı etmesi. Denetlenme olgusuna bu kadar antipatik yaklaşarak, aslında haklı olduğu bir konuda dahi kamuoyunun desteğini alamaması.
Tüketici derneklerinin hatası ise, sivil toplum kuruluşları olarak mücadelelerini siyasi ve demokratik boyutta yapmaları gerekirken, kolaycı bir yaklaşımla yargıyı bu işlere alet etmeleri. Popülizme yönelme eğilimleri.
İktisadi nitelikli kamu hizmetlerinden idarenin makul ölçüde kar elde etmesi hukuken mümkün. Zira idareler, bazı iktisadi kamu hizmetlerinden elde ettikleri karı zarar eden veya bedelsiz sunulan başka hizmetlerin finansmanında kullanabilirler. Bu türden çapraz sübvansiyonlar idare hukuku açısından mümkün. Ancak bu kar oranının ölçülü olması da şart.
Yani idare hukukunda 'kamu hizmetlerinde kar amacı olmaz' diye bir kural yok. Ne de olsa hiçbir hizmet gerçekte bedava değil. Sorun aslında faturayı kimin ödeyeceğinde...