AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2010-03-13

kategori2

Pislik yokuş aşağı akar

Bu köşeyi takip edenler Deniz Gökçe'nin IMF ile anlaşma yapılıp ucuz kaynak sağlanarak, istihdam ve büyümede Orta Vadeli Program'dan daha iyi bir sosyoekonomik durum sağlanabilmesi için yazıp çizdiğini bilirler.
Ancak hükümet aylarca, nerede ise yıl boyu süren bir tartışma ve bekleme süresi yarattıktan sonra bu hafta birden IMF rafa kalktı. Bu gelişmeyi riskli bulduğumu, siyasi bir tercihin, ekonomik durumu riske attığını dün gayet açık ve seçik bir şekilde gündeme getirdim.
Ancak düşüncemde tek değilim. Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi meslektaşım Dr. Seyfettin Gürsel de aynen benim gibi düşünüyor. Aşağıda onun bu konudaki yaklaşımını özetleyen ikaz yazısını aktarıyorum.
Seyfettin Gürsel ne diyor?
'Şimdi IMF'siz yola devam etmenin koşullarını ve sonuçlarını tartışmanın zamanıdır.
2000 yılından beri ekonomi IMF anlaşmalarının belirlediği hedefler ve politikalar çerçevesinde yol alıyor. 2000 Ocak ile Mayıs 2007 arasında IMF fiilen devredeydi. Son iki yıldır formel bir anlaşma yoktu ama olacağına dair bazen güçlenip bazen zayıflayan bir beklenti vardı. Bundan böyle durum farklı. Türkiye ekonomik zeminde kendi ayaklarının üzerinde durmasını öğrenmek zorunda kalacak. Bu öğrenme süreci kolay olmayabilir. Ama başarılı olunursa Türkiye dünya ekonomisinin birinci ligine yükselir.
Tabii bu işi beceremeyip yeniden IMF'in kapısını çalmamız da olası.
Hükümetin IMF ile ne konuda anlaşamadığını doğrusu çok merak ediyorum. Umarım Ankara'dan ya da Washington'dan becerikli gazeteciler yakında bizi bu konuda çok daha detaylı şekilde aydınlatırlar. IMF ile anlaşmayı desteklediğim biliniyor. Büyüme hızını yükseltmek, dolayısıyla işsizliği azaltmaya başlayabilmek için, faizleri düşük düzeyde tutacak, kuru kontrol edecek, seçimler nedeniyle harcamalara gaz verilmeyeceğini garanti altına alacak bir güven kaynağına, diğer ifadeyle bir çıpaya ihtiyaç vardı. Bu çıpayı yaratmanın en kestirme yolu da IMF anlaşmasıydı.
Hükümet de daha çok büyüme, daha az işsizlik isteyeceğine göre, IMF ile anlaşmamayı tercih etmesinin esaslı nedenleri olmalı. Yüksek sesle düşünelim.  İlk akla gelen, Türkiye'nin kredi notundaki yükselmelerin faizleri ve kuru en az bir yıl boyunca kontrol altında tutacağına, 25 milyar olarak tahmin edilen cari açığın da sorunsuz finanse edileceğine hükümetin inanmış olmasıdır. Bu koşullarda seçime kadar maliye politikasında serbestlik mümkün olacaktır. Eğer hazır olan mali kural çok gecikmeden 2011 yılından itibaren uygulanmak üzere yasalaştırılırsa, piyasalara yeterince güven de verilebilir. Kısacası, genel seçimlerin eşiğinde bütçeye IMF'nin burnunu sokması istenmemiş olabilir.
İkinci akla gelen, son zamanlardaki değişme emarelerine rağmen IMF'nin kötü şöhreti nedeniyle prestij kaybı riski AKP iktidarını endişelendirmiş olabilir. Muhalefetten, özellikle de MÜSİAD ve Saadet Partisi kanadından gelecek 'milli görüş' üsluplu eleştiriler ile CHP ve MHP kanadından gelecek, 'ekonomi kötüye gidiyor ki IMF ile anlaştılar' tarzı eleştirilerin seçim sathı mailinde gündeme gelmesi 'zararlı' görülmüş olabilir.
IMF ile müzakerelere nokta konulmasının nedeni ne olursa olsun sonuç değişmiyor. Kısa vadede hükümetin mali disiplinin bozulmayacağına dair güven vermesi gerekiyor. Mali Kural'ın bir an önce TBMM'ye sevk edilmesi artık şart oldu. Ama bu yetmeyebilir. Enflasyon beklentileri ve faizler yükselme eğiliminde. Sanayi üretimi artıyor ama çok yavaş bir tempoyla. IMF'siz 2010 büyüme tahminimi yüzde 4,5 olarak açıklamıştım. Bu tahminimi koruyorum. Bu büyüme temposu işsizliği aşağıya çekmek için yeterli değil. Ama öyle anlaşılıyor ki hükümet kendine güveniyor. IMF'nin ucuz kaynağı olmadan daha yüksek büyümeyi başaracağını düşünüyor. Umarım haklı çıkar.'
Bakalım, entel dantel, romantik, bağımsız iktisatçılarımız, plancı ulusalcılarımız, Ayşe Teyze-Ali Rıza Bey mi haklı çıkacaklar, yoksa ben ve Seyfettin mi? Seyfettin Gürsel ile aynı endişeleri taşıyoruz. İnşallah haklı çıkmayız!
Unutmayalım, fatura her zaman 'hayatla boğuşan normal vatandaşa' çıkar. Medya ve  entel dantel iktisatçılarımız ise,  her zaman 'ayaklarını uzatıp keyif yaparken ' yeni eksantrik fikirler üretebilirler.
Riskin özeti, aşağıdaki İngilizce cümlede saklıdır : 'Shit always flows downhill!'