AKŞAM GAZETESİ | Deniz Ülke Arıboğan | 2010-03-12

kategori2

Ermeni tasarısı üzerine gözlemler

Bahar ayları geldiğinde gündemimizin ana maddesi haline Ermeni tasarısı, bu yıl birçok analist tarafından farklı perspektiflerden değerlendirildi. Kimileri bu durumu ABD'ye giydirmek için bir fırsat olarak değerlendirirken, kimileri AKP hükümetini ve Ermenistan politikasını başarısız ilan etti; kimileri de sanki bu durum ilk defa gerçekleşen bir hadiseymiş gibi feveran halindeydi. Bu yıl ortaya çıkan eğilimlerden birisi de 'Ermeni Tasarısı'nın temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp yeniden önümüze konulmasından duyulan rahatsızlıktı. Gerçekten de gerek medyada, gerek dışişlerinde, gerekse üniversite camiasında yoğun bir bıkkınlık atmosferinin hakim olmaya başladığı ve bu işten artık iyice sıkıldığımız ayyuka çıktı. Bu bıkkınlık halinin konuyla artık ilgilenmeme ve 'ne olursa olsun' deme noktasına gelmesi durumunda politik bakımdan dezavantajlı konuma geçeceğimiz açık. Lakin tasarının ABD kongresinde kabul edilmesini, Türkiye'nin ittifakları ve dünyadaki konumu açısından bir milat haline getirmek de son derece yanlış. Bugün gelinen noktada kısa bir analiz yapabiliriz.

1- ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nce kabul edilen tasarı henüz yasalaşma açısından başlangıç noktasındadır. Bu tasarının ilgili alt komiteden geçtikten sonra Temsilciler Meclisi ve Senato'nun Genel Kurullarına getirilmesi gerekir. Her iki kurula sunulan karar tasarılarının birbirlerinden farklılık göstermesi halinde ise aynı sürecin alt komiteden başlayarak yeniden yapılması ve kabul edilen tasarının başkanın onayına sunulması gerekecektir. Tasarı bu noktadan sonra yasalaşır. Bugün gelinen noktada, alt komiteden çıkan karar tarihte ilk değildir. Bu konuda daha önce de benzer kararlar alınmış (en son 2007'de olmak üzere), hatta tasarı 1975 yılında bir sonraki aşamaya kadar gelip Temsilciler Meclisi'nden de geçmiştir. Bu nedenle şimdiki durumda paniğe, öfkeye ve hayrete gerek bulunmamaktadır.

2- ABD'nin bu konuyu karşılıklı ilişkilerimizde bir sopa olarak kabul ettiği ve her yıl tasarıyı masaya sürmek suretiyle Türkiye'den bazı tavizler kopartmaya çalıştığı izlenimi uyanmaktadır. Son dönemde Amerikan hükümetinin bu konuyu Ermenistan ile Türkiye'nin ilişkilerini düzenlemek maksadıyla da kullanıldığı söylenebilir. Bu açıdan, tasarının geçmesi halinde ABD'nin çok önemli bir dış politika kozundan mahrum olması söz konusu olacaktır. Sopayı vurmaktansa, vururum tehdidini savurmak, iş görmek bakımından daha verimlidir (tabii karşı tarafı tehdidinizin ciddiyetine ikna ettiyseniz). Ne de olsa, başkanların tasarıyı engellemek için her girişimleri, bizleri kendilerine minnettar kılmakta ve başkana olan sevgi ve ilgimiz doruklara çıkmakta. Biz, başkanların, tasarıyı -özellikle son saniyede- engelleyenini severiz.

3- Hükümetimizin daha önce de birkaç kez alt komitede kabul edilmiş olmasına rağmen, bu tasarıya karşı büyükelçimizi geri çağırarak tepki göstermesi psikolojik bir zafer arayışının göstergesi olabilir. Sembollerin, jestlerin bu denli önemli olduğu bir politik toplumsal atmosferde, bir ileriki aşamaya geçmemiş/ geçirilmemiş bir tasarının topluma başarı olarak takdim edilmesi kolay olacaktır. Türk halkının, dış politika jestlerine karşı çok hızlı ve olumlu tepki vermesinin bu tür bir PR çalışmasının alt yapısını kurmada elverişli olduğu söylenebilir. ABD'yi dize getiren ve yasanın Meclis'e getirilmemesini sağladıktan sonra elçisinin geri dönüşüne izin veren güçlü ve basiretli bir yönetim görüntüsü kuşkusuz halk arasında da prim yapacaktır. Eğer konu böyle değilse elçimizi neden daha önce değil de, şimdi geri çağırdığımızın açıklamasını bulmak gereklidir. Belki de ABD ile ilişkilerimizin biraz gerilmesi ya da dengelenmesi için bu bir fırsat olarak görülmektedir. Ya da Türkiye'nin elçisini geri çekmesi ilk defa bu sefer daha anlamlı ve etkili olur diye düşünülmüştür. Yorumu bizlere kalmış...

4- Daha önce Arjantin, Avusturya, Belçika, Ermenistan, Fransa, Hollanda, İtalya, İsveç, İsviçre, Kanada, Güney Kıbrıs, Lübnan, Litvanya, Polonya, Rusya, Slovakya, Şili, Uruguay, Vatikan, Venezüella, Yunanistan gibi ülkelerin kabul ettikleri bu tasarılardan sonra o ülkelere karşı ne tür yaptırımlar uygulayabildik ve sürdürebildik diye sormak gerekir. Rusya'ya az kızıp, ABD'ye çok kızmamızın manasını ve nedenlerini hep birlikte düşünmemiz gerekir.

5- Yapılan oylamada Yahudi lobisinin bizlere verdiği tarihsel desteğini çekmesine ve Demokratların üstün tavrına rağmen skor başa baş seyretmiş ve son saniye üçlüğüne kadar da heyecan devam etmiştir. Bu durum lobicilik faaliyetlerinin artık bizler ve özellikle ABD'de yaşayan Türkler tarafından da öğrenildiğini gösterebilir. Tabii bu işte lobilerin gerçekten esaslı bir rolü varsa...